Kaburgamdaki Gurbet

SİBEL ORHAN Kaburgamdaki Gurbet

SİBEL ORHAN
Kaburgamdaki Gurbet
 
Diyadin Kanyonu kadar aymışam bu gece;
Rüzgârı, Meya Mağaraları’ndan esen,
Urartu Kalesi gibi sürgünüm sende
İshak Paşa Sarayı’yla temaşa eden
Sarsılır köşe taşlarım, kanyonlar boyu,
Ağrı dağında bir başına;
Nuh’un Gemisi rehin tufanlara,
Cehennem olmuş kalbim iki cana
Gül fidesi saçılır turâbına…
 
Simsiyah toprağa büzülmüş bedenler,
İkisi de sessiz,
İkisi de kimsesiz…
Bana bir türkü söyleyin,
“Balam” diyen dedemin sesiyle
 
Kahvemde acı telve
Tereklerde dizilmiş leblebi, akide  
Fonda bir uzun hava, az da içli yine…
Düğüm olur süzülür telden tele,
Arasına hasret serpiştirilir: farz-ı muhal
Can ile canan buluşur dağ başında; bir ahval…

Kişniş sarılı lavaşlar çeçille…
Ayaz çeken seherlerde
Zemherinin vurduğu çocuk halimle
Sevabın mükafatı sökün edince:
Payıma düşer azıcık kete
Siner içime afiyetle yiyince,
Nenemin unlu elleri değer döşüme,
Sofra eksildi, ocak dumanlıdır sinemde

Yazı yabanda kalan bebelerin
Yarım kaldı örgülerin
Ey Allah’ım…
Tükenir mi buğulu yoksunluk?
Çilenin ardında yorgun düşler,
Avluda neşe, torun torba neredeler…

Dedem geceyi bekler, nenem sabahı.
Nasır tutmuş kulaklarında heveslerim
Mahzun ve mağrur çocukluğum,
Ürküttünüz… Boynu bükük yetimliğimi.
 
Üşüyorum Anne…
Halim biçare… Ağlama! Bana
Ne zaman geçti onca sene.
Bastonsuz, ağır aksak diye
Gurbet içimde bir kambur gibi,
Kaburgamın altına sorsa biri:
“Neresi memleketin?”
Derim ki:
“İki mezar arasında!”
Suskun bir sarkaç,
Derin sızıdır yerim.
Hangi lisan taşır bu gurbeti?
Kim bölüşür gecenin efkârını? Kim
Biri doğuda yatar,
Biri batıda…
Ah günahsız zamanlarda
Neşeli çocuklar koşardı koyunlarında,
Pijamaları entarileri ile
Dolaşırlardı;
Avluda, meydanda
Dedem “nazardır” derdi,
“Okuyayım balama.”
Elini alnıma koyar,
Burnumdan tutar
Üflerdi, hacı yağı tılsımını şakağıma…
Yedi iklim, dört bucak
Dolardı sevdasına

Kim kime ilaç, kim kime can…
Bilinmez hangi dertte yanar insan.
Yoksulduk, evet, fukaraydık çocukluktan,
Dedemin kokusuyla doyardık açlıktan.
Gözleri dolu dolu, yağmur gibi iğri iğri,
Bir yeşil cam kırığı gibi ince ve diri…

Kerpiç kokulu damda,
Yarı gece eşiğinde,
Sesiniz çınlar kulaklarımda…
Keşke bir kez daha sarılsam,
Keşke o eski günlerin tozuna karışsam.
Firari yaşanmışlıklar
Firarı ömür gibi
Uzaklarda gurbet acım gibi
Biraz dedem gibi,
Biraz nenem gibi,
Özlem; ince sızı hâlâ bitmedi gitti
Nazeni akar karanfil bulutlarıma…
Vay bana vaylar bana
Memleket neresi mi?
Bir avuç toprak, iki mezar arası…
Gayrısı gurbet bana! …
 
 

6 yorum

  1. Yine yeniden Sibel Orhan 

    Yüreğinize kaleminize sağlık…

  2. ÇOK GÜZEL 

  3. çok samimi çok içten 

  4. Mustafa ÖZTÜRK

    Kıymetli hemşehrim Sibel hocam, gönlünüze ve kaleminize sağlık, çok ince ve veciz anlamlı bir şiir olmuş, tebrik eder devamını beklerim.

  5. Çok derin ve manalı bir şiir olmuş kalemine ve gönlüne sağlık sibel hocam

  6. Cok güzel

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir