MEHMET ÇOBAN
İçte Kalanlar
İnsanın içinde sakladığı şeyler vardır; kimse bilmez ama hayat onunla yön bulur. Çünkü insanın içi, görünmeyen bir kader defteridir.
Bir bakışı vardır insanın… Dil söylemeden hüküm verir, kalp fark etmeden bir kalbi ya diriltir ya da sessizce eksiltir.
Bir susuşu vardır insanın… Sadece kelimenin yokluğu değil, bazen hakikatin ağırlığıdır. Çünkü her söz söylenmez, her hakikat taşınmaz.
Hayat, koşarken değil; durup bakarken anlaşılır. İnsan en çok durduğunda görür kimin yol arkadaşı olduğunu değil, kimin kalbine emanet olduğunu.
Bazı yollar vardır; kalabalık görünür ama insana yalnızlığını öğretir. Bazı kalpler vardır; sessizdir ama Allah’ın rahmet gibi bıraktığı bir sükûnet taşır.
Ve insan zamanla idrak eder: Her birikim bereket değildir, her ağırlık sahiplik değildir. Bazen insanı büyüten şey elindekiler değil, içinden çıkardıklarıdır.
Bir gülüş… Kalbe değdiğinde iz bırakan bir lütuf gibi… Bir “yanındayım” cümlesi, kaderin bir rahmet kapısı gibi…
Çünkü hikmet şunu öğretir: Gerçek olan şey, insanı yoran değil, insanı Hakk’a yaklaştırandır.
Ve insan en sonunda anlar: Bazı insanlar imtihan olur, bazıları rahmet… bazı anlar yük olur, bazıları secdeye götüren bir hafiflik.
Ve en derin hikmet şudur: İnsan, kalbinde Allah’a yakınlaştırdığı şeyler kadar gerçektir.
Ve insan zamanla şunu da öğrenir: Her gelen kalpte kalmak için gelmez; bazısı sadece insanı uyandırmak için uğrar.
Bir insanın hayatına düşen bazı sözler vardır ne seslidir ne de yazılı… Ama kaderi değiştirir. Çünkü bazı hakikatler kulağa değil, kalbe iner.
İnsan en çok şunu fark eder: Kimi insanlar yanındayken bile uzaktır, kimi insanlar uzakken bile içindedir. Mesafe bedenledir; yakınlık ise nasip.
Ve bazı susuşlar vardır… İçinde dua taşır. Kimse bilmez, ama o susuşlar insanı ayakta tutar.
Çünkü Allah bazen kuluna en büyük cevabı bir insan üzerinden değil, bir boşluk üzerinden öğretir. Eksiltir… Ama aslında temizler.
İnsan bir gün şunu anlar: Kaybettiklerinin hepsi kayıp değildir; bazısı yükten kurtuluştur. Ve her giden, insana kendini biraz daha öğretir.
Bir kalp kırığı vardır mesela; acı gibi görünür ama içinde sabır yetişir. Bir yalnızlık vardır; boşluk gibi görünür ama içinde dua büyür.
Çünkü hikmet şudur: Her şey insanı almak için değil, insanı olmak için gelir.
Ve insan en sonunda anlar: Kalbine ağır gelen her şey kötü değildir; ama kalbini Allah’tan uzaklaştıran her şey hakikaten eksiltir.
Ve en derin idrak şudur: İnsan, ancak kalbini hafifleten hakikatte kendine varır.
Ve insan en sonunda şunu öğrenir: Aradığı şey dışarıda değil, içinde taşıyamadığı yüklerin arasındadır.
Bir kapı kapanır… Ve sanır ki kaybetti. Oysa bazen kapanan kapı, kalbi yanlış yönlerden koruyan bir rahmettir.
Çünkü her gecikme ceza değildir, her bekleyiş boşluk değildir. Bazı zamanlar, insanı olgunlaştırmak için uzatılır.
Ve insan, yıllar geçtikçe şunu fark eder: Ne çok sahip olduğu şeyler anlatır onu ne de ne kadar koştuğu…Asıl hakikat, neye dönüşebildiğidir.
Bir gün gelir; insan kendi içine döner. Orada ne kalabalık vardır ne de gürültü… sadece hakikatin çıplak sesi.
Ve o ses fısıldar:
“Sen, sende eksilenlerle tamamlandın.”
Çünkü hikmetin son kapısı şudur:
İnsan, kendini hafifleten her şeyde Rabbine yaklaşır.
Ve en derin hakikat artık saklı değildir:
İnsanın içi, Allah’a ne kadar yakınsa o kadar gerçektir.
Kalbi Bağlılıkla ….
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
