Zül Celali Vel İkram İsm-i Celili

MEHMET ALİ BAL

MEHMET ALİ BAL
Zül Celali Vel İkram İsm-i Celili
 
“Zül Celali ve-l İkram” İsmi Celili “Celal (Azamet ve Kahır)  ve İkram Sahibi” manasındadır. Diğer Esma-ül Hüsna’dan farklı olarak iki ismin terkibi ve iki hazinenin bir araya getirilmesi şeklinde kullanılması bildiğimiz bilemediğimiz hikmetleri içeriyor olabilir.
 
Biz sadece Allah’ın (cc) isimlerde gösterdiği ve yarattığı manalar ölçüsünde bu ism-i celili idrak ve tefekkür etmeye çalışacağız. “Celal” kelimesi “Büyüklük, yücelik, Kibriya, muhteşemlik, haşmet, azamet, kadir; etkisi, rütbesi, önemi ile temayüz edenin karakteri; azamet, Kibriya, ihtişam; muhteşem olanın mahiyeti; büyüklük ve asalet mahiyeti; törensellik, törensel olan;  göz kamaştırıcı; göz kamaştıran mahiyet; ali, duygularda en gelişmiş, yükselmiş olan; aşkınlık, aşkın olanın mahiyeti” anlamlarında kullanılmaktadır. “İkram” kelimesi “Tekrim, ta’zim” manası verilmiştir. “saygı, hürmet, huşu, tören veya törensellik, vakar” anlamlarına gelmektedir.  Bazı yerlerde onurlandırmak, güvenlik anlamlarında kullanıldığı görülmüştür. İlginçtir lügat çevirmek alışkanlığı olmayan halkımız arasında “İzzet-i ikramda bulunmak” denilir. İkram mutlaka izzet ile (Onurlandırma ile) birlikte zikredilir. İkramı diğer bağış ve yardımlardan ayıran da bu olmalıdır. İkramın bu denli muhteşem oluşu, Cemali tecellilerin tekâsüf ve tertibi İsmi Celile yakınlaşır. “Ya ze-l Celali ve-l İkram” İsminde bu ince mana gizlidir.
 
Kuran-ı Kerim’de yer aldığı cümleler ve birlikte olduğu kelimeler tefekkür edilmelidir.  Bu ayetlerde Yüce Yaratıcı (cc) hem Celal hem de İkram sahibi olarak zikredilmiştir. Vakıa Kerim ism-i Şerifi de Esma-ül Hüsna’dandır. Bu ayetlerde şanı (En) yüce ve baki kalacak Rabbin yüzü denilirken “Celal ve ikram sahibi olması” hususi biçimde ifade edilmiştir. “Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” (Rahman, 78 ) “Yer üzerinde bulunan her şey fânidir. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (Zâtı) bâki kalacaktır.” (Rahman,  26 ve 27)
 
Bir başka açıdan bakıldığında, birbirinden farklı manalar içeriyormuş gibi görünen “Celal ve ikram” isimlerinin bazen mahiyetlerinde bazen tecelli ve tezahürlerinde bazen de sebep sonuç ilişkisi diyebileceğimiz şekilde bir tertip ile madde ve mana âlemlerine aksedişlerinde bir uyum, insicam hatta ayniyet müşahede edilmektedir. O’nun (cc) İkramlarına mazhar olmak ne büyük ve azametli bir mazhariyettir. O’nun büyüklüğünü hissetmek ne büyük bir ikramdır bir aciz kullarına! Cemali ve Celali tecellileri adeta bir gökkuşağı nizamında birbiri ardınca oluvermektedir. Değil mi ki ““En güzel isimleri Allah’ındır” (A’raf, 180); Celal içre Cemal ve İkram içre de Azamet gizlidir. Bazen bizler karıştırırız, yoksa Esmanın güzel tertibinde şek, şüphe olamaz. Halkın eksik idraki onları günaha götürmesin diye “Türkmen Dervişi Yunusumuz” ne güzel söylemiştir:
 
“Gelse celalinden cefa,
Yahut cemalinden vefa
İkisi de cana safa
Kahrın da hoş, lütfun da hoş”.
 
O’ndan (cc) gele her şey güzeldir. Her şeyde özellikle zatına ait kelimelerde de iç içe manalar gizli olup, biri diğeriyle insicamlı, biri diğerinin içinde gizli diğeri ötekinin dışında zahirdir. Sadece esması için değil, O’nun (cc) her şey için geçerli olan hakikat şudur ki, her bir şeyde Allah (cc) tecelli eder, görünür. Çok sevdiklerinden daha fazla görünür:
“"Ayinedir bu âlem, her şey Hak ile kaim
Mir'at-ı Muhammed'den Allah görünür daim" 
diyen Aziz Mahmut Hüdai (ks) Hazretleri bu hakikati ne güzel anlatır. İşte bu noktadan baktığımızda İsimlerin dahi manaları değişir, her birinde O’nun hususi mührü gibi zebercet ve zümrüt manalar ışıldamaya başlar. 
 
Rahman suresinde  “Celal (Azamet ve kahır) ve İkram sahibi Rabbinin ismi ne yücedir” (Rahman/ 78) ayetiyle anlıyoruz ki, ikram kelimesi “Verme, ihsan ve atada bulunma” anlamları kadar, Allah’ın (cc) Rahman Suresinin tamamında olanca güzellik ve letafetiyle sayılan nimetlerin ihtişamlı bir tertip üzere dizilişini de ihtiva etmektedir.  Biz de bu kelimeleri biraz geniş manalarıyla anlamaya çalışmalıyız ki, “Murad-ı İlahiyi” tefekküre pencereler bulabilelim. Rahman Suresinde bütün bahşedilen nimetlerin ihtişamlı bir tertip ile zikredilmesinde “İkram “ manasını hissederiz. Her bir nimetin ihtişamlı ve gerçekten tezyin edilerek ifadesinden sonra “Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” (Rahman Suresi) hitabıyla da bizleri dikkate, tefekküre, tazim, tezkir ve tespihe davet etmektedir.
Ancak, burada nimetlerin bu kadar güzel sayılması üzerine çok düşündüm.   Acaba bir itap (Azarlama) ve “Menn ü eza” manası olabilir mi diye. Veya Allah’ın (cc) yarattıklarının ispatı anlamı olabilir mi diye. Ancak Sure içindeki “Cin ve insin arz ve semanın aktarından Sultanın izni olmaksızın çıkamayacağı” ayeti hariç, diğer ayetleri inanan akıl ve kalplere hitap eder gördüm. Bu itibarla, hissiyatım şudur ki, bu tekrar edilen cümleler, her biri ayrı ayrı zikredilen nimetler ve nimetler kadar da onların ışıltılı ibareleri başka bir ulvi maksat için olsa gerektir. Cenab-ı Allah bize nimetlere gark edilmiş kulluğumuzu hatırlatmaktadır. Bizleri bu kadar güzel, esrarlı, ihtişamlı, lezzetli, vs. nimetlerle lütuflandırdığını,  kelimelerinin bile ihtişamlı ve cazibeli olduğunu ayetlerle anlatmaktadır.  Surenin sonunda da “Hitam-ı Misk ve Hitam-ı hüküm cümlesi” ancak “Zül Celali ve-l İkram” tam uygun düşmektedir. Celal ve İkram sahibi Rabbimizin ismi ve şanı ne yücedir!..
 
“Zül Celali ve-l İkram” İsmi Şerifinin en yoğun tecelli ettiği insan elbette ki Sevgili Peygamberimizdir (asm). Onda Celali tecellilerin in’ikasları  (Yansımamaları) olan “Vakar, heybet, saygı ve büyüklüğü” gördüğümüz gibi “İkram sahibi ve kerim olmayı da” görürüz. Bu da İkram isminin yeni açılımları için bir penceredir. Kısaca hatırlarsak, Yusuf Suresinde anlatılan kıssanın sonunda, Kardeşleri Yusuf’a (as): “Bize lütfet zira Allah bağışta bulunanları cömertçe ödüllendirir” (Yusuf, 88) dediklerinde Hz. Yusuf (as), onları bağışlamış -ve her ne kadar onlardan intikam alabilecek güçteyse de – onlara şöyle demişti: “… Bugün sizin için bir yargılama yoktur. Sizi Allah affetsin. O merhametlilerin en merhametlisidir.” (Yusuf, 92).
Aynı olay Mekke’nin fethinden sonra Hz. Muhammed (asm) ile onun huzurunda başlarını öne eğmiş şekilde duran Kureyş’in Müşrikleri arasında cereyan etmişti. Resulullah (asm) da intikam almak için gerekli güce sahipken bunu yapmadı onlara: “Size şimdi ne yapacağımı sanıyorsunuz?” diye sordu. Onlar da: “‘Sen kerim bir kardeşsin, kerim bir kardeşin oğlusun” (Yani Sen Kuran’da anlatılan Yusuf’un kardeşisin, O cömertlikte bulunmuş kardeşlerini bağışlamıştı) deyince onları şu sözlerle bağışladı: “İstirhamınıza Yusuf’un, kardeşlerine verdiği karşılığın aynısını veriyorum. Bugün sizin için bir yargılama yoktur, bağışlandınız”.
 
Allah’ım (cc)! Ya ze-l Celali ve-l İkram! Bizlere Celalinin hakkı için Senin isimlerini marifetine erişebilmeyi müyesser kıl. Büyüklüğün hakkı için bizlere o denli büyük mağfiret eyle. Bizleri aziz kıldığın gibi kerim kıl. Allahümme entesselâmü ve minkesselâm tebarekte ya zelcelâli vel-ikram… Amin.
 
Buraya kadar yazılanlardan yaşarken bizlere ne düşer diye düşünmeden de edemezdim. Celal ve İkram Sahibi ismini günde en azından 5 (Beş) kere zikrediyor oluşumuzun bir manası olsa gerektir. En azından, Allah’ın (cc) marifeti manasında söz söylemek sınırımızı aşıyorsa da bu duanın ve içindeki ismin bize hatırlattığı çok şey vardır, yüklediği vazifeler vardır. Öncelikle bu ismin mana ve ruhu iyi anlamak gerekiyor. Sonra da bu ismin damlacıklarından kana kana içme ve bu ismin ahlakıyla ahlaklanma idealini yaşatmak gerekiyor. Bugün ne kadar da muhtacız gerçekten büyük olmaya, aziz olmaya ve kerim olmaya! İkram manasını hediyelerimize yansıtmak gibi küçük sosyal hayat münasebetleri de buna dâhil. Hayatımıza bu ismin manasını hayat yapmak ise idealin en yükseği…
 
 
ROTAP- banner-

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir