Erkeklerin Kahrolması Ne Demektir Biliyor musunuz?

İSMAİL OKUTAN Erkeklerin Kahrolması Ne Demektir Biliyor musunuz? |ÖYKÜ|

İSMAİL OKUTAN
Erkeklerin Kahrolması Ne Demektir Biliyor musunuz? |ÖYKÜ|
 
Güneyde görünen bulutlar dağların doruklarına bölük bölük parçalarını bırakarak hızla ve telaşla ilerliyorlardı. Zamanı gelmişti sanki. Haber veriyorlardı sanki o yangın anını. Almaya gelmişlerdi yangından yükselecek o siyah dumanları, kadınlardan yükselecek o yakıcı feryatları almaya gelmişti bulutlar. Ferhat formunda feryatlar yükseliyordu. Ferhat gibi derinden yanan gönüllerden kopacaktı ağıtlar, bunu biliyorlardı sanki.
 
Kıyamet mi kopuyordu yoksa ne olduğu belli olmayan o korku günü böyle başlamıştı? Kulakları delen uçak sesleri geliyordu her taraftan. Tenleri ürperten, kalpleri çarpan, korku ile çalan siren sesiyle birlikte bir gürültü kopmuştu. Bütün halk sokaklara dökülmüş, sel gibi akıyordu, bir sokaktan diğer bir sokağa. Her taraftan gelen uçaklar evlerin üzerine bombalarını bırakıp geçip gidiyorlardı.
 
Buruk bir hava vardı dışarıda, keskin bir korku, kesif bir koku yayılıyordu, yeni heyecanları, yeni can yakanları keşfediyordu zaman. Gecenin rahmine sağanak yağmur gibi düşen bombalar evleri darmadağın ediyor, un ufak edip havaya uçuruyordu. Siyah dumanlar kesif kokular ile birlikte göğe yükselmeye başladı.
 
Sırtını kendi gücüne, taş atan çocukların direnişine, yalnız kalmaktan korkmayan mücadelesine dayayan, ışıklarını denize yaslayan bir şehirdi Gazze. Geceyi baskınlardan ve bombalardan tanıyordu şehrin halkı. Denizi yutar gibi sevdalanmıştı halk şehrine. Hiçbir bomba sarsmıyordu azimlerini, hiçbir güç terk ettirmiyordu yurtlarından. Taş atan elleri şimdi silah tutuyordu, uzayıp oradan füzelere doğru koşuyordu, durmadan, korkmadan ve yılmadan yol alan cesaret ve direniş türküleri yakıyordu yürekleri.
 
Bombaların yerle bir ettiği, tuzla buz ettiği binanın enkazı altından birçok kişi sağ olarak çıkarıldı. Yıkıntıların arasından çıkarılanların arasında bir çocuk da vardı. Hastaneye getirilen Filistinli çocuk tedavi edilip odaya alınmıştı. Kontrolünü yapan bir doktor sevimli çocuğun moralini düzeltmek için:
 
“Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun evladım,” diye sordu.
 
"Büyüdüğüm zaman," dedi önce morarmış gözleriyle yan tarafa boşluğa bakarak, sonra sustu, acı gerçeği, içine düştüğü saçma savaşı fark etti, söyleyeceklerini söylemekten vazgeçti, sonra düşündü.
 
“Biz Filistinli çocuklar büyümeyiz ki,” dedi titrek ve kekrek bir sesle. “Biz Filistinli çocuklar büyümeyiz, her an vurulabiliriz, yolda yürürken ölebiliriz, bir bomba ile evimiz yıkılabilir, bedenimiz parçalanabilir, annemiz, babamız ölebilir her an.”
 
Filistin’de hayat böyledir işte.
 
Küçük çocuğun söylediklerini duyan hastane müdürü kendini tutamayıp ağlıyordu, yüzünü çevirip gitti. Canına tak etmişti artık. Radyoda savaş haberleri veriliyordu. Telefonunu eline alıp radyoyu aradı, canlı yayına bağlandı. Çok içli, çok dertli, çok hüzünlüydü, Öfke ve kızgınlık içinde konuşmaya başladı. Sesini herkese, her tarafa duyurmak istiyordu:
 
“Siz erkeklerin kahrolması ne demektir biliyor musunuz,” diye sordu sunucuya ağlayarak. Sonra onun cevap vermesini beklemeden devam etti.
 
“Erkeklerin kahrolması diye bir şey duydunuz mu kardeşim. Siz, bizi yalnız bırakarak kahrettiniz, siz bizi sırtımızdan hançerlediniz. Biz ya zafere ulaşacağız ya da öleceğiz, işte o zaman biz Allah’ın huzuruna çıkacağız. Bizi terk eden, yüzüstü bırakan herkesi Allah'a şikâyet edeceğiz. O gün Allah’ın huzurunda hiçbir mazeretiniz olmayacak."
 
Bir ara yutkundu, ağlayan gözlerini kısarak, nefretini kusarak konuşmaya devam etti. Sunucu; “Haklılığınız karşısında ben hiçbir şey diyemiyorum,” dedi sadece.
 
“Değerli kardeşim biz artık ne yardımlarınızı ne mallarınızı ne dualarınızı ne dolarlarınızı ne sempatinizi ne de bizim için gözyaşı dökmenizi bekliyoruz. Aranızda medyaya konuştuklarınız haber olup da daha sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatınıza dönüp çocuklarınızla eğleniyorsunuz. Günlük hayatınıza tatlı bir şekilde devam ediyorsunuz. Araplara ve Müslümanlara diyorum ki; Allah bize yeter O ne güzel vekildir. Sizi affedeceğimizi düşünüyorsanız vallahi sizi affetmeyeceğiz. Arap kardeşlerimize diyorum ki şu an yanımızda olmayanlar, bize karşı pozisyon almış demektir. Bugün Gazze halkı katledilirken oturup onları izlemenin yeri yoktur.  Bugün Gazze'de yaşananlar Araplara ve Müslümanlara ar olarak yeter. Tarihte ve günümüzde yaşananlar onların huzurunda tahrif ediliyor. Arap dünyası harekete geçmek için daha neyi bekliyor?
 
Çocuklarımızın katledilmesini bekliyorlarsa çocuklarımız katledildi. Namusumuza tecavüz edilmesini bekliyorlarsa, tecavüz edildi. Çocuklarımızın yetim kalmasını, kadınlarımızın dul kalmasını bekliyorlarsa bunlar da oldu. Sizi affedeceğimizi mi düşündünüz yoksa hayır biz sizi asla affetmeyeceğiz, asla,” dedi ölgün ve üzgün bir sesle.
 
“Bu denizde kalkan son gemi, bu okyanuslara yapılan son sefer, bu kavgada atılan son yumruk, savaşta atılan son kurşun, bu gökte uçan son kuş biz olacağız,” dedi ve telefonu kapattı hınçla.
 
Konuşmasını bitirip telefonu kapattığında sunucu da bitmiş ve tükenmişti. Canlı yayına ara verdi, gidip bir tenhaya, çekilip kendi içine ağlamak istiyordu. Sonra yan odaya geçti. Ellerini yüzüne kapatıp yere kapandı.
 
“Evet, biliyorum, evet, artık biliyorum, erkeklerin kahrolması ne demektir, biliyorum. Şimdi öğrendim erkeklerin kahrolmasının ne demek olduğunu. Bunu da şimdi senden öğrendim doktor bey,” dedi hüzünle ağlayarak.
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir