Şehid İsm-i Şerifi

MEHMET ALİ BAL
Şehid İsm-i Şerifi
 
Öz olarak “Şehid İsm-i Celili”, “Her zaman her yerde hazır ve nazır olan" manasındadır. Bir diğer manasıyla “Kendisine hiçbir şey gizli olmayan, her yerde hazır ve nazır olan ve her yapılanı gören” anlaşılmaktadır. “Haber vermek, bilmek, yemin etmek, şâhitlik etmek, şehit olmak anlamlarına gelen "Şehâdet" kökünden türemiş olan bu İsm-i Celilin Batı lisanlarındaki “Omniprésent” manasının ötesindeki ve derunundaki manalarının idraki esasa ilişkindir.
 
“Şehide” fiili “Görmek ve hazır bulunmak, yanında bulunmak” asli manasından çıkan muhtelif anlamlara gelmektedir. Bu çerçevede; “Tanıklık etmek, gerçeklemek; kanıtlamak, doğrulamak; tanık göstermek”, “Tanıklık etmek, bir şeyin üstüne bırakmak, tanıklık beyanı bırakmak, vs.”, “Görmek, hazır bulunmak, yanında bulunmak” manalarına gelmektedir (El- Maani). Kelime görünen varlık âlemine dair bir kelime olduğu için biraz daha ince manalarına ve köklerine bakmak gerekebilir. “Şehüde/ Yeşhüdü / Şehaadeten” bildiğimiz “Şahitlik yapmak” manasındadır. “Şehide / Yeşhedu / Şühuuden” ise “Bir yerde hazır bulunmak, hazır olmak” manasına gelmektedir.
 
“Şühuuden el cum’ate” “İdrak etmek, erişmek” manasında; “Alaa keza” ilavesiyle “Kesin olarak haber vermek”; “Eş-şey’e” ilavesiyle “Muttali olmak” manasındadır. “Şehide Allahu” “Bilmek, alime” manasındadır. “Şehide billahi” kullanımı “Halefe, yemin etmek” manasındadır. Kuran-ı Kerim’de “Sizden her kim Ramazan ayında hazır bulunursa o ayı oruç tutsun” (Bakara / 185) buyurulmuştur. Aşağıda zikradeceğimiz Ali İmran / 18. Ayetindeki “Şehide Allahu…” ayetinde ise “Allah (cc) delilleriyle açıkladı, şehadet etti manaları verilmiştir. “Eşhede / İşhaaden eş-şey’e” “Bir şeyi huzura getirmek”, “Şahitlik ettirmek” manaları verilmiştir.
 
Bu kelimenin başka şaz ve garip görünen manaları da vardır “Kız baliğ olmakla hayız görmek” bunlardan biridir. “Şaahede / müşaahedeten” “Gözüyle görmek, şahit olmaktır”, “Teşehhede, istişhaaden” “Şehadet kelimesini söylemektir”; farklı ilave tasarruflarla “Tahiyyatı okumak, şehit olmayı istemek (İsteşhede)” manaları vardır. Sabah ve akşama namazlarına “Salaat-üş Şaahidu” denilmektedir. “Şehaadetün” kelimesi “Şehadet, delil, ikrar, şahidin ikrar ettiği şey, delil, diploma” anlamlarındadır. “Şehadet alemi gayb aleminin mukabilidir” Allah (cc) kendisi için “Gayb ve şehadet aleminin Rabbi Alim” buyurmaktadır. Yine şaz olarak “Şühdün” kelimesi “Bal” manasındadır.
 
“Şehiidu, (çoğulu) şühedaau ve eşhaadu” “Allah yolunda öldürülen şehit. Şahit” demektir (Bu mana kökü, şehitliğin mana boyutunu asli bir mana ile tesis etmektedir). “Müşaahedetu” kelimesi “Duyulardan biri ile idrak etme. Duyma” manasındadır. “Yevmun meşhuudun” “Kıyamet günü, Arefe günü, yahut Cuma günü” manalarındadır ki, hususiyle “Kıyamet gününün alem sıfatı olarak tasarrufu kelimenin gücünü ve derinliğini göstermektedir” (Mevarid, Mevlut Sarı, kısmen yorumlarla). İdrak ediyoruz ki, “Şehid İsm-i Celili” görünen en küçük şeyden en büyük şeylere ve hadiselere kadar Cenabı Allah’ın (cc) bütün tasarruflarını, şuunatını, hilkatini kapsamaktadır. Kıyamet gibi ontolojik varlığımızın nihai aşamalarından biri (Bildirildiği şekliyle) için de “Yevmun meşhudun” ifadesi ne kadar da sarsıcıdır.
 
“Şehid İsm-i Celili”nin “Bilmek, görmek” manası hakkında bazı İslam âlimleri “Alim” ismiyle irtibat kurmuşlardır. “Yüce Yaratıcı Allah, "Alîm" sıfatı ile tavsif olunduğu için her şeyi bilir. Olayların iç yüzünü ve sırlarını bilmesi açısından "Habîr"dir, dış yönünü bilmesi açısından da "Şehîddir” demişlerdir. Ancak, buradaki bu sınıflandırmanın bizim olağan kategorileştirmemizden farklı olduğunu ifade etmeliyiz. Şöyle ki, bizler genel olarak “Eşyanın dış yönü ve dış yönünün bilinmesini” kendi ölçülerimizle idrak ederiz. “Eşyanın iç yüzünün ve sırlarının bilinmesini” daha fazla önemseriz. Hâlbuki buradaki sınıflandırma bizim idraklerimizin üzerindedir. Zira “Şehid ve Habir” isimleri de tıpkı “Zahir ve Batın” isimleri gibi Esma-ül Hüsna’dandırlar. Esmada İlahi bir tertip ve nizam vardır, ancak bizim idrakimizin üzerindedir. Biz sınırlı idrak, akıl ve ihsasımızla bu tertibi vaz edemeyiz, şerh edemeyiz. İdrak etmeye çalışırız, tefekkür ederiz, iman ederiz. 
 
“Şehid İsm-i Celilinin” mastarı “Şehadet” manası o kadar önemli bir kelimedir ki, Tevhit Cümlesi “Eşhedü” yani “Şehadet ederim” ile başlamaktadır. Bu manayı biraz daha derinleştirecek olursak “Allah’ın (cc) Yegâne ilah olduğuna görüyor gibi tanıklık ederim, tasdik ederim” manası ortaya çıkmaktadır. Sübjektif (Enfüsi) anlamıyla ise her Tevhit Cümlesini söylediğimizde, Allah’ın (cc)  her yerde ve zamanda olduğu gibi şehadet ederken bizim de yanımızda olduğunu hissederiz. Yani ki “Nahnü akrabu ileyhi min hablil veriid” hakikatini ve hükmünü yaşarız. Bu Hanefi ulemasının ifade ettiği “Nahnu nahkumu bizzahir” (Biz zahire göre hükmederiz) manasını aşmaktadır. Daha ziyade Hazreti Ali’nin (KV) “"Perde-i gayb açılsa (Yani Cenabı Allah'ı bizzat görsem) yakinim (İmanım) ziyadeleşmeyecek" ifadesinin hakikatine yaklaşmaktadır. Zira İmanın ve tevhit cümlesinin hakikati şudur ki, biz Allah’ı (cc) görüyormuş gibi O’nun varlığına ve birliğine ve Peygamberimizin O’nun kulu ve resulü olduğuna şahitlik etmekteyiz.
 
“Şehid İsm-i Celili” ve türev kelimeleri Kuran-ı Kerim’de 35 defa zikredilmiştir. Bu derece çok sayıda zikredilmiş olması, “Şehid İsm-i Celilinin” tecelli ve tezahürlerine dikkatimizi çekmektedir. Her şeyden önce Allah (cc) bizzat kendisine şahitlik etmektedir: “Allah, adâleti kaim kılarak kendisinden başka ilâh olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de (Adâletle kaim olarak buna şahitlik ettiler). O’ndan başka ilâh yoktur; (O,) Aziz’dir (Kudreti daima galip gelen), Hakim’dir (Her işi hikmetli olan)” (Ali İmran / 18).
 
"Ey kitap ehli! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorsunuz?” (Ali İmran / 98) ayeti kerimesi kelimenin adeta manasıyla müsemma bir hakikati ifade etmektedir. “Şehid İsm-i Celilinin” tecellisi o derece açıktır ki, Allah (cc) “Kitap Ehlinin” kalplerinde tuttuklarını ve gizlice yaptıklarını müşahhas hale getirivermektedir. Bu ayete devrin Ehli Kitap âlimlerinden itiraz gelmemiştir. Çünkü onlar “Şüphesiz o iman edenler, Yahudi olanlar, Sabiîler (Yıldıza tapanlar), Hıristiyanlar, ateşe tapanlar ve (Allah'a) eş koşanlar (Yok mu?) Allah, kıyamet günü bunların arasını şüphesiz ayıracaktır. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla görüp bilendir” (Hacc / 17) ayeti mefhumuyla “Allah’ın (cc) her şeyi hakkıyla görüp bilen olduğunu” bilmektedirler, hissetmektedirler.
 
“Şehid İsm-i Celilinin”, “Her zaman her yerde hazır ve nazır olan" ve “Kendisine hiçbir şey gizli olmayan, her yerde hazır ve nazır olan ve her yapılanı gören” manasını farklı mantıklar (Anlam dizgeleri, çerçeveleri) içinde görebiliriz. Mesela yukarıda ayet mealini belirttiğimiz üzere Allah (cc) bizatihi kendisine şehadet etmektedir. İnsan için en büyük malum-u meçhul Allah’tır (cc), şükürler olsun O’na ki kendisine bizatihi şehadet etmektedir. O’nun (cc) kitapları, peygamberleri, melekleri ve kanunlarıyla şehadet etiği, bize gösterdiği hakikatler iledir ki, bizler dalalet ve inkâr vadilerinde kalmaktan kurtuluyoruz. Bu öyle bir iman ve yakini işaret etmektedir ki, insan uçsuz bucaksız varlık âleminde yalnız değildir, her daim her mekanda Allah yardır, Allah yardır, Allah kafidir, Allah vafidir.
 
Salt mistisizmin ve ruhi âlemin cezbesinde ve etkisinde kalan miskin ruhları adeta yaşadıkları müşahhas âlemin varlığına, güzelliklerine, hakikatine ve esrarına davet vardır “Şehid İsm-i Celilinin” manasında. Zamanımızın Müslümanlarına da -Her daim başka başka manaları hususen içerdiği gibi- hem ikaz hem işaret hem de tevcih vardır. “Açın gözlerinizi, varlık âlemine de bakın, esrarına ve hakikatine ve kanunlarına muttali olmaya ve bilmeye çalışın!” hitabı vardır. Allah (cc) zamansız ve mekânsız olarak keyfiyeti kendi ilminde gizli bir şekilde vardır, bu mevcudiyeti sayısız mahiyette görünmektedir. Bu hakikat öylesine büyük bir hakikattir ki, her şeyiyle dosdoğru bir mümin olma idealinin yegâne kaynağıdır, şahididir.
 
Bu İsm-i Celilin nüfuzu ve tecellisiyle, Allah’ın görmesi ve bilmesi dışındaki bütün her şey yok olucudur, fanidir. Hele hele beşeri idrakimizin sınırlarına aldanarak en hafif ifadesiyle  “Doğruyu söylemeyerek, yalanlar ve hatta iftiralarla başkalarına zarar vermeye teşebbüs etmek, geçici surette de olsa insanları hatta bütün insanlığı kandırmak” bu Şehid İsm-i Celilinin tehdidi altındadır. Yalan ve iftira her şeyden önce Yegâne Gören, hazır bulunan, bilen ve şahitlik eden Allah’ın (cc) Ulûhiyet ve Birliğini inkârdır, Allah (cc) bizi böylesi bir halden korusun! İslam tarihinde öyle vakalar vardır ki, Kuran’daki kıssalarda açıkça görürüz, bazı peygamberlere bizatihi kendi aileleri inanmamışlardır, iftira ve zulümde bulunmuşlardır. Bu zalim ve müfterilerin bir kısmı da şirk ve zulmün prototipi olan Firavunlar, Nemrutlar, Şeddatlar, ve sairelerdir ki yaşadıkları dönemin toplumları onlara adeta sorgusuz sualsiz inanmışlardır.
 
Bunlardan bir kısmı açık bir kısmı da gizli bir şekilde kendilerini tanrılaştırmışlardır da, en yakın meclislerinden bir itiraz yükselmemiştir. Şirk yalanına herkes inanmıştır, bağlanmıştır. Hakkı haykıran, tevhidi bayraklaştıran Hazreti Âdem’den (as) bugüne bütün peygamberler bu şirk, iftira ve zulüm kalelerine karşı durmuşlardır. Bundan dolayı dönemlerindeki toplumların ve Firavunların, Bel’amların, Nemrutların zulümlerine maruz kalmışlardır. Hâlbuki Allah (cc) “Şehid”dir. O (cc) her şeye şahittir, her şeyi görmekte ve her şeyi bilmektedir. Gördüğümüzü düşündüğümüz her şeyin ve her nispi hakikatin ana mikyası O’nun Şehid İsm-i Celilidir. Bu hakikatin enfüsi manadaki diğer bir mücbir hakikati de şudur ki, bizatihi kendimizin söylediği sözlerin, iddiaların, hükümlerin doğrulayıcısı O’dur. Şu halde, hilafı hakikat sözlerle O’na saygısızlıkta bulunmaktan kaçınmamız icap eder. Nitekim Kuran her tür şirk ve zulüm ile Allah’a (cc) saygısızlıkta bulunan kavimlerin helaklerini ve harap olmuş yurtlarını en yüksek ve yalın ifadelerle anlatır.
 
Bu hakikate dayanıyor olsa gerektir ki, iftira ve zulme maruz kalanların Şehid
İsm-i Celilini çokça zikretmesi tavsiye edilmiştir. Allah (cc) mademki her yerde ve her zamanda vardır, görmektedir ve şahitlik etmektedir, şu halde O’nun kudreti dışındaki mevhum kudretlerin önemi yoktur. O’nun doğrulaması dışındaki her mantık silsilesi çürük bir hezeyandır. Allah (cc) Hikmeti gerektirirse, Firavunun sihirbazlarının yılan sihirlerini Peygamberinin (Musa aleyhisselam) asasıyla izale ediverir. Şehid İsm-i Celilinin tecellisiyle, hayal ve sihir olan her şeyi helak eder, hakikati apaçık gösterir, Firavunun en özel ve özgün kudret araçlarını kullanan sihirbazlarının idraklerine hidayet verir, iman ihsan eder. İnkârcıları Kızıldeniz’e gark, Musa’nın (as) kıssasını da yüzyıllar ötesinden ayan eder.
 
Ey “Her zaman her yerde hazır ve nazır olan", “Kendisine hiçbir şey gizli olmayan, her yapılanı gören” Şehid (cc), bize esmanın hakikatlerini bildir, göster ve akıllarımıza idrak ver, kalbimize hidayet buyur. Şehid İsm-i Celilinin tecelli ve tezahürlerine mazhar kıl. Senin bizi her daim ve her zaman gördüğün ve bize şahdamarımızdan daha yakın olduğun hakikatiyle amel etmemizi müyesser kıl. Sonra bu İsminin tecellileriyle bütün varlık âlemindeki Ulûhiyet ve Rububiyet nişanlarını ve kanunlarını anlamaya çalışmak için bize istek ver, iştiyak ver. Bize eşyanın hakikatini bütün açıklığıyla bildir, künhüyle idrak ettir. En zor ve çaresiz zamanlarımızda Senin Yegâne Görücü ve Hazır ve Nazır olduğun hakikatiyle bizleri mutmain ve emin kıl. Zalimlerin zulmü ve müfterilerin iftiraları karşısında, suyun meyle kapılıp akıp gitmesi gibi Senin Şehid İsm-i Celilini istimdat vesilesi yapıyoruz, kabul eyle ya Rabbi. Âmin.
 
 
 
ROTAP- banner-

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir