Aliyy İsm-i Celili

MEHMET ALİ BAL
Aliyy İsm-i Celili
 
Aliyy ism-i celili öz olarak “Yükseklik ve yücelik, şan ve şeref, kuvvet ve kudret sahibi olmak" anlamlarına gelmektedir. Sözlükte “Ziyade aliyyül kadir, müşerref olan, balater, ala, ziyade ali, ziyade makbul ve hoş olan, yüksek nesne veya ulu kişi, en yüce en yüksek” anlamlarına gelmektedir. “Ulüv” ve “Ala” kelimesinden türemiş bir sıfattır. Istılahta ise "Yücelik ve hükümranlıkta kendisine eşit veya kendisinden daha üstün bir varlık bulunmayan, mutlak olarak yüce olan, örf, akıl ve din açısından övgüye değer müspet özellikleri kendisinde toplayan, yine örf, akıl ve din açısından yerilmiş bulunan ve ulûhiyetle bağdaşmayan bütün menfi özelliklerden, kusurlardan münezzeh bulunan kemâl sahibi Allah (cc)” manasındadır (Alıntı). Bütün bu münezzeh ve mukaddes manaların ve özelliklerin kemal kaynağı da bizatihi kendisi olan demek Ulûhiyet tavsifine daha da uygun olacaktır.
 
Esma-ül Hüsna içinde bazı isimler esrarı hakiki sahibine ait olmak üzere belirli manalar içeren isim veya sıfatlardır: Rezzak, Rahim, Kadir, Gafur, Kabıd, Basıt, Muizz, Muzill, vb. Bazı isimler veya sıfatlar ise yalın ve soyut manalar içermektedirler: Kebir, Aliyy, Azim gibi isimleri. Bu cümleden olan isimlerin Allah’ı (cc) tavsif etmede tevhit akidesinin ışığıyla en yüksek düzeyde bir idrak vüsatı kazandırdığını ifade edebiliriz. Bu tür manalar hakiki anlamda Allah (cc) ilminde gizlidirler. Nispi manada ise kulun idrak ve tevhit akidesini en yüksek haliyle hissetme çabasının ve seyahatinin kutup yıldızlarıdır adeta. Bizi doğrudan marifetullah iklimine götürürler. Nihai olarak da tevhit akidesinin şahikasına çıkarırlar.
 
Bu yüzdendir ki, Kuran-ı Kerim’de bu Aliyy ism-i celilinin geçtiği ayetler yüksek bir tefekkür ve tespih ve tazim manası içeren ayetlerdir. “O yücedir, büyüktür” (Bakara / 255) ayeti hepimizin bildiği Ayet-el Kürsi’dir. Ayetin tamamını hatırlarsak bu son hüküm cümlesini daha iyi tefsir eder diye düşünüyorum: “Allah o Allah’tır ki, kendinden başka hiç bir ilâh (Tanrı) yoktur (Ondan başka ibadete müstahak mâbud yoktur). O ezelî ve ebedî hayat ile bizâtihi (Kendiliğinden) diridir, (Bâkidir). Zât ve kemâl sıfatlarıyla yaratıkların (Mahlûkatın) bütün işlerinde hâkim ve kaimdir, her şey onunla kaimdir. Onu ne bir dalgınlık, ne de bir uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi onun. Onun izni olmadıkça katında kim şefaat edebilir?
 
O, bütün varlıkların (Dünya ve ahirete ait) önlerinde ve arkalarındaki gizli ve aşikâr her şeyi bilir. Onlar (Varlıklar-yaratıklar) ise, Allah’ın dilediği kadarından başka, ilâhî ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. Onun kürsüsü (Mülk ve saltanatı) gökleri ve yeri çevrelemiş, kaplamıştır. Gökleri ve yeri korumak, gözetmek, ona zorluk ve ağırlık vermez. "O, çok yüce, çok büyüktür”.  Diğer yandan, ayet-i kerimedeki tevhit cümlesi, Hayy ve Kayyum  (Kendiliğinden Diri ve Baki) , mahlûkatın bütün işlerinin kendi tasarrufu elinde olması, dünya ve ahireti, ezel ve ebedi kuşatan ilmi, her yeri ve her şeyi kuşatan mülk ve saltanatı gibi hükümler Aliyy ve Azim ism-i celilini tavsif etmektedir.
 
Bu zihni çerçeveden şunu da anlamaktayız ki, Aliyy ism-i celili de bir nevi kemal mertebelerini gösterir bir isimdir. Esma-ül Hüsna’dan hangi ismi tefekkür edersek o ismin en yüksek manasını ve tezahürünü Aliyy ismiyle en yüksek ve kamil manada düşünebiliriz. Bizatihi Aliyy olduğu için, merhameti en ziyade (Mutlak) yüksektir. O’nun hayat vermesi Aliyy isminin tecellisiyle hem dünyada hem ahirette hem de bilemediğimiz başka başka âlemlerde tecelli etmektedir. Hayat vermesi gibi ölüm vermesi de idrakimizin üzerinde tezahür eden olağanüstü mana ve oluşlar silsilesidir. Kayyumiyeti de Aliyy ismiyle dürr ile sadefi gibidir. Kudreti, İlmi, Basarı, Sem’i, hâsılı Esma-ül Hüsna’dan her biri  Aliyy ism-i celilinin mukaddes ve münezzeh manasıyla bir gül tomurcuğu gibi iç içe dürülmüştür. Aliyy ism-i celili adeta her ismin en ziyade tecelli ve tezahür ettiği İlahi burçlardan bir burçtur.
 
Tevhit ve Ulûhiyet ile bu denli iç içe olan Aliyy isminin ve manasının Kuran-ı Kerim’de ibadet, zikir ve tefekkürün en halis ve yüksek mahiyetini gösterir tarzda yer aldığını görürüz. Mesela “(Ey Resulüm), Rabbinin çok yüce adını tespih et; (Sübhane Rabbiye’l-A’lâ, de)” (A’la / 1) emri ne büyük bir emir ne büyük bir irtibat tenezzülüdür Yüce Yaratıcımız (cc) tarafından. Bu emirden dolayıdır ki, Peygamberimiz (sav) Allah’a (cc) en yakın olduğumuz secdede “Sübhane Rabiyel A’la” dememizi emir buyurmuşlardır.  "Yaratıp düzene koyan, takdir edip yol gösteren, (Topraktan) yeşil otu çıkarıp sonra da onu kapkara bir sel artığına çeviren yüce Rabbinin adını tespih (Ve tasdik) et" (A’la / 1-5).
 
“Sübhane Rabbiyel Aliyyil A’lel Vehhab” yani “Yüce ve Lütufkâr olan Rabbimi tespih ederim” cümlesi Hazreti Peygamberimizin duaya başlamadan önceki mübarek ifadeleridir. Biz de duaya başlamadan önce sıklıkla bu cümleyi söyleriz.
 
Aliyy ism-i celilinin dar ve hususi manalarına gelince, bazılarını zikredebiliriz: Birincisi Bakara / 255 ve Nisa / 34. ayetlerinde olduğu gibi bizatihi kendisinden ve kendisi ile kaim olan “Allah’ın (cc) Yüce (Aliyy) ve Büyük (Azim)” oluşudur. Diğer birlikte zikredildiği esma ise Kebir ve Hakim’dir ki, bunlardan birincisi yine Zatını tavsif eden bir tevhit kelimesidir. İkincisi ise hikmetin kaynağı ve tevhidin adeta irfan ve ilim kaynağı da olan Hakim İsmidir. Bundan dolayıdır ki, O’na (cc) sığındığımızda, O’ndan (cc) sabır dilediğimizde bu isimlerle tavsif ederiz: “La havle ve la kuvvete illa billahil Aliyyil Azim”  (Güç ve kuvvet, sadece Yüce ve Büyük olan Allah'ın yardımıyla elde edilir). Ayrıca bu cümle Allah’ı (cc) her tespih, tahmid ve tazim etmeden önce zikrettiğimiz bir cümledir. 
 
Aliyy İsminin hususi manasına dair bir başka remzin birlikte zikredildiği “Rabb” kelimesinde gizli olmasıdır. Şöyle ki, Rabb kelimesi “Terbiye eden, rızık veren, besleyen” anlamlarına gelir. Bazen Allah lafza-i celali ile bazen de yerine kullanılan bir has isimdir. Şu halde Aliyy isminin rızık verme, besleme, koruma ve terbiye etme manalarıyla da bir ilgisi vardır. Bu manayı “Veren el alan elden hayırlıdır” hadisini halk arasında söylerken galat bir şekilde “Veren el alan elden üsttedir” denilmesinde de görebiliriz.
 
Diğer yandan “Hakkın hatırı alidir” halk deyişinde “Hakk’ın (cc) bizatihi kendisinin Ali oluşunu, O’ndan dolayı da (O’nun rızası, hatırı, emri, vs.) kendi arzumuzun, tercihlerimizin, hatta kendi incinmelerimizin terk edilmesi prensibinin Aliyy ism-i celilinden kaynaklandığını müşahede etmekteyiz. Zatı Aliyy ve Azim’in (cc) hatırı elbette her şeyden üstündür, üsttedir.
 
Son olarak Aliyy ism-i celilinin Aziz isminin mana ve tecellisiyle de irtibatı vardır. Bu Allah’ın (cc) tavsif ve tarifinde olduğu kadar, tecellileri ve tezahürlerinin yansımasında da söz konusudur. Şöyle ki Allah (cc) Müslümanları sadece mekânsal veya sembolik olarak değil hakiki manasıyla üstte ve izzetli görmek ister. Kâfirler karşısında zillet veya onlara bağlılık içinde olmalarını çirkin görür. İslam’ın hâkimiyet prensibi bunu gerektirir. Zamanımızın elim İslam Dünyasını Allah’ın (cc) Aziz, Aliyy isimlerinin tecellileriyle taziz ve teali ettirmesi duasında bulunalım: “Allah’ım İslam Dünyasını Aliyy isminin tecellileri ve tezahürlerine mazhar ve ma’kes kıl. Âmin”.
 
 
ROTAP- banner-

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir