NECLA DİLEK ARSLAN
Öğretmenler Günü Mahkemesi
Bir öğretmen olarak bu yazıyı yazmak bana çok zor geliyor ama erteledikçe içimde eksik parçalar kaldığını hissettim. Dilerim bu konuya değinirken sizi çıkaracağım bu yolculukta kimseyi kırmadan maksadımı anlatabilirim.
Ben ilkokula Orta Anadolu’da bir köyde başladım. Babamın tayinin çıkmasıyla şehir merkezinde ilkokulu tamamladım. 90ların başında neredeyse tamamı gecekondu olan bir mahallede, beş apartmandan oluşan Milli Eğitim lojmanlarına taşınmıştık. Okula sonradan gelmek, sınıfa alışmak hep zordur. Ben sınıfın apartmanda oturan tek çocuğu olarak ilgi odağı olmuştum. Arkadaşlarım okulla ortak duvarı olan lojmandan sabah gelip beni alıyorlar, koluma girmek için yarışıyorlardı. Çocuk aklımla hem şaşırıyor hem de mutlu oluyordum biraz da bu ilgi kendimi farklı zannetmeme neden oluyordu ‘Biz zenginiz, onlar fakir’
Yaklaşık üç ay geçti Öğretmenler Günü geldi. Öğretmenler Günü’nde öğretmenime çok güzel bir hediye almalıydım çünkü ona verdiğim değeri göstermenin yolu buydu. Memur maaşıyla üç çocuk okutan babam paramız olmadığını hediye alamayacağımızı söyleyince karşılaştım gerçekle. Başladım ağlamaya. Herkes hediye alacak ben utanacaktım, arkadaşlarımın da gözünden düşecektim. Israrım devam edince babam yeni aldığı sigarasını bir kâğıda sardı. ‘‘Öğretmenin de sigara içiyor bu da olur ’’dedi. Koydum Maltepe’yi çantama, girdim sınıfa. Süslü, renkli paketler var her sırada. Öğretmenimiz herkes sırayla hediyesini masaya bıraksın deyince sessiz bir merasim başladı. ’Birkaç kişi ayağa kalksa, biraz gürültü olsa da benim Maltepe arada kaynasa …Yok yapamayacağım bu sessizlikte, herkes bakarken öğretmenime hiç de layık olmayan, bu paketi masaya bırakamam. Keşke bir sihirli el bana dokunsa, beni elimdeki paketle birlikte sınıftan alıp uçursa, bu utançtan kurtarsa’’ Son arkadaşım verene kadar bekledim, o çıkınca kalktım gözyaşlarımı zor tutarak paketi masaya bıraktım. ‘‘ Kusura bakmayın öğretmenim hediye alamadık ’’ diyebildim. Sanki hediye almak benim en büyük görevim ve ailemin boynunun borcuydu ve biz bu borcun altında ezilmiştik. Koşar adımlarla, gözyaşlarıyla sınıftan çıkarken çocukluğumun içimi acıtan bir anısı daha zihnimin raflarında yerini almış oluyordu…
Aradan uzun yıllar geçti. Çok istediğim mesleğime kavuştum, İngilizce öğretmeni oldum. Büyük bir şehrin kenar bir mahallesinde yarıya yakını savaş mağduru, mülteci, diğer yarısı da ciddi maddi sıkıntılar çeken ailelerden oluşan bir ilkokulda çalışıyorum. Her sene 24 Kasım’ da içimi büyük bir sıkıntı kaplıyor. Keşke boş günüme ya da hafta sonuna denk gelse de okula gitmesem Öğretmenler Günü’nde. Keşke rapor alabilsem de çocuklar beni görmese…Her sene sınıf öğretmenine hediye alan ama bana hediye almayı unutan ya da alamayan öğrencilerim tıpkı benim çocukken yaşadığım gibi mahcubiyet yaşıyor. Çizgi filmlerde en neşeli anda köşede beliren kötü karakter gibi hissediyorum kendimi. ’Demek öğretmenine çiçek aldın ve mutlusun, bak kim geldi! :))’’
Yıllarca o kadar çok öğrencim benden özür diledi ki sayamadım. ’Yarın da sana hediye alacağım’ ’diyenler beni görünce “Aaa biz seni unuttuk “deyip yüzüme bakamayan öğrenciler. Ne kadar anlatsam da gönülden gelen bir sözün, çizilen bir resmin, yazılan bir şiirin çok daha değerli ve unutulmaz olduğunu çocuklar bu mahcubiyetten kurtulamıyor.
Yine bir Öğretmenler Günü’nde bir öğrencim geliyor yanıma. Benim üzerine titrediğim çocuklardan biri. Savaşta abisini, babasını kaybetmiş, annesinin topladığı yardımlarla okuyan kızım. Her zaman çakmak olan gözler bu sefer yüzüme bakamıyor. Elindeki mektubu bana verip benim sınıftan kaçtığım gibi kaçıyor. İçimdeki sıkıntıyla açıyorum mektubu “Öğretmenim evde sadece 50 lira vardı. Öğretmenimize hediye aldık. Sana alamadım. Özür dilerim’ ’Birden Maltepe’yi verirken acı çeken küçük kıza dönüşüyorum koridorda, bu sefer tutamıyorum gözyaşlarımı. Annemin zorla kestiği kısacık saçlarımı gözümün önünden çekerken gözyaşlarım yanaklarımdan damlıyor sanki. Gel Hacer, bu kollar ikimize de yeter. Sarılıp ağlıyoruz…
Yıllardır içinden çıkamadığım soruyu tekrar tekrar soruyorum zihnimde. Neden ve nasıl öğretmenler gününde hediye almak bu ülkenin bir geleneğine dönüştü? Öğrencinin de velinin böyle bir görevi mi var? Alan çok iyi de almayan kötü mü? Sorular sorular…
Yıllar sonra Allah veli olmayı da nasip etti. Çocuklarımın fedakâr, sevgi dolu, çalışkan öğretmenleri oldu ve hala çok değerli meslektaşlarıma emanet yavrularım. Veli olunca hediye almanın çıkış kaynağını içimde buldum aslında. Bu kadar emeğe, fedakarlığa bir kuru teşekkür olmaz diyor iç sesim. Bir jest yapmalı ama nasıl? Bir hediye almalı ama ne? Öğretmenimiz çok kıymetli bir hediye almalıyım, bir anı bırakmalıyım, emeğinin karşılığı olmasa da onu mutlu etmeliyim diyorum. Hediye planları yaparken veli Dilek’in karşısına öğretmen Dilek çıkıyor. Bir elinden Hacerler tutmuş diğer elinden Ahmetler, Mehmetler. Kuruluyor mahkeme, tanıklar tek tek dinleniyor, sanık yok ne yazık ki sadece mağdurlar var bir köşede; Hacerler, Ayşeler, Ahmetler, Aliler…
Diğer köşede o gün beni mutlu etmek için sürprizler hazırlayan, hediyeler gönderen velilerim var, onların gözünde okuduğum sevgi ve içtenlik, sözlerinden dökülen minnet duygusu var. Ne kadar saf ve içten niyetlerle, güzel duygularla alınıyor o hediyeler biliyorum. Hediyelerin üstüne iliştirilen notlar, güzel düşünceler…Tabi ki sevilmek, hatırlanmak insanı mutlu eder, değerli hissettirir. Ama şimdi bu sanıksız mahkemeyi sonlandırma vakti. Hadi terazinin bir kefesine öğretmenine en saf duygularla hediye veren kuzucukların mutluluğunu, içindeki minnet duygusunu ifade etmenin sevincini yaşayan velilerin huzurunu koyalım. Diğer kefeye küçük Dilek ile Hacer’in gözyaşlarını, hediye alamadığı için özür dileyen çocukların utancını koyalım. Sizce hangisi ağır basar?
Bence bu konuda kökten değişmesi gereken çok şey var güzel ülkemde. Öğretmen öğrenci ilişkisine bakış açımızdan başlayalım. Öğretmen bir çocuk için ilim kapısıdır. İlmi sevgiyle harmanlayıp çocuğa sunar. Öğretmenlik fedakarlıktır. Öğretmen çocuğa emek verir, bilgi ve sevgi eker, çocukta saygı, sevgi ve ilim tomurcukları açar. Tüm ilişki budur, bu olmalıdır. İlmin izzetini, ağırlığını korumanın en güzel yolu da budur.
Öğretmenler en çok verdiği emeğin filizlendiğini görünce mutlu olur, yorgunluğunu unutur. Dünyanın en güzel hediyelerini alsanız sınıfındaki çocukların başarısız olduğunu gören öğretmenin içindeki sıkıntıyı söküp atamazsınız. Bunları yirmi yıldır farklı kademe ve sınıflarda yaşadıklarımı ve tanıdığım meslektaşlarımı düşünerek yazıyorum. Hasta hasta okula gelen, hasta çocuğunu bırakıp gelen, kendi maddi sıkıntısı olduğu halde öğrencisine maddi destek veren, yardımlar toplayan, gecesi gündüzüne karışmış çok insan tanıdım. Onlar için en güzel teşekkür öğrencilerinin başarılı ve ahlaki değerlere sahip iyi insanlar olmaları. Ama illa bir şey verelim derseniz öğrencilerinin kaleminden bir şiir, bir mektup, kocaman kalplerin içine çizilen çöp bebekli resimler yeter de artar öğretmenlere…
Şimdi bir de 24 Kasım özelinde neler yapılmalı ona bakalım? Sahi Atatürk’ün Başöğretmen unvanını aldığı bu özel günde ,1981 yılından beri Öğretmenler Günü’nü kutlamanın asıl amacı nedir? Yolu nedir? Öğretmenlik mesleğinin değerini gitgide kaybettiği, öğretmenlerin saygınlığının azaldığı, omuzlarındaki yüklerin ağırlaştığı zamanımızda asıl yapılması gerekenler nedir? Buna verilebilecek çok fazla cevap var, detaylar belki başka bir yazının konusu olur…
İyi niyetle de olsa ilk hediyeyi vereni bulup “Ne yaptın kardeşim bu olay bir geleneğe dönüştü? Gel düzelt hatanı 🙂 “diyemeyeceğimize göre bulunduğumuz noktadan hareket etmeli, bu yanlış geleneği hep beraber sonlandırmalıyız.
24 Kasım’da veli olarak öğretmenimiz hediye kabul etmediğini söylediğinde buna kırılmamalı, içimizdeki sevgi ve minneti kelimelerin sihirli gücüne emanet etmeliyiz.
24 Kasım öğrencilerin öğretmenlerine şarkılarla, şiirlerle, resim ve mektuplarla, küçük notlarla sevgi ve saygısını ilettiği bir gün olmalı. Öğrenci-öğretmen arasındaki özel alana maddi değeri olan hiçbir şey girmemeli.
24 Kasım ülke genelinde öğretmenlik mesleğinin öneminin ve değerinin işlendiği; tiyatro, konser, sanatsal etkinlikler, konferanslar gibi çeşitli programların yapıldığı bir gün olmalı.
24 Kasım emekli öğretmenlerin hatırlanıp okullara davet edildiği, tecrübelerini genç öğretmenlere aktardığı, bu mesleğe ömür veren bu kıymetli çınarların onure edildiği bir vefa günü olmalı.
24 Kasım da kutlama, eğlence de olmalı ama 24 Kasım bir öğrencinin bile boynunu büktüğü bir gün olmamalı…
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
