SATILMIŞ ÜMİT ÇETİNKAYA
Yapar Zekâ
İnsanlar çağlar boyunca işlerini kolaylaştıracak ve hayatlarını konformize edecekleri araçlar ve makineler yaptılar ya da buldular. Bu buluntulara çoğunlukla ‘teknoloji’ demekteyiz. “Alet işler, el övünür.” atasözümüzü de burada hatırlamak isabet olacaktır.
Tabiî teknoloji zamana göre göreceli bir kavram. Unutmamak gerekir ki bir zamanlar tekerlek de ileri bir teknolojiydi ve inovatif değişimlerle hâlâ ileri bir teknoloji. Buharlı trenler de zamanında ileri bir teknolojiydi. Şimdi hızlı trenlerimiz de ileri bir teknoloji. Aydınlatma teknolojileri eskiden mumla ya da gaz lambalarıyla yapılırken, şimdilerde güneş enerjisiyle çok verimli ve ekonomik şekilde yapılıyor. Günümüzün popüler teknolojisi olan “yapay zekâ” da hayatımıza sanki birden giriverdi gibi. Lakin konu öyle değil.
Alan Turing diye bir adamın 1950 yılında öne sürdüğü, makineler düşünebilir mi, tezi de yapay zekânın temelleri sayılmaktadır. Alan’ın “Turing Testini” de unutmayalım: Ne vakit; karşınızda bir insan mı makine mi var ya da yok farkına varamayacak düzeye gelirseniz işte o zaman bir şeyler değişir.
Turing Testini biraz açalım: Turing testinin amacı, bir makinenin düşünebildiğini söyleyebilmenin mantıksal olarak mümkün olup olmadığıdır. Turing testine göre makine, gönüllü bir insanla birlikte, sorgulayıcının görüş alanının dışında bir yere saklanır. Sorgulayıcı karşısındakini görmeden, yalnız soru sormak suretiyle hangisinin insan, hangisinin bilgisayar olduğunu saptamaya çalışır. Sorgulayıcının soruları ve daha önemlisi aldığı yanıtlar, tamamen sesler gizlenerek, yani ya bir klavye sisteminde yazılarak veya bir ekranda gösterilerek verilir. Sorgulayıcıya bu soru-cevap oturumunda elde edilen bilgiler dışında, her iki taraf hakkında hiçbir bilgi verilmez. Dizi halinde tekrarlanan testler sonucunda sorgulayıcı, tutarlı bir şekilde insanı saptayamadığı takdirde, makine Turing testini geçmiş sayılır.
Sevgili dostlar, acaba bir makine, insan taklidi yapabilir miydi? Şaşırtıcıdır ki bu Turing testini geçen de bir yapay zekâ yazılımıdır. Alan Turing’in 60. ölüm yıldönümüne denk gelen 2014 yılında şöyle bir haber yapılmış: “Yapay zekânın karşısındaki en büyük sınav olarak kabul edilen Turing testi, ilk kez bir yazılım tarafından başarıyla geçildi. 13 yaşındaki bir çocuğun kişiliğini taşıyan yazılım, uzmanlardan oluşan jüriyi insan olduğuna ikna etmeyi başardı.”
Turing’in söylediği gibi beş (5) dakikalık bir yazışmada sorgulayan insanların yüzde 30’una kendisinin bir insan olduğuna inandıran bilgisayar yazılımına “Eugene Goostman” ismi verildi.
Peki, bu siber suç için bir uyarı mıydı? Üniversite araştırmacılarının verdikleri bilgilere göre, sorgulayıcıların yüzde 33’ü bilgisayar yazılımının insan olduğuna ikna oldu. Bu şekilde Turing testini geçen dünyadaki ilk bilgisayarın ortaya çıktığı ifade edildi. Programın yürütücülerinden biri olan Vladimir Veselov, “Asıl fikrimiz bilgisayarın her şeyi bildiğini ispatlaması yönünde, ama yaşını hesaba kattığınızda da bazı şeyleri bilemeyebileceğine sebep bulabiliyoruz. Gerçek bir kişiliği oluşsun diye karakter için çok zaman harcadık” şeklinde konuştu.
Reading Üniversitesi’nden Profesör Kevin Warwick, programın başarısının geleceğin bilişimi hakkında endişeler doğurduğunu ifade etti. Warwick’e göre, yapay zekâ için Turing testinden daha belirgin bir ayrıştırıcıdan söz etmek mümkün değil. “İnsanı kandırarak kendisinin bir insan olduğunu düşündürebilen bir bilgisayar, siber suç açısından önemli bir uyanış çağrısı niteliğindedir” diyen Warwick, bu test sonucunun insanın gerçek zamanlı sohbetlerde nasıl kandırılabileceğinin de göstergesi olduğunu belirtti.
Gördüğünüz gibi, sürekli hep bir makineden ya da yazılımdan bahsediyoruz. Makinelerin, yazılımların ve robotların insanların hayatını kolaylaştıracağı kesin, hatta insanlar gibi düşünebilecekleri de akla makul geliyor. Ancak biz insanların duygularını, yine biz insanlar gibi asla hissedemeyecekleri de kesin. Tersi olabilir belki; İnsanlar robotlaşabilir. Bugün okuduğum bir bilgide günde ortalama 78 kez telefonumuzu kontrol ediyormuşuz mesela.
Sonuçta “yapay zekâ” denilen şey de bir araç, alet ve edevattan öte bir şey değildir. Daha doğrusu, bir araç diyelim ya da sadece bir medya. Ortada gerçeği varken, kimse yapaya yönelmez diye düşünüyorum. Çünkü yapay olan, asıl olanın kopyasıdır. Asla kendisi değildir. Taklit, her zaman aslını yaşatır. O yüzden yapay zekâ ’ya, ta en başından beri (1950’ler) “Yapar Zekâ” demiş olmak daha makulce bir ifade gibi geliyor.
Yoksa TRT’nin “Gönül Dağı” isimli dizisindeki duygusal “Ramot” gibi makineler anca dizilerde amcaoğullarının icatları olarak kalır.
Kalın sağlıcakla…
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
