Hadi İsm-i Şerifi

MEHMET ALİ BAL
Hadi İsm-i Şerifi
 
“Hadi İsm-i Şerifi” öz olarak “Allah’ın (cc) mutlak ve hakiki manada, hidayet etmesi, bütün varlığa hususen de teklife muhatap olan ehli akıl ve şuura, hayır istikametinde lütuf ve letafetle yol göstermesidir”.
 
“Hadi İsm-i Şerifinin kök “Hidayet (هَدْي) kelimesi” Mukaddes Kitabımız Kuran-ı Kerim’in ve İslam inancının temel kelimelerinden biridir. Öyle ki, bizatihi Kitabın kendisi kendisini “İşte bu Kitap ki, onda hiçbir şüphe yoktur. Takva sahipleri için hidayettir” (Bakara, 2). (Yani “Mahz-ı hidayettir”, hidayet kaynağıdır) diyerek tavsif etmektedir. Başlangıçtaki Fatiha Suresinde ise “Bizi sıratı müstakime hidayet et” (Fatiha, 6) duasını öğretmektedir ki, bu tıpkı Fatiha’nın “Ümmü-l kitab” olarak da isimlendirilmesi gibi adeta duaların anasıdır, esasıdır.
 
Hidayet gerek anlamı gerekse çağrışımları ve ilişkili olduğu kelimeler bakımından çok zengindir. Kelime anlamı olarak “Hediye, çok değerli hediye, İlahi lütuf, bağış, kılavuzluk, aydınlatma, vb.” anlamlara gelmektedir. Arapçanın zenginliği içinde baktığımızda ise karşımıza bir anlam denizi çıkmaktadır. Bazılarına işaret edelim. “Hidayet öğüdü… Hidayet yolu, tevfik ve hidayet talep etmek… Birinden hediye istemek, doğru yolu istemek, hidayet istemek… Hidayet eden, doğru yolu gösteren… Aslan, boyun, âmâları hidayet eden, körleri doğru yola götüren… Hidayet ve irşat talep etmek, hediye ve yahut hidayet istemek… Doğru yola delalet etmek, yol göstermek… Matluba isal etmek (Talep edilene ulaştırmak)…
Hidayet, doğru yol, İslam… Doğru yoldan gitmek ve doğru yol, sağlık ve hidayet talep etmek, doğru yolu istemek… Doğru yola hidayet etmek, doğru yolu göstermek… Hidayet bulmak, hidayete erdirmek, doğru yolu bulmak, kılavuzluk etmek, hediye vermek, hidayet etmek, hidayete ulaşmak, irşat olmak, gelini damada gönderip gerdeğe koymak, irşat etmek, hediye vermek, doğru yola iletmek…”.
 
Müfredat Müellifi Ragıb Isfahânî, “Hidâyet” terimini ”Lütufla yol gösterme, ayni ilk bakışta “fark edilmeyen yollarla” “bütün yaratıklara ve özellikle ilâhî emirlere muhatap olan insana yol gösterme” şeklinde tanımlanmıştır. Bu çerçevede baktığımızda Allah’ın (cc) “Bitkileri yeşertmesi ve yaşatmasından”, “Hayvanlara rızık arama, bulma, kendilerini koruma gibi içgüdülerle donatmasından” ta “İnsanlara doğru yolu lütuf ve letafetle göstermesine” kadar birçok İlahi Lütuf hidayet kapsamındadır.
 
Bu lafzi anlamlar bile göstermektedir ki, Allah’ın (cc) hidayet etmesi farklı farklı düzeylerde ve farklı farklı şekillerdedir. Sadece insanlar arasında bulunan hidayete mazhar olanlar farklı sınıflarda, farklı seviyelerdedirler. Mesela “Takva sahipleri için hidayettir” denilirken bu Kuran’ın bütün insanlar için “Hidayet” olmadığı anlamına gelmemektedir. Sadece takva sahiplerinin idrak, massetme ve ehil olma kabiliyetlerinin bu hidayet kaynağından daha fazla istifade edeceklerini ifade içindir. Başka manaların olduğu da imkân dairesindedir.
 
Hadi (Hidayet verici, hidayet sahibi) Allah’tır (cc). O Allah ki, Hadi isminin tecellisiyle kendisini tanıma yollarını kullarına gösterip tanıtır, onları Rububiyetini ikrar edici kılar, kurtuluş yolunu gösterip açıklar ve her yaratılanın varlığının devamını sağlaması için gerekli yönlere yöneltir. Kullarından dilediğini tevhit hakikatine inanmayı müyesser kılar, aynı nimetin başka boyutuyla yarattıklarına rızık arama ve tehlikelerden kaçınma yollarını, vs. ilham eder. Hidayetin zıddı ise dalalettir. Dalalet kelimesi, “Sapmak, karanlıkta kalmak, bocalamak ve kaosa yenik düşmek” anlamlarına gelir. Bu yüzdendir ki, sıratı müstakime hidayet duasını takiben “Gazaba uğramışlar ve dalalete düşmüşlerin yoluna düşmekten Allah’a (cc) sığınılır. "De ki: Hidayet/doğru yola kılavuzluk; ancak Allah'ın hidayetidir." (En'âm, 71) ayeti yegâne hidayet sahibini tekrar hatırlatır. Peygamberimiz de (s.a.v.) “Allah kime hidayet verirse onu doğru yoldan saptıracak, kimi saptırırsa onu hidayete sevk edecek yoktur.” buyurmaktadır. Allah’tan başka “Hidayet sahibi ve hidayet verici” yoktur.
 
Şehadet kelimesindeki “La” nefyi kendinden sonra sıralanan bütün kesreti reddeder. “İlla” ise vahdete, sadece Bir Olana (cc) işaret ve şehadet eder. Hidayetin kendisi tekildir. Hidayet yolları çok ise de (Le nehdiyennehüm sübülena) bunun hakikati tektir. Dalalet ise kesretle maluldür. Kuran buna da işaretle “Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar” (Bakara, 257). Hakikatlerin izafileştirilmeye çalışıldığı bir dünya kesret ve sapkınlık dünyasına dönüşüveriyor. Aydınlıktan, karanlıklara atılıyor insan. Bu hayretteki ruhlar için bir Hadi’ye ihtiyaç vardır. “Hadi” İsm-i Şerifinin ise “Mutlak irade sahibi” (cc) ile yakın ilişkisi vardır. O Allah ki (cc) dilediğine hidayet verir.
 
“İstediği kulun muradını tez verir
İstediği kulunu hidayete erdirir
Gönül sofralarına bereketler verdirir
Közleri tutuşturan Yüce Hâdi’dir O (cc)”
 
“Rabbimiz her şeye yaratılışını verip, sonra da hidayet edendir” (Taha, 50) “Yüce Rabbinin adını tespih et, O (cc) yarattı ve düzene koydu ve takdir edip yola koydu –Kaddera ce hedaa- (Hidayet etti) (A’la, 1-3). “Var mısın arınmaya, seni Rabbine hidayet edeyim de huşu bulasın” (Naziat, 18,19) cümlesi Hazreti Musa’nın (as) Firavuna geldiği zaman söylediğidir. “Eğer teslim olmuşlarsa, şüphe yok, ihtida etmişlerdir” (Ali İmran, 20). “Kim Allah’a iman ederse, Allah kalbini hidayete erdirir” (Teğabün, 11) Hidayet, Allah’a bakan yüzü itibarıyla tamamen kendisine has (Özgü) bir nimettir. Öyle ki Sevgili Peygamberine (s.a.v.) bile “Muhakkak sen, sevdiğini hidayet edemezsin, ancak Allah (cc) dilediğini hidayet eder” (Kasas, 56) buyurmaktadır. Bu açıdan baktığımızda hidayet Rububiyet ve Vahidiyet dairelerinin içinde olan bir has nimettir, Hadi İsm-i Şerifi de yine bu daireler içindeki bir ismidir. Rab ile kulları ve yarattıkları arasındaki esrarlı bir irtibata işaret etmektedir.
 
Peygamberler sadece milletlerini Allah’a çağırırlar. “Ancak sen uyarıcısın ve her kavim için bir hidayet edici vardır” (Ra’d, 7). Peygamber çağrısına rağmen inanmayanların olmasından dolayı Allah (cc) O’nu (s.a.v.) teselli etmekte ve inanmayanları da tavsif etmektedir: “Sen, görmüyorlarsa, körlere mi hidayet edeceksin?” (Yunus, 43).
 
Hidayetin ilk ilka’sı için bütünüyle “İhsan-ı İlahidir” denilebilir. Gerçekten de hidayetin yaratılması, bilinmesi, bağışlanması, vs. yönleri tamamen Allah’ın (cc) hususi tasarruflarındandır. Hem de kader meselesi, cüzi ve külli irade meselesi gibi son derece bizler açısından bilinmesi mümkün olmayan ancak yaklaşabileceğimiz dinin hassas ve esrarlı meselelerini kuşatmaktadır. İlahi hidayet lütfunun yeryüzünde üzerine yağdığı mekân kalptir. Bu yüzdendir ki, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri kalbi Hüda’nın evi olarak tavsif etmekte, onu Allah’a yabancı her şeyden temizlemeyi ve temiz tutmayı öğütlemektedir. Zira O Sultan yani Allah (cc) kasrına (Kalbe) gecelerde inmektedir:
 
“Dil Beyt-i Hüdadır Onu Pak Eyle Sivadan
Kasrına Nuzul Eyler Ol Sultan Gecelerde”
 
Aklın kaynağı olarak kalbi gören Gazali ve Blaise Pascal’ı da burada zikretmekte fayda vardır. Hidayet kalbe indirilir. Temiz bir kalp hidayet nimetini kabul eder, o nimetle beslenebilir.
 
Buraya kadar ifadeye çalıştığımız konuları bir dua demetinde de görmekteyiz. “Ey dilediğine hidayet yolunu gösterdiği halde, kendisi hidayete muhtaç olmayan” (Cevşen, 49/3). “Ey kendisinden hidayet ve kurtuluş vesilesi isteyenleri doğru yola ve hidayete ulaştıran” (Cevşen, 58/2). “Ey mahlûkatı yaratırken, her birine dilediği hususiyeti dilediği şekilde arttıran; ey sınırsız rahmetinden dilediği kuluna dilediğince veren” (Cevşen, 80/9-10). “Ey doğru yoldan sapanların tek hidayet vericisi” (Cevşen, 86/3).
 
“Hadi” isminin tecellileri ve hidayet nimeti farklı Esma-ül Hüsna’nın oluşturdukları lütuflar kümelerinin her birinde ayrı ayrı zikredilmiştir. Tabi ki diğer tüm isimleri gibi Allah’ın (cc) Yegâne Rab ve İlah oluşunu (Tevhid hakikati) ilan eden isimlerine bağlanmaktadır. Bunlar arasında kendisi hidayet sahibi olması (Hadi, Halık) ve başkalarının hidayetine muhtaç bulunmaması (Samed), dilediğine hidayet vermesi (Mutlak irade sahibi), Yegâne Hidayet verici olma (Ehad) gibi isimleri sayabiliriz. Bu mana ve ilişkili isimleri artırmak ziyadesiyle mümkündür.
 
İmam Gazali Bidayetül Hidaye’sinde (Hidayet Rehberi başlığıyla Türkçe Tercümesi yayınlanmıştır, İnsan Yayınları) “Takvâ ilminin zâhiri hakkında bir nebze olsun anlattıklarımız "Hidayetin başlangıcıdır” demektedir. “ Başlangıçla ilgili konularla amel edip bunları özümsediysen, takvânın bâtınına ulaşmanın nasıl gerçekleşeceğini öğrenmen için İhyâu Ulûmi'd-Din kitabını okuman gerekir” buyurmaktadır.
 
Buradan da anlaşılıyor ki, tamamıyla Allah (cc) vergisi olan “Hidayet Nimeti” kendisine eriştikten sonra kul kesbiyle beslenmeli, geliştirilmeli ve korunmalıdır. İbadetler, günahlardan sakınmak ve sohbet adabı ise hidayetin dâhili ve harici organlarıdır.
 
Hidayete erdikten sonra nasıl hidayet istenir? Nasıl hidayet beslenir? Bu nasıl bir haldir denilebilir. Ancak, Allah’ın (cc) dünyayı yaratma sırları içinde bir sır olsa gerektir. Bu imtihan ve ibtila dünyasının çerçevesinde ziyadesiyle mümkündür, hakikattir. Saç ve sakalları ağarmış münzevi Ehl-i Kitap’tan münzevi bir din adamını gören Hazreti Ömer’in (ra) ağladığı hadiseyi hepimiz biliriz. Kendisine niye ağladığını soranlara, “Bu kadar yaşamış, ama Hazret-i Muhammed’i (s.a.v.) bilmiyor. Ona ağlıyorum” der. Ömer (r.a.) bugün dünyamızda olsaydı ve bizleri görseydi belki daha çok ağlardı. “Böylesine Müslüman bir toplum içinde doğmuşlar, Müslüman olduklarını söylüyorlar. Ancak, Hazreti Muhammed’i (s.a.v.) gerektiği kadar bilmiyorlar. İslam Dininin özünü anlamıyorlar. Hidayetten uzak duruyorlar. İslam’ın temel değerlerini yaşamıyorlar. Hem kendilerine hem birbirlerine adil davranmıyorlar. İslam’ın izzetini hakkıyla temsil etmiyorlar.” diyerek içinden kanlı gözyaşları dökerdi.
 
Evet, hidayet öncelikle ehli İslam için elzem. Müslümanların tekâmül ve inkişafı için istenilmeli. Nitekim inanmayanlar için değil, bizatihi kendimiz için ve biz Müslümanlar için günde en az 40 kez “Allah’ım bize sırat-ı müstakimi hidayet eyle” diyerek dua ediyoruz.
 
“Ey Mutlak ve Hakiki Hidayet Verici Olan Allah’ım! Bizleri mukaddes kitabında tarif ve tavsif ettiğin veçhile hidayete mazhar kıl. Özellikle de lütuf ve letafetle, Rahman ve Rahim İsimlerinin tecellileri ile birlikte hidayet ihsanında bulun. Lütuflarının en büyüğü olan “Sırat-ı müstakime” hidayet et! Hidayet ettikten sonra da bizi “Sırat-ı müstakimde sabitkadem kıl”, dalalet çöllerine saptırma! Hangi yollarda, hangi şekillerde olursa olsun bizleri “Zulümattan” muhafaza buyur.
Duyguları ve akılları şaşırmış insanların bu garip asrında bizleri sadece akli olarak değil, en geniş manasıyla kalbi, akli, ruhi ve ameli manada hidayetine mazhar kıl. İslam dairesinin her hükmünü eksiksiz ve mükemmelen kabul ve amel eden kullarından eyle. Sapkınlıkların, zulümatın, şaşkınlıkların, tağutların, fitnecilerin, fasitlerin, facirlerin tam manasıyla kesretle çoğaldıkları şu dehşetli zamanda bizleri hidayet lütufları dairesinde koru Allah’ım! Bizi tevhit hakikatine en güzel şekilde ve en cami yollarla hidayet eyle! Taklidi usulleri nefis ve hevamıza araç kılmaktan ve böylelerine inanmaktan bizleri muhafaza eyle. Bizi tahkiki surette mahz-ı hidayete, teslim-i kalbe, ısrar-ı istikamete eriştir ya Hadi-i Mutlak olan Allah’ım! Âmin.”
 
 
ROTAP- banner-

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir