Kadir İsm-i Celili

MEHMET ALİ BAL
Kadir İsm-i Celili
 
“El-Kâdir” İsm-i Celili "Dilediğini dilediği gibi yaratmaya muktedir olan; kudreti her şeye ulaşan, nüfuz eden ve kuşatan" anlamındadır.
 
Bu isim “Kadr” kökünden gelmektedir. “Gücü yetmek, ölçü ile yapmak, planlamak, kıymetini bilmek, rızkını daraltmak” anlamlarına gelmektedir. Geniş bir yelpazede ise çok çeşitli anlamlarla karşılaşmak mümkündür.
 
“Kadrün” kelimesi “Önem, kıymet ve şe’n, prestij, değer, tanınmışlık, boyut, vüsat” anlamları yanında “Kıymet, kemiyet, miktar, hacim, had, dereceler” gibi maddi ölçüm manalarını içermektedir.
 
Bunun yanında “Müzikte iki ses aralığına da” “Kadrün” denilmektedir. Bu kelimeden türeyen “Kaddera” fiili ise saymak, değerlendirmek, yargılamak, saymak, vb. anlamlara gelmektedir.
 
“Kaadir” kelimesi ise “Ehliyetli, yetenekli, muktedir, kâmil manada yargılamaya ve seçmeye muktedir olma; güçlü ve kuvvetli, çok gücü olan, borçlarını ödeme imkânları olan” anlamlarına gelmektedir (El Maani; özetle “Kadrün” maddesi). Kuran’da 103 yerde Allah’a (cc) nispet edilmektedir. Bunun yanında 99 İsim listesinde bulunmayan “Kadiir” (Yani mübalağa kipiyle) ismi 45 ayette, Muktedir ismi ise dört (4) ayette Zat-ı İlahiyeyi (cc) nitelendirmektedir. (TDV Ansiklopedisi, Kadir maddesi).
 
Tabiatta gözlenen çeşitli nesnelerdeki farklı oluşumlar, biçimler ve mahiyetler Yaratıcının (c.c.) yapısal özellikleri sebebiyle (Bittab’) değil irade ve ihtiyar (ve kast) yoluyla her şeyi yarattığını göstermektedir. Bu fiilin iradi olarak gerçekleşmesi, mutlaka kemal mertebesindeki bir kudreti ile mümkün olur (TDV Ansiklopedisi, Kadir maddesi).
 
Allah (cc) Kadir-i Mutlak ve Kudret-i Zül Kemal’dir. Nitekim “Kadiir” kipinde (Mübalağa) kullanım Allah’ın (cc) “Her şeye muktedir olan” manasından ziyade Zatının kemalini ifade etmektedir. Ayn-ül fiildeki mübalağa ve kemal zata delalet eder.
 
“Şüphesiz Allah her şeye kadirdir” (Bakara/ 148) ve “Evet O her şeye kadirdir” (Ahkaf/ 33) ayetleri açıkça Allah’ın (cc) Kadir-i Mutlak olduğunu ilan ve hükmederler. Allah (cc) o derece kudret sıfatıyla muttasıftır ki, Allah lafza-i celalinden hemen sonra besmelede “Rahman ve Rahim olan” diyerek adını zikrederiz.
 
O (cc) mutlak güç ve kudret sahibidir, Kadir-i Hakiki’dir. Allah’ın (cc) dilemesi ise keyfiyeti münezzeh zatına ait bir tasarruftur. Bu tasarruf ile kudret birbirini telazum eder, gerektirir. Kadir İsm-i Celili ile iradesi o derece mezc olmuştur ki, adeta beden ile ruhun birlikteliği gibi anlatılabilirler (Teşbihte hata olmasın). Bu teşbihin asıl maksadı, yaratması ile dilemesinin aynı münezzeh ve mukaddes Ulûhiyet vasıflarından oluşudur.
 
Varlıklar dünyasında her şey O’nun (cc) emri, izni ve dilemesiyle ve yaratmasıyladır. Bu üç tasarruf da Kadir İsm-i Celili ile irtibatlıdırlar.
Allah’ın (cc) kudreti muhittir, her şeyi kuşatır. Nafizdir, her şeye nüfuz eder ve ulaşır. Kadir İsm-i Celilinin bu müstakil manası, tecelli ve tezahürleri yanında, diğer tüm esmasının içinde Kadir İsm-i Celilinin cilveleri meknuzdur. Mesela O (cc) dilerse ve hikmeti iktiza ederse ancak O (cc) mutlak merhamet etme kudretine sahiptir. Yine dileğinde O (cc) affetme kudretini haizdir. O (cc) rızık verme gücündedir, şifa ve hidayet etme kudretindedir. Hakeza. Dinden dönen (Veya Kuran’daki ifadeleriyle “Dini değiştiren”) bir topluluğun yerine yepyeni bir millet yaratma gücü elindedir.
Kâinatlar, yıldızlar, bildiğimiz ve bilemediğimiz büyük küçük bütün varlıklar O’nun (cc) kabza-yı kudretinde bükülmüştür. Allah’ı (cc) tavsif tesmiye eden isimler içinde bilhassa kudretini ifade eden isimler oldukça fazladır. Kahhar, Aziz, Muktedir, Kaviyy, Cebbar ve (İmam Maturidi’ye göre) Alim isimleri Kadir İsm-i Celiliyle doğrudan irtibatlıdırlar, kudretin farklı boyutlarını ifade etmektedirler.
 
O’nun (cc) dilemesi ve yaratması öyle bir kudrettir ki “O’nun emri bir şeyi murat ettiği zaman ona “Ol” demesidir ki, o da hemen sadece oluverir” (Yasin/82). Mevlid-i Nebinin duygulu ve ince idrakli sahibi Süleyman Çelebi ne güzel bu çerçeveyi tasvir eder:
 
“Kudretini izhar edüp hem ol Celil
Birliğine bunları kıldı delil.
 
“Ol” dedi bir kere var oldu cihan
“Olma” derse mahvolur ol dem heman”
 
Müstakim ve sağlam bir akidenin tezahürü olarak, S. Çelebi öncelikle “Kadir İsminin cilvelerinin bizzat Allah (cc) tarafından “Birliğine” delil kılındığını ifade ettikten sonra (Tevhit akidesini en başa koyduktan sonra), hem müspet hem de nefyi tarzda (Menfi) O’nun Kadir İsm-i Celilini anlatmaktadır.
“Kün fe yekun” ibaresi Kuran-ı Kerim’de Bakara/117, Ali İmran/47, Enam/73, Nahl/40, Meryem/35 ve Mümin/68 ayetlerinde geçmektedir. Kuran’da Allah’ın (cc) kudretinin asarına, cilvelerine ve tecellilerine çok fazla sayıda örnekler verilmektedir. Mezkûr ayetlerde; “Gökleri ve yeri örneksiz yaratması”, “Beşer dokunmamışken, Hazreti İsa’nın (a.s.) yaratılması”, “İsa’nın durumunun mutlak ve münezzeh mahiyet ve güzellikte anlatıldığı Hazreti Âdem’in (a.s.) –Hem Babasız hem de Annesiz- yoktan var edilmesi”, “Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratması”, “Allah’ın (cc) yaşatan ve öldüren olması”, “Bir şeye karar verdiğinde ona sadece ol demesi, onun da hemen oluvermesi” gibi örnekler verilmektedir.
 
Kadir İsm-i Celili o derece Ulûhiyetin mahrem ve münezzeh dairesindeki isimlerindendir ki, tarih boyunca “İlahlık taslayanlar” , gizli ya da açık, tam ret ya da değiştirerek “Şirk koşanlar” ve “Zulmü sistem ve itiyat haline getirenler her şeyden önce kendilerini –Haşa bin kere haşa- kadir-i mutlak tasavvur etmişler ve öyle göstermek istemişlerdir. Mesela krallıklarının yıkılmazlığı, yenilmezliği ile bütün insanlara hükmediciliğinin üstünlüğünü iddia etmişlerdir. Milletleri içinde konuşulan her şeyi “Mutlak işiten, gören, tespit eden, zapteden, mutlak hükmeden ve mutlak ceza veren” bir kadir-i mutlak tasavvur etmişlerdir kendilerini, Tıpkı melekler ordusu gibi kendilerine melek orduları tasavvur etmişler, tasavvur ettikleri güçlerin ve sistemlerin içine de varlık ve hükümranlıklarının kuvvetle nüfuz ettiklerini tahayyül etmişlerdir. Devasa olduğunu tevehhüm ettikleri yapıları ve sistemlerinin ruhunun bizatihi kendileri olduklarına inanmışlar ve inandırmışlardır. Tuğyan ve isyan, şirk ve ret güç temelinde doğmaktadır. Bu yüzden Mevdudi (ra) “Güç ilahlık iksiridir” buyurmuşlar, ikazda bulunmuşlardır.
 
Tekrar Firavunların, Şeddatların, Nemrutların, Ad ve Semud kavimlerinin reislerinin ve Eykeli liderlerin (Ki onlar ölçüleri bozmuşlardı) dünyasına dönecek olursak, o mütemerrit isyankâr ve müşrikler “Kendilerine ilişkin güç tasavvurlarını” kıran yaşlılık, hastalık, her tür beşeri acziyet gibi zayıflıklarını türlü şifacılarla, sihirbazlarla, Nemrut heykellerinin banileri gibi sanatkârlarla aşmaya çalışmışlardır. Sanki onlar hiç ölmeyecekmiş gibi bir inancı halklarına ve yakınlarına empoze etmişlerdir. Hem kendilerine hem de milletlerine şırınga etikleri bu tevehhüm-ü ebediyetin cisimleşmiş asarını bugün yeryüzünün muhtelif yerlerinde inşa etmişlerdir. Bu eserleri bugün bile görmekteyiz.
 
Bir güç, zenginlik ve teknoloji çağı olan günümüzde beşerin İlahi Kudreti –Haşa- el çabukluğu ile kendisinde imiş gibi gösterme eğilimi ve riski çok daha fazladır. Günümüzün sözüm ona dinsel güç sahipleri –Her dinden- geçmiş asırların pagan topluluklarından daha fazla sahip oldukları dünyevi güç ve kudreti İlahlaştırma arzusundadırlar, bu imkâna daha fazlasıyla sahiptirler. Çağımız bir ilim ve kudret çağıdır kuşkusuz. Geçmiş asırlara nazaran ilim ve kudrete erişim yolu daha kısa olunca, insanın kendini tanrılaştırması da o derece kolay olmaktadır. Hâlbuki ilim, hikmet ve kudret münezzeh Ulûhiyet dairesinin mahrem ve münhasır isimleridir, unvanlarıdır ve sıfatlarıdır. Ve Allah (cc) Zatıyla ilgili olarak çok gayyurdur. Kudreti tıpkı azameti ve kibriyası gibi O’nun (cc) örtülerindendir.
 
“Ey Kadir-i Mutlak ve Kadir-i Hakiki olan Allah’ım! Bizleri Kadir isminin tecellilerinden, kudretinin asarından Tevhit hakikatine ulaştır. İsyan gibi itidalden çıkmış korkunun insanda oluşturacağı menfi inanç oluşumlarından bizi koru. İster büyük fırtınalar ve depremler gibi büyük afetlerde, ister savaşlar ve fitneler gibi dehşetli zamanlarda bizleri Dergâh-ı Kudretinden başka bir kapıya doğru şaşırtma, bizi ancak kadir İsminin hakikati, tecellisi ve tezahürü ile münezzeh Zatına sığınmayı nasip müyesser eyle. Bizi “Men yertedde…” cümlesinin değil, “Ye’ti bi kavmin…” cümlesinin masadakı kıl. Varlığı benzersiz, Hazreti Âdem’i (a.s.) yoktan ve Hazreti İsa’yı (a.s.) babasız yarattığın gibi içinde yaşadığımız dehşetli olaylar içinde ümitlerimizin tükendiği anlarda bile benzersiz, modelsiz, hiç yoktan ve bilmediğimiz şekillerde yardımını, nusretini gönder. Şüphesi sen Kadir-i Mutlaksın. Her şeye gücün yeter. Âmin.”
 
 
 
ROTAP- banner-

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir