Alacakaranlığın İçinden Baykuş Sesleri

DAVUT ÇAKIR
Alacakaranlığın İçinden Baykuş Sesleri
 
Bu yazımda, İranlı yazar Sadık Hidayet’in başyapıtı Kör Baykuş’tan bahsetmek istiyorum. Hidayet, Kör Baykuş’u 1937’de Hindistan’da yayımlar. İran’da tabii ki yasaklanmıştır bu kitap. İran’ın yasaklı onlarca güzelliğinden yalnızca ufak bir parçadır. Modern İran edebiyatının gelişme evresine faydası olmuş bu roman daha önce görülmedik türdendir. Bu yönüyle İran’da romanın miladı kabul edilir. Hidayet’in Sürreal öğelerden ve yöntemlerden bolca faydalandığını gördüğümüz bu roman yalnızca İran için değil tüm dünya edebiyatında hatrı sayılır bir irkilme yaratmıştır.
 
‘İrkilme’ diyorum, çünkü bu roman/uzun hikaye baştan sona soru işaretleri ile doludur. Çok tekinsiz bir dünyaya çağırır okurunu. Gölgeler şehrinde sürekli tekrar eden anlatılar-tasvirler, küçümseyen kahkahalar, sonu gelmeyecekmiş gibi çizilen ve her tekrarda ürküten şu resim: Bir ihtiyar, bir selvi, bir dere ve genç bir kadın.
 
Korkunç sahnelerle örülmüş bu metinde okurun payına çok şey düşmektedir. Roman, içerdiği sır sahnelerle kendi içinde sonsuz bir yorum çeşitlemesine yol açmaya müsait gibi görünmektedir. Zaten bir edebi metni değerli kılan niteliklerden biri de bu yorumlayabilme zenginliği değil midir? Duvara yansıyıp yazdıklarını sinsi sinsi okuyan bir gölgeden bahsetmektedir anlatıcımız. Kimdir bu gölge, biz okurlar değil miyiz? Hidayet’in Hint-İran kültürüne, Zerdüştlüğe, Budizm’e yaptığı vurgu; anlatıcının karmaşık ve hastalıklı ruh hali; romanda gerçekliğin belirsizliği, gerçek-hayal karmaşası ve çözünen kimlikler, ölüm ve ölümden sonra hiçlik düşüncesi anlatıya farklı okumalarla yaklaşılması gerektiğini gösteriyor. Ancak nasıl olursa olsun yine de Andre Breton’un sözleriyle "Başyapıt diye bir şey varsa o da budur’’ dersek yanlış olmaz.
 
Yazının kapsamı itibariyle detaylı bir inceleme yazısı yerine düşüncelerimi gelişi güzel paylaşmak istiyorum. Kör Baykuş’u ikinci okuyuşumda, daha önceki okumada dikkatimi çekmeyen pek çok ayrıntının üzerinde durmam gerektiğini anladım. Özellikle döngü ve gölge metaforları romanın yapı taşlarından.
 
Bitmeyen Döngü
 
Daha ilk kısımdan itibaren anlatılagelen her sahne sonsuz bir döngünün parçasıymış gibi anlatının damarını oluşturur. Bu romanda anlatıcı ile karakterler bir döngünün içindeki gölgelerden ibarettir. Birbirleriyle sonsuz münasebetleri vardır. Bir İran minyatürden fırlamış gibi görünen ihtiyar, selvi, dere ve genç kızın oluşturduğu bu resimde her bir parçanın farklı yerlerde beraber veya ayrı ayrı kullanıldıklarını görürüz. Sürekli sinsi sinsi, alaya alırcasına, sarsıla sarsıla gülen şalına bürünmüş ihtiyar adam sinemada izlediğimizden çok farklı olmayan bir korku sahnesi canlandırır kafalarda.
 
Anlatıcımız bir kalemdan nakkaşı. Yaşadığı evi ve kaldığı odayı sürekli bir tabuta benzetiyor. Kalemdanın biçimi düşünüldüğünde bu benzerlik boşuna değil. Bu, aslında bunun gibi daha birçok benzetmenin, metaforun ve motifin izini süreceğimiz anlamına geliyor. Testi, bıçak, bir çift göz de bu döngünün parçalarından. Yaşamı, ölümü ve arzuyu gizleyen parçalar.
 
Romanı iki farklı kısım olarak düşündüğümüzde zamanın da alışılmıştan farklı olduğunu anlarız. Anıların, geçmişin şimdiye aktarılabildiği, eski addedilenin henüz yaşandığı ve diğer her şeyin henüz, şimdi cereyan ettiği farklı bir zaman hali mevcuttur. Olay örgüsü hemen hemen yok gibidir.Olay döngüsü vardır: Daha doğrusu, yukarıda da yazdığım gibi olay genelde aynıdır. Hidayet, aynı sahneyi her defasında daha da manalı kılarak, daha da korkunç ve gizemli hale getirerek sunuyor. Gölgelerin seyri olay karmaşasının fark edilebilmesinde önemli bir hal alıyor.
 
Birbirine Sarılan Gölgeler
 
Anlatıcının yazdıklarını sinsi sinsi okuyan bir gölgenin varlığından bahsettik. Bunun için bir tahminde de bulunduk. Ancak, anlatıcının  gölge ile arasındaki bu ilişki ‘ben’ ile ‘öteki’ arasındaki  ilişkiyle de açıklanamaz mı ? Eylem halindeki ‘ben’ ve düşünce halindeki ‘gölge’.
 
Şimdi her şeyi bir köşeye bırakalım. Hidayet çılgın bir deli, Kör Baykuş uydurma, anlatıcı ve anlattıkları palavra. Bu haliyle bile anlatının gerçekliğe bir ihtiyacı var mı? Her hareket bir tekrardan, her karakter anlatıcının bir gölgesinden ibaret olsa ne olur? Hiçbir şey olmaz. Romanın yaşam ve ölüm gibi, arzu gibi , hayatın döngüsü gibi konularda sorduğu zor sorulara cevap için neyin hayal neyin gerçek olduğunun bir önemini göremiyorum. Önemli olan, edebiyatın insana müthiş bir yorum özgürlüğü bırakan bütün inceliklerini kullanarak bu gölgeler ve hayaller şehrinde, bu korkunç, şiddetli manzaralarla örülü döngüde insanın nerede durduğudur. Bütün mesele Hidayet’in ömrünün sonuna kadar kaçtığı, kaçmaya çalıştığı bunca ayak takımından kaçma, kaçabilmedir.
 
Eserini ülkesinde yayımlayamayacağını bilen ve kitap Hindistan’da yayımlanınca kitabın üstüne kendi el yazısıyla ‘’İran’da yayımı ve satışı yasaktır.’’  notunu düşen Sadık Hidayet’in bu ızdırabını anlamak gerekir. Hidayet, kendi romanını kendi ülkesinde yasaklamıştır. Hazin bir ironi gibidir bu.
 
Hayyam’dan, Hafız Şirazi’den ve devrindeki diğer pek çok Avrupalı sanatkardan esinler taşıyan Kör Baykuş’u, Ömer Hayyam’ın şu rubaisi ile beraber anlamaya çalışmak gerekir diye düşünüyorum:
 
‘’Pir ü pak ruhlarımız, bedenlerimizden ayrıldığında
Getirip iki kerpiç koyacaklar ikimizin mezarına
Ve sonra da başkalarının mezarına kerpiç olsun diye
İkimizin toprağını dökecekler bir kalıba’ ’(çeviri: Makbule Aras)
 
Sürekli bir döngü fikri. Topraktan yaratıldığına inanan insanın toprağa dönmesi, her zerresiyle tabiata olan borcunu ödemesi. Hayatın ve ölümün sırrı bu mudur? Bir başka parça aşinası olduğumuz Fuzuli’den:
 
Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar 
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su 
(Dostlar! Elini öpmenin arzusuyla ölürsem eğer, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun)
 
Fuzuli ilahi bir mecnunluğun tesiri ile bu beyti söylüyor: Sağlığımda o sevgiliye varamadım, bari ben öldükten sonra toprak olacak bedenimin toprağı ile bir kâse(bizim için bu testi olabilir) ile o sevgiliye su ikram edin. Böylece sağlığımda bir kez olsun onun yüzüne bakamamış olan ben bu kez onun elleri arasında olacağım.
 
Romandaki testi, bize yukarıdaki anlamlara benzer şekilde bir hayat-testi-arzu üçlemesi çizdiriyor. Bunun yanında Fuzuli’nin zengin hayalleri ile süslenmiş bu beyit bence romanda testi ile yapılmak istenen şeye güzel bir kapı açıyor. Romanda anlatıcının sürekli vurgulamaktan kendini alamadığı,  aşığı olup da bir türlü yüz bulamadığı sevgiliye ait bir çift gözün sonunda testi üzerinde görülmesi ve testinin de zaman gibi ele geçirilemeden elden ele dolaştırılması bize bir hayat tasavvuru sunuyor. Ayrıca romanda ikide bir karşımıza çıkan, elden ele dolaştırılan bir de bıçak var ki bunun da ölümü anımsattığı düşünülebilir.
 
Bütün bu karmaşa  klasik bir Fars şiirinin imgeler,hayaller,metaforlar ve sanatlarla örülü ağır ve zorlu dünyasını anımsatıyor. Bu bakımdan Sadık Hidayet, Kör Baykuş’ta klasik bir İran şairi gibi görünmekte. Kurduğu aşık-sevgili-rakip bağlantılarıyla, gölge ve hayalleri, klasik bir Fars şiirinden çıkmış tasvirleriyle büyüdüğü coğrafyanın kültürünün kalbine dokunan biri .Ayrıca etkisinde kaldığı aşikar sürrealizmin romanda müthiş vurguladığını da belirtmek isterim .Bu sebeple anlatıcı sık sık çocukluğuna dönmek ister.Bilincin ağırlığından kaçmak için eski zamanı, anılarını deşer. Afyon kullanır. Kendini, bilincini, idrakini uyuşturur.
 
Ne kurduğu metaforlara sığabilmiş ne de yarattığı gölgelere sığınabilmiş bir yazar olan Sadık Hidayet 49 yaşında Paris’te havagazıyla intihar ederek yaşamını sonlandırır.
 
Kör Baykuş,  İran kültürüne ve Fars Edebiyatına, benim gibi merakı olan kimseler için eşsiz bir kitaptır diye tahmin ediyorum. Ancak Kör Baykuş’u henüz okuyacaklara bir iki fikir beyan etmek isterim. Bu kitap size sonsuz bir alacakaranlık vaat ediyor. Karanlığın her köşesinde uzaklarda bir yerlerden gelen bir baykuş haykırışı duyacaksınız. Tiksinti, nefret, korku, şiddet ve daha bunun gibi birçok kavramın ardında yaşam ve ölüm üzerine bir gezintide Hidayet’in gölgelerini ve kitabının gizli matematiğini seçmeye çalışacaksınız.’Düşünceli’ okurlara kolaylıklar…
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir