Aşka Dair ya da Aşka Dönüşen Şair

MUHAMMET-ÇAKMAK

MUHAMMET ÇAKMAK
Aşka Dair ya da Aşka Dönüşen Şair
 
Necati Sarıca, son şiirleriyle yeni bir gül demeti oluşturuyor. Bize duvarların arkasından sesleniyor. Çelikten duvarlar ve sıkıca tahkim edilmiş. Aslında bu durum şairler adına sonsuza kadar mahrem kabul etmemiz gereken bir şeydir. Şairler size en dipten  ve en yüksekten seslenirler ve ötekiler her zaman dışarıdan duyar. Şahsen ben bu mahremiyete şiir için hep saygı duydum ve sessiz kaldım. Belki de kelimelerin sarsıcı dünyası böylesine çelikten tahkim edilmiş bir dünyada mayalanmaktaydı. Sarıca, bu demetinde, bize aşkı anlatıyor. Hani unuttuğumuz ve onun haklı ifadesiyle kanserleşmiş bir yüzyılın çaresizliği olarak karşımıza çıkan aşkı.
 
Bu kez aşk sevgililerin en görkemlisine ithaf edilmiş. Müezza. Tartışmasız Muhammedi ilhamla ve onun sağaltıcı nefesiyle yazılmıştır. Bizi ve duygularımızı köleleştirmeye çalışan his yoksunu bir dünyaya karşı Müezza büyük bir sesleniştir.Bütün arzu ve istek büyük peygamberin şefkat denizinde boğulmaktır. Sanki zaman ölmüştür. Çağ anlamını yitrmiştir ve Muhammed (a.s)yanıbaşımızda ve okyanusları kaynatan bir aşk ateşiyle bizlere bakıyor ve bütün benliğimizle onun kimyasında yok oluyoruz. Müezza zamanı öldüren Müezza. Aşkı kalbimizin bütün katmanlarında tetikleyen Müezza ve bizi en büyük tutkumuzun objesi olan Muhammed(a.s)ın gözlerinde yansıyan ışıkta yakan Müezza. Artık sarhoş olmuş ve aklın keyfiyetinden soyutlanmış hatta aklın hikmetini küçümsemiş bir aşığın duruşu karşısında söylenecek birşey kalmıyor.
 
Sarıca, bizim nefesimizi kesiyor. Bizi idrak denizinden alıkoyuyor. Dil anlamını yitiriyor. Dudaklar kesilip kadehler içerisinde sevgiliye sunulunca artık dilimizin hiç bir anlamı kalmıyor. Şairin kendisi aşka dönüşüyor. Bunu Müezza tetikliyor. Aslında Leyla’ya sunulan kadehlerdeki kesik dudaklar Müezza’ya sunulmuştur. Aslında bu; aşkın yüceliği karşında yapılacak olan şeydir. Bütünüyle bedenin inkar edilmesi, bütün fiziksel algıların çöplüğe atılması. Aşk Müezza ile bizi dilsiz bırakıyor.
 
Wittegensteın, dilin önemi üzerine müthiş metinler yazdı. Biz akademisyenler için dil hikmetin kaynağıdır. En büyük silahımızdır.  Aşk için kesilen dudaklar kadehlerde sunulduktan sonra bizde kalemlerimizi kıracağız.  Artık Müezza var ve ebedi sarhoşluğun içerisindeyiz. Bilimin hikmete ve Müezza’ya dönüşeceği zamanlara kadar sessizleşeceğiz ve aşkın dipsiz kuyularında ışık bekleyeceğiz.
 
Aslında Sarıca’nın ışık beklentis de yok. O bütün kararlığıyla duvarlarını örmeye ve tahkim etmeye devam ediyor. Sarıca Müezza’yı yalnız istiyor. Işık beklentisi yok. Kanserleşmiş bir yüzyılı istemiyor. O kendi duvarlarının arkasında bozulmamış ve saflığını kaybetmemiş bir berraklığı yaşıyor.

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir