Çağın Yüreksiz Zalimlerine İnat

İSMAİL OKUTAN
Çağın Yüreksiz Zalimlerine İnat
 
Akşamın karanlığı içime bahara düşen hazan gibi düşse de ben seher vaktinin yüreklere genişlik veren sükûnetine âşığım. Bu tefekkür vakitlerinde beyin kanallarıma hücum ediyor yeni düşünceler. Yeni fikirlerle dolup esen seher yellerinden esinlenen merhamet duyguları yufkalaştırıyor yüreğimi, yaklaştırıyor sana ey sevgili. Dua ile istiyorum onu, yani yufka ama duyarlı bir yürek istiyorum Rabbimden. Çiçekleri toprağa, sevgiyi insan yüreğine nakşeden mukadderatın önünde eğilip iki büklüm oluyor bedenim her zaman.
 
Tefekkür ettikçe anlıyorum ki bir çocuğun sevgi dolu yüreği her zaman dünyadan daha büyüktür. Hiç bir ayrımcılık yapmadan herkesi ve her şeyi sevip içine sığdırabiliyor.
 
İşte bu gün hiç okul yüzü görmemiş çocukları okula kazandırmanın mutluluğunu yaşıyorum. Okulun yakın çevresinde bulunan, göçmenler için yeni yaşam alanı olan harabe gecekondulara yaptığım ev ziyaretleri sonucunda Suriye’deki kirli savaştan kaçıp ülkemize sığınan toplam yüz on çocuk artık okula gelmeye başlıyorlar. Bu sahipsiz çocukların okullu olmaları sonucu tarifi imkânsız sıcak gecekondu duyguları kaplıyor yüreğimi. Gariplerin mesken tuttuğu bu garip beldede babalık sistemi geçerli imiş. İçimden diyorum ki; ben de bu garibanların babası olmaya adayım. Harabe dönmüş gecekondu evlerde yaşayan bu fakir, gariban, mazlum  ailelerin çocukları kendi perişanlıklarını unutup her gün sevgi şoku uyguluyorlar kalbime.
 
Her derse girdiğimde adeta bana; beni de sever misin abi? Bana da bakar mısın öğretmen, der gibi umut ve heyecanla gözlerimin içine bakıyorlar. Benden sevgi ve ilgi bekleyen; sevgi ve merhamete hasret kalan; anne, babasına özlem duyan birçok savaş yetiminin yürek sızısı düşmüştü kalbime. Bu çocukların her gün hiç usanmadan beni bahçede gördüklerinde müdür, müdür, diye toplu halde bana doğru koşmaları, etrafımı sarıp sarılmaları, ellerimi, kollarımı öpmek için birbirlerinin üzerine atlamaları tam bir sevgi şoku yaşatıyor bana. Çok duygulanıyorum. Her ders çıkışında beni görmek için odamın önünde beklemeleri insanlığımı hatırlatması için yetiyor bana. Onlara karşılık verip saçlarını okşayıp, ellerini avuçlarıma alıp sevdiğimde, onları bağrıma bastığımda, sineme yasladığımda, kim bilir neler hissediyorlar o minnacık ama kocaman sevgi dolu yüreklerinde. Belki de hayallere dalıp; sanki annelerinin sevgi dolu kucağındalarmış gibi bir taraftan sevinç, bir taraftan da hafif bir hüzünden oluşan gülüşlerle bakıyorlardı gözlerime. 
 
Görüyordum ki o temiz gülüşleri her gün içimde yeni sevgi kaleleri inşa ediyordu. İçimi onarıp her güne yeni bir heyecan ve umutla başlamama neden oluyorlardı. 
 
Bazıları Suriye hain savaşında babalarını kaybeden, en onulmaz acılarla hayata tutunmaya çalışan bu çocuklar, artık benim çocuklarım olmuşlardı. Hepsinin de gözlerinde derin hüzünler okuyabiliyorum. Seslerinde endişe, ellerinde kara ve  titrek bir korku görebiliyorum. Hayat başka türlü akıyordu dünyalarında. Tüm korku unsurlarına rağmen hayata iyilikle dokunmak istiyorlardı. İçimin şairiydi bu çocuklar. Bu çocuklar artık benim çocuklarım. 
 
Gösterilen yoğun ilgiyle yüzünde gülücükler açan çocuklar, mahcup ve mahzun bakışlarla içime ışık huzmelerini dolduruyorlardı. Gün geçtikçe artık yüzlerinde açan gülleri görmek çok zevk vericiydi. Bu bakışları, bu masumiyetleri sırça saraylarda büyüyen çocuklarda bulmak mümkün mü? Ah çocuklar, yüreğinizdeki bu sevgi ve merhamet çok lazım olacak çağın yüreksiz zalimlerine. Çağın yüreksiz zalimlerine inat yeryüzünde çiçekler açarak iyilik ve sevgi ile yaşayın çocuklar.
 
Çocukların başını okşamak, geleceklerini aydınlık kılmak için çaba sarf etmek, dertlerine çare olmak çok zor mu? Lazım olan sadece bir tutam şefkat. Biliyorum ki yüreğime dolan hüzün hiç bir zaman onların yüreğindeki hüzünle aynı olamaz. Hüznün ağırlığı ne kadardır? Tadı nasıldır? Yenir mi? içilir mi? Acının rengi nedir? Hüzün anlatılır mı?  Bilmiyorum, ancak anlıyorum ki hüzün yalnızca yaşanır. Anlatılacak bir şey değildir.
 
Kanlı ellerde tutsak kalan, savaşın ve hüznün girdabında yaşayan çocukların dertleriyle dertlendikçe nemlenen gözlerim; titreyen sesim ve hassaslaşan kalbim; cılız bir sessizliğin ardından, kötülüklere karşı daha da dokunaklı mukavemetli olup mazlumların felâhı ve mutluluğu için çabalıyor.
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir