blank

Panayır Olamadı O Sene Aşklar Kelepçelendi

SERAP GÜNER Panayır Olamadı O Sene Aşklar Kelepçelendi

SERAP GÜNER
Panayır Olamadı O Sene Aşklar Kelepçelendi
 
Panayır olurdu bizim oralarda, her sene heyecanla beklenen. Hasat zamanında köylü parasını alınca panayıra koşardı. Her erkek eşine söz verirken “panayırda alırım” derdi. Akrobatik hareketler yapan motosikletçi duvarda sürerdi motorunu, düşmeden. Bakla falları bakılırdı, çingen kızları pek bilirdi kime ne söyleyeceğini, nabza göre şerbet verirdi.
 
Alüminyum tava ve tencerenin lüks olduğu yıllar… Parıl parıl parlayan o tavalara koşardı köylü kızlar çeyizlerini tamamlamaya. Terlik, pabuç, şalvar ve yemeni; her ne varsa eksikleri tamamlanırdı. Kayık salıncaklar kurulurdu gençlere. Havada uçar gibi sallanırdı yeni yetmeler. Dönme dolaplar ürkütücü yüksekliğe çıkardı.
 
Çadırların içinde birbirinden güzel çingen kızları dans gösterileri yapar, raksın en bi fenasını sunardı.
 
Halı dokunurdu halıhanelerde, ince belli kızlar türkülerini katardı desenlere. Hereke’den gelirdi patronlar, halıları üç liradan alıp on liraya satmaya. Desenlere aşklarını, sevgilerini, acılarını türkülerle dokurdu kızlar. Her desende ayrı bir coşku her renkte farklı bir sevinç …  Panayırda gelirdi patronlar, kızlar paralarını panayırda harcasın diye. Radyolar alınırdı, bazısı da sorardı: “Bizimkinde iyi türkü çıkmıyor, bunda çıkar mı?”.  Nişanlılar limonata içerdi parklarda, yakınsa düğün çeyizlerini düzerlerdi. Ağacın bolluğu oyuncaklara yansırdı. Tahtadan hayvanlar satardı ustalar, sarı muhacir kızları ağlaya ağlaya aldırırdı oyuncakları.
 
Bir sene yine heyecanla bekliyorduk panayırı. Dedemden sözünü almıştım; motosikletçileri izleyecektim duvara tırmanırlarken, duvarda ayağa kalkıp bayrak açışlarını.  İki gün sonra uyandım ki hazırdık panayıra gitmeye. Dedemde bir telaş, radyoda marşlar, farklı ezgiler, garip siyasi konuşmalar, dışarda askerler. Bazı evlere girip çıkıyor, bir şeyler arıyorlar. Pencereden izliyoruz dedemle. Sokağa çıkma yasağı var. Merakla bahçeye iniyoruz asker ailelerini bir yerden bir yere erler götürüyor. Kimi gençler sağa sola kaçışıyor. Askerler kovalıyor. Bazıları kelepçeli, iki asker arasında.
 
Banyolarda soba yanardı o zamanlar. Pazar günü banyo yanar, çamaşır yıkanır, mis gibi sabun kokusu yayılırdı hanelere. O sene durmadan banyo yanıyordu. Yıkanıp duruyorduk sıcacık. Geceleri bir telaş vardı gençlerin annelerinde, arka bahçelere bir şeyler gömüyorlardı sessizce. Dışarı çıkmak yasak oldu, oynayamıyorduk sokaklarda, diz boyu çamurda. Gezmelere gidemiyorduk. Herkes fısıldayarak konuşuyordu. Bu sık banyo işi de ilginçti. Meğer kitaplar yakılırmış gizlice. Yasaklar yanarmış. Şimdi düşündükçe içim yanar, yanan kitapların şiddetince.
 
Panayır olamadı o sene aşklar kelepçelendi. Çeyizler alınamadı, nişanlılar dolanamadı sevdiğinin beline, davullar çalınamadı, bakla falı bakamadı çingenler; askerler dolandı kasabada adım adım. Ne olduğunu anlayacak yaşta değildim. Tek üzüntüm alınamayacak oyuncaklaraydı. Ne çalınan yaşamları bilirdim ne de sırları. Tek bildiğim koca bir sessizlik, esrarengizlik sarmıştı kasabayı. 
 
 

Bir Yorum

  1. mustafa sarıkaya

    geçmiş yıllarımızı çok guzel anlatmışsınız. tebrikler

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir