Rauf İsm-i Şerifi

MEHMET ALİ BAL
Rauf İsm-i Şerifi
 
“Er-Raûf” İsm-i Şerifi "Çok esirgeyen, çok şefkat ve merhamet gösteren" anlamına gelmektedir.
 
Sözlüklerde “Ra-e-fe” kelimesi “Şefkat merhamet göstermek, esirgemek, kalbi bir şeye dayanmamak” anlamındadır.  Aynı kökten “Ra-i-fe”, “Ra-uu-fe” fiilleri aynı manalara gelmektedirler. “Ayn-el fiilin ötre olmasının fiilin manasının ” failinde kâmil manada zuhur etmesi” gramer ayrıntısını hatırlatmak da yararlı olabilir. Kelimenin beş adet de mastarı bulunmaktadır.
 
“Rauf İsm-i Şerifi” ıstılah manası itibariyle “Kullarına çok acıyan, çok şefkatli ve merhametli olan, çok merhamet eden” demektir. Kısaca hatırlatmak gerekirse bu ism-i şerife yakın manalarda olan diğer isimler de vardır. Mesela “Rahman İsm-i Celili” umumi manada bütün yaratılmışlara şamildir, bütün varlıkları kapsamaktadır. Rahim İsm-i Şerifi ise ilgili yazımızda da geçtiği gibi daha ziyade hususidir, müminleri kapsamaktadır, hususen müminler için ahirette tecelli edecektir. Çok şefkat ve merhamet gösteren anlamına gelen Rauf ismi ise bu dünyada tecelli ve tezahür etmektedir. İrade-i İlahiye’nin tercihi ve kastıyla Rauf İsm-i Şerifi tecelli eder.
 
Re’fetin dünyadaki cüzi dairedeki oluşu, yansıması da istekledir. Eğer affetmek, merhamet etmek gibi şefkat etmek de kaynağı kendisi olan bir sebeple veya daha yüksek bir maksatla gösterilmiyorsa hakiki manaları zait olur. Bu yüzdendir ki, refet ve merhamet Hükümdarlara, güç ve kudret sahiplerine yakışır. Cömertliğin servet sahiplerine yakıştığı ve anlamını bulduğu gibi. Klasik Doğu Nasihatnamelerindeki (Pendnameler) yer alan hükümdarların vasıfları başında yer alan “Merhametli olmak” vasfının daha yerinde olanı “Refet sahibi olmaktır”.
 
İsimlerin delalet ettiği manaların tam bilinmesi, mecazların –varsa- anlaşılması, hususi manaların umumi mana denizinde yerleştirilmesi için sadece dini ilimlerde değil, dünyevi ilimlerde de Kuran-ı Kerim’e müracaat elzemdir. Daha sonra Hazreti Peygamberimizin (s.a.v.) hadisleri, sonra da klasik Arap şiiri, kelamı kibardaki kullanım biçimlerine müracaat edilir. Kelimelerin tam manasının bulunması için böylesi bir müracaat rehberi ve yöntemi klasik eserlerde görülmektedir.
 
“İnsanlardan bir kısmı da vardır ki, Allah’ın rızasını isteyerek nefsini Allah’a ibadet yolunda sarf eder. Allah ise kullarına çok merhamet edicidir.” (Bakara/ 207). Burada, kulun Allah’ın (cc) rızasını isteyerek nefsini Allah yolunda sarf etmesi de Allah’ın rahmetindendir. Kulun ibadeti üzerine Allah’ın razı olması ve mükâfat vermesi de rahmetinden ve re’fetindendir. Bu ziyade rahmetin sebebiyledir ki, “Allah yolunda savaşıp düşmanları öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını, Allah, cennet kendilerinin olmak karşılığında satın almıştır” (Tevbe/ 111) ayetinde can gibi yine Allah’ın (cc) verdiği bir nimetin fedası ile Cennet gibi büyük ve sonsuz bir nimet inananlara bağışlanmaktadır.
 
“Onlardan (Muhacirlerle Ensar’dan) sonra gelenler şöyle derler: “- Ey Rabbimiz! Bizi ve iman ile bizden evvel geçmiş olan kardeşlerimizi bağışla; iman etmiş olanlar için kalplerimizde bir kin bırakma. Ey Rabbimiz! Muhakkak ki sen, Raûf’sun (Çok şefkatlisin), Rahîm’sin (Çok merhametlisin)”  (Haşir/ 10).  Rauf İsm-i Şerifine mazhar olmanın en büyük göstergesi Allah’ın (cc) kalplerimizden müminlere karşı kinin ve gayzın sökülüp atılmasıdır. Mazhar olmak sahip olmak değil, mazhariyetin hükmünün kendimizde tam tahakkukunun vücut bulmasıdır.
 
Ancak, Allah’a (cc) daha önceki tahrif edilmiş ve değiştirilmiş inançlardaki tavsif ve tarifinden farklı olarak, tam ve Vahid-i Ferd olarak aynı zamanda kudret ve büyüklüğüyle de anlaşılması ve iman edilmesi gerekmektedir: “O gün her nefis, hayırdan ne yaptıysa onu hazır olarak bulur (Hayat filminde tüm yaptıklarını görür). Ve kötülükten ne yaptı ise, onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını temenni eder. Ve Allah sizi, kendisinden sakındırır (Takva sahibi olmanızı, ölmeden önce, ruhunuzu Allah'a ulaştırmanızı ister). Ve Allah kullarına karşı Rauf’tur.” (Ali İmran/ 30). Bu ayet-i kerimede, Allah (cc) kendi büyüklüğünü, kudretini, tahrip ve helak edici ve hesap sorucu vasıflarını nazara vermekte, kullarını bu sıfat ve tasarruflarına maruz kalmaktan sakındırmaktadır.
 
“O sizi karanlıktan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık ayetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir” (Hadid/ 9). Allah (cc) çok şefkatinin tezahürünü tefsir ve hükmetmektedir. Eğer O’nun Rauf ismi ve benzeri isimlerinin tecellileri olmasaydı, insanlık ve şuur sahibi varlıklar cehalet ve zulüm karanlıklarında ebediyen kalıcı olacaklardır. 
 
Keza “Görmedin mi ki, Allah, bütün yerdekileri ve emriyle denizde akıp giden gemileri hep sizin hizmetinize bağlı kıldı. Semayı, yeryüzüne düşmekten koruyan O’dur; ancak kıyamette izniyle düşecektir. Doğrusu Allah insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.” (Hac/ 65). Yukarıda zikrettiğimiz kozmik ve bizim idraklerimize uzak gibi görünen yüksek meselelerin de ötesinde halihazırda üzerinde yaşadığımız dünyaya bakalım. Yer ve göğün, atmosferin ve uzay Kanunlarının ve tabiat şartlarının dizaynı ne kadar da Allah’ın (cc) kudret ve rahmetine ve ilmine bağlıdır. Eğer Allah (cc) bir an dahi Kayyum İsminin hakikatiyle varlık arasındaki ittisali kesse, Rauf İsm-i Şerifi bir an dahi tecelli etmese varlık dağılır giderdi. Ve bu sahip olduğumuz nimetlere karşı bir müdahale kudretimiz olmadığı gibi bizim ibadet ve dualarımız neticesi mutlak bir güvenli hayat vardır. “Eğer Allah’ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmayaydı, azabınızı çarçabuk verirdi. Gerçekten Allah Rauf’tur, Rahim’dir” (Nur/ 2). Biz bu yüzden isterken O’nun rahmetinden istiyoruz sadece.
 
Kuran sayesinde anlıyoruz ki, Allah’ın (cc) refet ve şefkati ve esirgemesi tefekkür ayetleri ile açık bir şekilde tefsir edilmektedir.
 
Allah’ın (cc) vaz ettiği hukuk ve ahlakın en yüksek yansıması O’nun kulu ve resulü Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) üzerindedir. Nitekim Onun için nazil olan “Ant olsun, size, içinizden bir Peygamber geldi ki, zahmet çekmeniz onu incitir ve üzer. Size çok düşkündür; müminlere çok merhametlidir, onlara hayır diler” (Tevbe/ 128) ayeti ne kadar da hakikatin ifadesi açısından beliğ, Allah’ın (cc) Habib-i Ekrem’ine iltifatı bakımından muhteşemdir. Bu Ayet-i Kerime ile Allah (cc) Has Kulunu (s.a.v.) “Rauf ve Rahim” kelimeleriyle vasıflandırmaktadır, isimlendirmektedir. Bu ne büyük bir bahtiyarlıktır. Ve ayetin muhalif manasını derhatır edersek, böyle bir Peygamber-i Zişan’ı incitir ve üzersek halimiz nice olur? 
 
Allah Resulünün (s.a.v.) “Kuş yuvasını bozan bir sahabesini azarlaması, susamış bir köpeğe su veren günahkâr bir kadının affedildiğini bildirmesi, çocukları sevmesi ve ashabına da sevgi ve merhameti tavsiye etmesi” gibi sünnetleri, Rauf İsm-i Şerifinin de en ziyade tecellisine mazhar kul olduğunu bize anlatmaktadır.
 
Habib-i Ekrem’in (s.a.v.) refeti –Haşa- marazi veya acizden doğan bir hissiyat değildir (Tıpkı Allah’ın (cc) bir esmasının diğer esmasını iptal etmeyişi, mesela Rauf ismine Kadir ve Kahhar gibi celali isimleriyle birlikte iman edilmesi gibi) . Aksine mübarek vücuduna taşların atıldığı ve isabet ettiği o Taif gününde bile kendisine gelen Hazreti Cebrail’in (as) “İki dağı Taif’lilerin üzerine yıkacak iki meleğin gönderildiğini” ve “Eğer isterse Allah’ın (cc) Taif’lileri iki dağ arasında helak edeceğini” bildirmesi üzerine verdiği cevap refet ve şefkatle doludur: “Belki nesillerinden Allah’a  (cc) kulluk eden biri çıkar”. Hazreti Aişe’nin kendisine “Uhud Savaşı gününden daha zor bir gün yaşayıp yaşamadığı” sorusuna “Taif’te yaşadıklarının daha ağır olduğu” cevabını verdiğini düşünürsek, yukarıdaki mübarek sözlerinin ve tavrının hakikatini daha iyi anlayabiliriz. Taşlandığı o günün sonunda yanında sadece kölesi Zeyd (ra) vardır. İçindeki hüzün ve acı tarifsizdir. Mübarek vücudu kanlar içindedir, yaralıdır.
Hazreti Cebrail’in (as) onu tercihle baş başa bırakan sözleri karşısında, beddua etmemiştir. Gelecekte doğacak imanlı nesilleri düşünmüştür. Bu Hazreti Peygamberimizin (s.a.v.) tercihli ve kasti şefkati ve merhametidir. Ve bu tavrı O’nun (s.a.v.) Peygamberlik göreviyle ilgilidir. O günün sonunda kendisine üzüm veren Hıristiyan köle Addas Müslüman olmuştur. Mekke yolunda Batnı Nahle’ye vardığında ise Kuran’ın ifadesiyle (Ahkaf/ 29-30) cin taifesinden bir grup O’ndan Kuran dinlemişler ve Müslüman olmuşlardır. 
 
Mekke’ye ulaştığında ise kendisine Mekkeli Müşriklerden Mutim B. Adiyy çocuklarıyla beraber “hami” olmuştur. Allah resulü (s.a.v.) Bedir Savaşı sonrası bu himayeyi hatırlatmış “Eğer Mutim sağ olsaydı, bu esirleri bırak deseydi, O’nun için hepsini bırakırdım” buyurmuşlardır. Hulasa O’nun (s.a.v) refet ve şefkati tercihe ve kasta ve bilemediğimiz nice hikmetlere mebnidir.
 
“Allah’ım! Bizlere Rauf İsm-i Şerifinin manasını ve hakikatini künhüyle bildir ve öğret! Ve bizleri Rauf İsminin tecelli ve tezahürlerine mazhar kıl. Kalbimizi bu ismin için ma’kes eyle. Bizleri o denli Rauf İsminin tecellilerine mazhar kıl ki, kalbimizde müminlere karşı bir kin bırakma. “Ey Rabbimiz! Bizi ve iman ile bizden evvel geçmiş olan kardeşlerimizi bağışla; iman etmiş olanlar için kalplerimizde bir kin bırakma. Ey Rabbimiz! Muhakkak ki sen, Raûf’sun (Çok şefkatlisin), Rahîm’sin (Çok merhametlisin)” (Haşir/ 10). Hazreti Ebu Bekir’in (ra) duasının mantık çerçevesiyle,  kalbimizi o kadar büyüt ki, bütün Müslümanlar hatta bütün insanlar senin Rauf İsminin kuşattığı bir atmosferde yer alabilsin! Bütün ahkâmın ve tüm esman gibi Rauf İsminin de tecelli ve hakikatini fert, millet ve devlet hayatımızda, ilim ve fikir dünyamızda amil kıl! Sana ulaşan yollarımızı Rauf, Rahim ve Rahman İsimlerin ile kolaylaştır Allah’ım. Âmin.”
 
 
ROTAP- banner-

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir