blank

Vakti Okumak / Vaktinde Okumak

NİLÜFER ZONTUL AKTAŞ Vakti Okumak / Vaktinde Okumak

NİLÜFER ZONTUL AKTAŞ
Vakti Okumak / Vaktinde Okumak
 
“Her yerinden makas attığımız ey dünya!
Seni onarmaya kendimizden başladık”
 
Durdum. Durmak yürümemek değildi. Nefsimden kalbime doğru giden yolda okumalar yapıyordum. Evde kalmak çalışan bir anne için hasret gidermekti. Çiçeğiyle, tabağıyla, tepsisiyle… Masası, sandalyesi, halısı, saatiyle… Perdeyi açıp, bakmaya zaman bulamadığı caddesiyle. Boş bıraktığı duvarları, çocuklarının oyuncakları, kıyıda köşede kalmış notları, hatıra defterleriyle… Birikmiş dergileri, kitaplarıyla… Gündemine aldığı fakat bir türlü yapamadığı pasta, yemek tarifleriyle… Ben önce hangisiyle hemhâl olmalıydım. Belki de bir yarışma gibi. Süre başladı! Dokunmanın yasak olduğu süreçte “hadi hızla bunlara dokun” dedim. İğneye ipliğe bile…
 
Bağışıklık sistemi dışarıda gelişiyor diye biliriz, şimdi tam tersi bağışıklık sistemimizi korumak maksadıyla yoğun temizlik tedbirleri içinde evdeyiz. Kalbimiz tam da mutmain olmadan, bu temizlik hallerinden. Ya bulaşırsa endişesini hiç bu kadar yoğun hissettiğimizi de hatırlamıyorum ve ölüme de bu kadar yakın oluşumu… Şimdiki korunma yollarımızı rahmetli babam görseydi sabun ve kolonya koleksiyonu olan biri olarak “ben size çok evvelce anlatmıştım” derdi. Evimizdeki o hoş kokuların bıraktığı izle okuyorum şu anki yaşam ahvalimizde. Anıyorum babamı, gülümsüyorum…
 
Temizlemek adına da dezenfekte adına da dokunuyoruz fazlaca suya ve sabuna “israf etme ama oyna suyla” dedim kendime yine, sevdiğin su sesi temizler ve aziz kılar seni. Su gibi aziz olmak… Bu telkini hep verirdim kendime de! Şimdi daha çok…
 
Her yer bomboştur şimdi. Dünyada garip olduğumuzu yakinen hissettiren bir hâl. Boşluk gökyüzünü anımsatırsa güzeldir. 
 
Dinlenen şehirler, temizlenen hava, nefes alan ne çok araç gereç, eşya, nebatat ve hayvan…
 
Çöpten arınmış nice park, yol, dinlenme yeri, dinlenmeye bıraktı kendini.
 
Boşluklarımı  düşündüm ve tutunacak dallarımı.
 
Kitaplarım, defterim, kalemim… Mutfakta ailem için üretme alanım. Telefondan öğrencilerime gönderdiğim etkinlikler, sesli mesajlar… Tutuyor mu evet, evde tutuyordu beni, tutmasa da yüz yüze hallerini. Bir de çiçeklerimin önünde gözlerimi ufka bütünleyen çayımdı tutan. Kim bilir kimleri neleri tutandı ayakta…
 
Ve sonra işte içimizde hunharca büyüyen tüketme arzusuyla boy ölçüşmek istedim de, parmak uçlarıma kalkmak bile yetmedi…
 
Ben bu elbiseyi giymeyeli kaç ay oldu sahi. Ya bu ayakkabı. Bu tabaklar, bardaklar geçen yıldan beri duruyor.
 
Özenle astığım elbiseler iç geçirdi. Özlemle giyilecek vakti bekliyordu. Ne güzelmiş insanın yeni aldığı kıyafetleri giyip dışarı çıkması değil mi ya ey nefsim? Onlarca alınmış sıra gelmeyen araç gereç ve giysilerimizinde durumu arz olur bize şu vakitlerde evlerimizde. Yüzleşmeyi bekleyen nice  şey işte.
 
Oysa varlık ikramdı. Bize aralanmış nice kapı vardı da biz hürmet mi etmedik acep?
 
“Sana aralanmış kapılardan edeple gir yavrucuğum. Sahip kılma gönlü  içeriye… eğik, naif durur dolu buğday başağı” (ninemkorkut kitabından)
 
Ruhumdaki b’en’e çıktıkça kısalıyordu mesafeler.
 
En zirvesinde tanıdıkça kendimi, yaratılışımı… Ve yol aldıkça. Yükseliyordu bende ki en’ler hoşgörü ve sabrın basamaklarıyla. Aya yürüyen deniz, göğe tırmanan damla gibi.
 
Tırmanış; dinginlik, zirve, teslimiyet. Ve inişti en derinden derine…
 
Kendine gelişin mübarek olsun en başta, bak ne çok okudun yüreğinle. Sen iyi oldukça her şey iyi olacaktı. Yavaşladın… Haz ve hız çağı çarkı  ezmeden seni! Yavaşladın. Gayretin hep iyiye olsa da beden hakkını unutup koştun ya hep. Yavaşladın.
 
Doğalıyla üretim yapma fırsatın da doğdu. Ekmeğini bile kendin yapıyorsun.
 
Aile bağların başka kuvvetlendi. Yavaşlarken hızlanan nice güzel şey. Aile İletişimi, sevgi, iç huzurun, sona eren kaygıların.
 
Şimdi yaşam daha anlamlı ruhunda bedeninde.
 
Güçlü karakterler bağımlı değildir tek başına olsa da yalnız değildir şimdi bunun imtihanını da veriyorsun.
 
Gâh bir çiçekle konuşur onlar, gâh bir kediyle. Salıncakta şarkı söyler, uykuda dinlenir bir bardak çaya ne anlamlar yükler. Okur, izler, dalar, bakar…
 
Capcanlıdır sesi. Her hâlükârda yüzleşmeyi bilir mutlu olmayı da… Hıçkırarak ağlamayı da…
 
Kitabın arasından çıkan kuru bir papatyanın mutlu edişi kadar hayatı anlamlı bilir, ölümü de!
 
Her şeye anlam katarak yaşamak gerekir. Ne ruhbanlığa yer vardır ne de gereksiz kalabalıklara ruhunda.
 
Hakikatleri öğrenip erdemli bir yaşama dönüştürdüğümüz dünya! Bize buhranlarıyla zarar veremez. Varlık Şükür’dür… Yokluk hamd…
 
Ne âlâ ki sabr’la birleşince dünyevileşmez insan… Yüzünden hakka rıza okunur ve teslimiyet…
 
Üzülse de yıpranmaz, sadakatlidir.
 
Dua eder…
 
Ve bilir ki anlam; Rabbin değer vermediği dünya’da bıraktığın hoş seda imiş…
 
Hüzünler z’arifti ârif ederdi insanı, çocuk…
 
Delmeden gitmek mühimdi! Dünyayı, dünyamı, dünyanı…
Vakti Okumak / Vaktinde Okumak

 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir