Ğani İsm-i Şerifi

MEHMET ALİ BAL
Ğani İsm-i Şerifi
 
Allah (cc) mutlak manada Yegâne “Ğani”dir. “Ğanî” ismi “Zengin olmak, başkasına ihtiyacı olmamak anlamına gelen "Ğınâ" mastarından türemiş bir isimdir. Hem sıfat hem de isimdir. Allah'ın (cc) “Ğanî” olması, zat ve sıfatları itibarıyla başkasından müstağni olması anlamındadır. Gerek zat ve sıfatlarında, gerek işlerinde hiçbir zaman, hiçbir surette, hiçbir şeye muhtaç olmayan, bunun yanında her şeyin kendisine muhtaç olduğu tek zengin O'dur. Allah’ın (cc) varlığı, birliği nasıl vacip ise “Ğani İsmi” de bu dairededir. Allah (cc) öylesi mutlak zengindir ki, Zatı başka her şeyden ve herkesten müstağnidir. Bildiğimiz ve bilemediğimiz zenginliklerin sahibidir. O (cc) “Samed olan Allah’tır”, “Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Kendisi mutlak manada müstağni olduğu gibi kullarını da başkalarının minneti altına girmekten mutlak manada kurtaran Yegâne “Muğni” dir. Bir mantık silsilesinde ifade edilirse Allah (cc) mutlak “Ğani” olduğu için mutlak “Muğni”’dir.
 
Lügate baktığımızda kelimenin hem kendisinin hem de aynı kökenden gelen farklı kelimelerin bir anlam zenginliği ile karşılaşmaktayız. “Ğaniye/ Ğınen, Ğanaaen, Ğunyaanen” Malı çok olmak, zengin olmak manasındadır. “el- mekanu” eki gelirse “Bir yer mamur olmak” demektir. “Bihi ev bişşey’i an ğayrihii” ekiyle gelirse “Birşeyle iktifa edip başkasına muhtaç olmamak” anlamındadır. “Eğnaa/ İğnaaen Allahü fulaanen” “Birini zengin kılmak”; “Eş-şey’u” ekiyle “Bir şeye kifayet edip yerini tutmak” anlamlarına gelmektedir.
 
“El Ğaniyyu” ve “El- Muğniyyu” esmasının mana köküyle ilgili olan kısımlarına dönecek olursak, “İstiğnaa istiğnaaen” kelimesi “Zengin olmak”; “El- Ğanii” kelimesi “Çok mal sahibi, zengin”; “El- Ğanaau” ise “Zeginlik ve kifayet” demektir. “El Ğına, el- ğunyaanu” ise “İhtiyaçsızlık, zenginlik” demektir. Kelimenin bu mana kanalından gelen “El- Ğaniyyu” (Çoğulu “Ağniyaau”) “Zengin, başkalarına ihtiyacı olmayan” manasına, “El- Muğni” ise "Müstağni kılan. İhtiyaç gideren, zengin eden" anlamındadır. Bilindiği üzere kelimenin farklı tasarruflarda farklı anlamları da bulunmaktadır.
 
Mesela “Ğaniye/ Ğaniyen fulanün” “Evlenmek”; “el Mer’etu” ekiyle “ Kadın güzel olmak” anlamlarındadır. “Ğanaa/ Ğaniyen, Mağnan bil mekaani” “Bir yerde ikamet etmek”; “Fulaanu” ekiyle “Yaşamak, dirlik sürmek”; “er-raculu” ekiyle “Dostluğunda daim olmak” anlamlarındadır. “Ağnaa an” “Fayda vermek”, “Ağnaa anhu şey’e” “Uzaklaştırmak”, “Ğannaa Tağniyeten” “Şarkı söylemek”, “La ğaniye anhu” “Ondan vaz geçilemez”, “Teğannaa teğanniyen” “Zengin olmak” anlamının yanında “El hamamu” ile kullanılırsa “ ”Güvercin vs. kuş latif ve güzel ötmek” anlamındadır. “El ağniyetu (Çoğulu “Ağaan”) “Şarkı” anlamındadır. Keza “El ağniyetu (Çoğulu “Ğavaanin, Ğaaniyaat”) “Süse vs.ye ihtiyacı olmayan tabii güzel kadın. Sade ve güzel kadın. Evli kadın. İffetli ve namuslu kadın” anlamındadır[1].
 
Lügat manası üzerinden gidecek olursak, Ğani İsm-i Şerifi açık ve gizli manalarında zenginliğin adeta İlahi boyutlarını da bize göstermektedir. Mesela “Mutlak zengin olması” açık manasıdır. “Başka hiçbir şeye ve hiçbir kimseye muhtaç olmaması” ise bu İsmin iktizasıdır. Kelimede muzmer güzellik manası ise İlahi zenginliğe bir letafet katmaktadır. Ayrıca bu “Zenginliğin” Allah’ın (cc) diğer isim, sıfat ve şuunları gibi daimi olduğunu hissediyoruz ve anlıyoruz. “Sübhanallahü men tahayyara fi sun’ihil ukuul”…
 
Kuran-ı Kerim’de “Allah’ın (cc) Ğani olduğu, başka hiçbir şeye ihtiyacının olmadığı, zenginliklerinin sınırsız ve adedi bilinemez olduğu, bu isim, sıfat ve mahiyeti itibarıyla da “Hamd edilmeye layık olduğu” yalın ve kesin ifadelerle buyurulmaktadır. Bu ayetlerde öyle hükümlerle karşılaşırız ki, Ğani isminin diğer isimlerle yan yana gelişi, birinin diğerini telazumu, vb hususlar Ğani ismini tevhit ve ulûhiyet şahikasından bizlere göstermektedir.
 
Mesela “Ey İnsanlar! Siz Allah’a muhtaç olanlarsınız. Allah ise hiç bir şeye muhtaç değildir; Hamid’dir (Hamd olunmaya lâyıktır)” (Fatır, 15) ayetindeki manaların dizilişini Fatiha’daki “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun” ayetinin bir izdüşümlerinden biri olarak okumamız mümkündür. Hamd Uluhiyet burcuna yaklaşan kulluk vecibelerindendir. Zira “Hamd” sadece kendi manası içinde yapılır, başka bir şey için yapılmaz. “Göklerde ve yerde ne varsa O’ nundur. Hakikaten Allah, yalnız O zengindir, övgüye değerdir” (Hac, 64) ayeti yukarıdaki ayeti bir anlamda “Göklerde ve yerde ne varsa O’ nundur” hükmüyle tafsil etmektedir. Bir diğer anlamda ise “Lamı te’kid” ile tekit etmektedir.
 
Bazı ayetlerde mücerret biçimde “Biliniz ki Allah zengindir” (Bakara, 267) hükmünü okuruz. Zenginliğin mücerret bırakılışı elbette başka hikmetlere pencere açılmasına vesile olabilir. Zira biz kulları zenginliğin sınır ve mahiyetini bilemeyeceğimiz gibi dünyevi planda gördüğümüz herhangi bir şeye veya kimseye zenginlik izafe etmemiz de söz konusudur. Ancak bu mücerret ve yalın ifade ile “Zenginlik manasını Allah (cc) tamamen kendi dairesine almakta, bizim de tefekkür yelpazemizin bütünüyle açılmasını teşvik etmektedir. “O’nun ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur” (Yunus, 68), bir kere O’nun hiçbir şeye ihtiyacının olamayacağı “Ğınası” içinde muzmerdir, gizlidir.
 
Gökler ve yer arasında ne varsa her şey O’nundur. O (cc) Ğani’dir, ondan gayrısı fakirdir, Kuran hitabıyla mükellef olan “İnsanlar ve cinler” fakirdirler. Zenginlik gibi fakirlik de mücerret bırakılmıştır: "Allah zengindir, sizler fakirsiniz" (Muhammed, 38). Diğer yandan, “Allah zengindir, sizler fakirsiniz” ifadesinde bir “Men ve eza değil” merhamet ve lütuf görülmüştür. Ğani olan Allah fakir olan kullarına lütufkâr, merhametli ve ilgilidir. “Şüphesiz Allah, âlemlerden hiçbirine kesinlikle muhtaç değildir” (Ankebut, 6). Bu ayetle müşterek manada olan “Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah âlemlere muhtaç değildir” (Al-i İmran, 97) ayeti de Allah’ın (cc) yarattığı sonsuz sayı ve keyfiyetteki âlemlere muhtaç olmadığını mutlak bir şekilde nefyetmektedir. Bu adeta kelamdaki “Bürhan-üt tamanu’” kuvvetinde bir nefiydir. Nihayet “İnsanlara ve cinlere” nihai ilanat yapılmaktadır: “Eğer inkâr ederseniz bilin ki Allah size muhtaç değildir” (Zümer, 7).
 
Allah (cc) bizi bütün her şeyde açık görünen delillerini inkardan korusun. Zira Allah (cc) bu konudaki tehditlerini “Ulül azm ve gazap” sahibi bir peygamberinin diliyle buyurmaktadır: "Ve Mûsâ dedi ki: "Siz ve yeryüzünde bulunanlar hep nankörlük etseniz, iyi bilin ki Allah zengindir, (sizin Şükrünüze muhtaç değildir, zatında) övülmüştür" (İbrahim, 8). Şükürde bulunan ancak kendisi için şükreder. Nankörlük edenin inkarı o Zatı Ğani ve Muğni’ye (cc) erişmez, erişemez: "Kim şükrederse kendisi için şükreder, kim nankörlük ederse muhakkak ki, Allah zengindir ve övgüye lâyıktır." (Lokman, 12). “Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” (Lokman, 27) ayetinin tefekküründen alacağımız dersle ise Allah’ın (cc) kelimelerinin ve benzeri nimetlerinin ve mahlûkatının sonsuz sayıda oluşu hakikatinden O’nun “Aziz ve Hakim oluşuna erişmekteyiz.
 
Yukarıdaki ayetlerin tefekküründen çıkan cümleleri de sizlerle paylaşmak isterim. Başta ifade edildiği gibi “Allah’ın (cc) zenginliği öyle bir zenginliktir ki, “Tevhit Suresi” diyebileceğimiz İhlas Suresinde geçen “Allah Samed’dir”, “Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur sınırsızlığında zengindir.
 
Allah’ın (cc) nimetleri “La yuad vela yuhsa”dır; sayılamaz ve hesabı yapılamaz sınırsız ölçüde çokturlar. İşte o yüzden bir O’nun (cc) bize verdiği nimetlere şükrederken “Allah’ım sana sonsuz hamd ü senalar, şükürler olsun” deriz. Zira nimetleri hem karşılıksız hem de sonsuzdur.
 
Allah’ın (cc) zenginliğinin boyutları da sonsuzdur. Bizim idrakimizdeki dünyevi zenginlikler sınırlı boyutlardadırlar. Ğaniyyi Mutlak’ın (cc) zenginliği ise çok boyutludur. Sadece adet, ölçü, sınırlı ifade, vb. sınırlı tanımlar O’nun (cc) zenginliğini ifade edemezler.
 
Bu zenginlik adetler, hesaplar ve tanımlarda görüldüğü gibi her bir cinsin, her bir varlığın kendi içinde de sonsuz sayı ve boyutlardadır. Mesela uzayın bırakalım yıldızlarını galaksilerini bile yüksek matematik işlemleriyle sayabilmekteyiz. Çıkan sonuç ise hiçbir zaman kesinlik taşımamaktadır. Her yıldızın ise üzerini, atmosferini, içini, sathına uygun varlıklarını saymaktan, bilmekten aciziz. Sadece kendi küçücük dünyamızdan en basit gördüğümüz alandan örnek verirsek, mesela renkler sonsuzdur. Her bir rengin de tonları sonsuzdur. Allah (cc) öyle zengindir. Buna dair örnekleri sonsuza kadar çoğaltmak mümkündür.
 
Bu yüzdendir ki, Şafii tesbihatında salat okunurken “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed bi aded-i külli daain ve devaain… kesiiran kesiraa” denilir. Şafii ism-i cemilinin de tecelli ve tezahürlerini idrak ettiğimiz bu salat ü selam cümlesinde adet ve mahiyetleri bakımından Ğani isminin tecellisini görüyoruz. Öncelikle şifa vermeden önceki dert hastalık nevileri sonsuz sayıda ve mahiyettedirler. Derman ve deva nevileri de sonsuz kere sonsuzdurlar. Burada, sonsuz sayıda nimetlerin, şifaların, dermanların negatif boyutlarını da aynı anda zikir, tespih ve tefekkür ederiz. Vakıa negatif boyutları olmayan varlıklar mümkün değildir. Negatif boyutları da Allah yaratmıştır. Varlık karşısında hiçliğin de O’nun tarafından yaratılması gibi…
 
Allah (cc) öylesine zengindir, mutlak ve yegâne zengindir.
 
Allah’ım bizlere sağlık, akıl, feraset ve basiret zenginliği ver. Ğani isminin tecellilerini dünyamıza bahar yağmurları gibi yağdır. Özellikle aklen, ruhen ve hissen çoraklaşmış dünyamızı Ğani isminin bereketli, velut ve lütufkâr esintileriyle ferahlat, bereket ver, idrak ver, ruh hayatımıza canlılık ver, sosyal yaşamımızda dostluklarımızın, zenginliklerimizin ve müspet kaynaşmamızın artmasını nasip et.
 
__________________________
[1] El Mevarid, Mevlut Sarı
ROTAP- banner-

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir