Hayaller Sanal Hayatlar Dünya

YAREN KAYIP
Hayaller Sanal Hayatlar Dünya
 
‘’Okuyucuma! Şiir diye bir ömür tüketerek yazdıklarım iki saatte okunuyor bundan ucuz ne olabilir havadan başka? ‘’
 
Heyecanla açtığım, “Şiirler” kitabının ilk sayfasında tam da böyle diyordu Şair Erdem Bayazıt. Elimdeki kitabı sevinçle öpüp sonra kalbimin üstüne bastırmam, bu sözlerle hislerime en güzel şekilde tercüman olmasındandı belki de…  Zira saklayamadığım yaraları şiir sanıyordu okuyanlar.
 
Daha dün sosyal medyada paylaştığım bir cümleyi çok beğenen bir okurun tepkisi, bir kaç ay önce kalbime kazınan şairin bu sözünü gün yüzüne çıkardı ruhumda. Bu cümlelerle başlamış bir kitabı öylesine okumazdı şiirden anlayan bir gönül diye ümit ediyorum. İki saate okumuş da olsa. Öte yandan kitap kokusunu unutmaya yüz tutup, ekran karşısından yakalamaya çalıştığımız duygular ne kadar dokunabilirdi ki cana. Hepimizin bir şekilde şikâyetçi olduğu, ama içinde kaybolup gittiği sanal dünyada ne acılar gerçekti sanki ne aşklar, ne sevinçler.
 
Adlar kadar takmaydı sanki düşünceler ve duygular da.  Başka türlü açıklayamıyordum kendime bile, bu kadar bilgi, duyar, duygu, düşünce, inanç, hassasiyet kasılan, herkesin adalet, barış, huzur istediği, kardeşlikten, dostluktan, insanlıktan dem vurduğu bir ortamda, daha önceki bir yazımda da dediğim gibi; o zaman aşktan kırılıyor olmalıydı dünya da. Oysa haber izlemeye yürek yetiremediğimiz, zulmün, ölümün, aklımıza gelmeyecek çirkinliklerin, acıların yanı başımızdan akıp gittiği bir hayat yaşanıyor dışarıda. İnsana huzur ve güven veren bir çok şeyin yitip gittiği bir hayat, öylece akıp gidiyor.
 
Her şeyden her an haberdar olduğumuz ama her şeyiyle bizim dışımızda yaşanıyor gibi sürdüğümüz hayat.  Zamanımızın çoğunu geçirdiğimiz sosyal medyada her şey bir klavye uzaklığında. Kalbimizse ulaşamayacağımız yerlerde saklanıyor adeta.  Okuyup geçiyoruz ne varsa kalbimiz dışında. Anneler gününde anne sevgimizi, babalar gününde babalarımızla olan ilişkilerimizi yarıştırıyoruz ama huzur evleri hatta sokaklar terk edilmiş anne babalarla dolu. Geniş aile mefhumu kayboldu gibi bir şey nerdeyse. Aşkların dillere destan yaşandığı, aşıkların kol gezdiği sosyal medyaya inat, kimsenin, kimsenin sevgisine inanmadığı, sözüne güvenmediği, evliliğin ise hayal olmaktan çıkıp bir korkular ve endişeler yükü haline geldiği, normali olan yirmi, otuz yıllık evliliklerin efsaneleştirildiği bir gerçek hayat var dışarıda.
 
Birbiriyle konuşmayan,  birbirini dinlemeyen, anlamayan ama sosyal medyada mutlu evlilik sırlarını anlatan çiftlerle doldu ortalık. Komşusunun halinden haberdar olmayıp, komşu ülkelerle olan ilişkileri uzman edasıyla çözümleyen. Kendi öz kardeşiyle dünyalık şeyler için kavga verirken dünyanın öbür ucundaki din kardeşinin acısını bölüşüp, ağıtını yetirenler bile var. Üstelik bunda da ne kadar samimi olduğumuz da uzun uzun tartışılır. Sayfalarındaki paylaşımlarına bakılsa annelik abidesi olan çoğunun o paylaşımları yaparken çocuğunun eline tableti tutuşturup “al şunu da iki dakika bir rahat bırak” dediği çocuğu, geleceğin iyi aile çocuğu olacak kesin.
 
Dinin bütün inceliklerini bir tamam talim etmiş kullarla dolu dünyamız hamdolsun. Kendi yazışırken çay getiren hanıma eline sağlık diyemezken, yazıştığı hanım kardeşine edep ahlak öğütleri veren nezaket abidesi ağabeylerimiz. Evde ailesine göstermediği anlayışı, hoşgörüyü sosyal medyada sonuna kadar kullanan bacılarımız ablalarımız ümit veriyor gelecek nesiller için. Örnekler çoğalıp gidiyor sonu gelmezcesine, lakin yazarken bile ruhum yoruldu. Uzatmıyorum. Ha işte aynen o dediklerinizde de olduğu gibi işte.
 
Bu kadar sanallık yani sahtelik yoruyor kalbi. Görmeden bakıp geçiyor, anlamadan duyup geçiyor, yaşamadan yazıp geçiyor, yaşamayı bilemeden yaşayıp geçiyoruz hayattan. Sonra sizin gerçek bir acıyı en anlaşılır biçimde ifade etmeye çalıştığınız cümleler;  ‘’Durumu nasıl da muhteşem dramlaştırmışsınız  bayıldım , bunu alabilir miyim müsaadenizle..’’  gibi bir tepkiyle dönüyor size! Ama ama gerçek bir halin tasviriydi o diyecek oluyorsunuz. Sonra hatırlıyorsunuz, şair ne yazarsa yazsın herkes kendi kalbini okuyor! Ve ekliyorsunuz, ağrıma gidiyorsa anlaşılamamak, yazmasam mı artık kalbimi öyle uluorta…
 
+ Nasılsın 
-Babasının ilk kez bayramlık elbise ve kurdeleli toka aldığı bayram sabahında, üvey annesi saçlarını kazımış bir kız çocuğu gibi…
+ o kadar mı bee…
– …
 
 

       
    

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir