Mü’min İsm-i Şerifi

MEHMET ALİ BAL

MEHMET ALİ BAL
Mü'min İsm-i Şerifi
 
Mümin İsm-i Şerifi "Kalplere iman nimetini lütfeden, her türlü tehlikeye karşı güven veren, emin kılan, koruyan" manasındadır.
 
Kelime manası olarak; (Amene imanen ) aman vermek, güven vermek, tehlikede olmadığını söylemek, temin etmek, sağlamak, temin etmek, birinin emniyetine mucip olmak, inanmak, iman etmek, tasdik etmek, itimat etmek, güvenmek, şeriatı kabul etmek, İslam’a gelmek, emin olmak manalarını içermektedir. Kelimenin farklı kalıplarında düşündürücü manalar görülmektedir.
Mesela (El- Emnu) emniyet, barış, dirlik ve güvenlik demektir. (Emmene) fiili sigortalamak, tedarik etmek demektir. (Emmene Te’minen) fiili birinin korkusunu gidermek, emin bilmek, itimat etmek, bir duaya âmin demek, sağlamlaştırmak,  temin etmek, sağlamak, emniyete almak, sigorta etmek, aman vermek, güven vermek, tehlikede olmadığını söylemek manasındadır. (Emmene imnanen) birini zayıf ve mecalsiz kılmak demektir. İsim olarak (Amenun) kelimesi korkusuz, korkusuzluk, emniyet, güvenli, emniyetli, doğru manalarındadır. Adam iman etti inandı, tasdik etti, İslam’a girdi manalarına da kullanılmaktadır.
Kelime anlamlarının analizinden ortaya çıkan ana sonuçlar çok ilginçtir. Mesela fiilin kendisi önce zata müteveccihtir. Emin olmak manası hâkimdir. Emin, sözünde sadık, hılful vaatten beri’ olmak, müsterih olmak manaları Zatı tavsif eden manalardır. İkinci olarak, kelimenin manasının diğer kişi ve varlıklara teşmil edilmesidir. Yani, emniyet vermek, itimat göstermek, barış, huzur, güvenlik, sağlamak; temin etmek, güvenlik hissi vermek, güvenli kılmak gibi manalardır. Üçüncü olarak, enfüsi manaların belirgin olmasıdır. Yani, kelimenin mana tekevvününde sadece harici tehlikelerin bertaraf edilmesi değil, aynı zamanda kişi ve varlıkların içinde doğacak korku, güvenliksizlik gibi iç his ve sezgilerin ve kaygıların giderilmesidir.
Zaten, iman etmek, inanmak kelimenin asli mana kaynağı değil midir? Bu da kelimenin manasının enfüsi mahiyetini göstermektedir. İman ile insan sonsuz evrendeki büyük korkulardan, dehşetli varlıkların şerrinden, kendi içindeki vesvese, kaygı ve tereddütlerden kurtulmaktadır. Bu yüzden “Eslim teslem” buyrulmuştur. Dördüncü olarak, güvenli kılmak, temin etmek manalarının sadece bir kişiye, bir gruba değil bütün insanlara ve varlıklara teşmil edilmiş olmasıdır. Son mana öbeği ise İlahi mutlak tecellilerin nispi hakikatler şeklinde insanlara tezahürüdür. Hazreti Peygamberin (sav) “Mümin elinden, dilinden emin olunan kişidir” hadisi şerifleri ne derece cami sözlerdendir. Dikkat edilirse bura hususi bir kısıtlama, ayırım, başka bir yorum yapılmamıştır. Mutlak manada “Elinden ve dilinden emin olunma” vasfı ve hükmü ifade edilmiştir.
 
İlişkili olduğu Müheymin ismi ile kendi manasının çerçevesinde veya vasatında bir nevi müştak manalar içeren yardımcı manaların kalıplarını Cevşen’de aynı bölümde görüyoruz. Müheymin İsm-i Şerifini içeren yazımızda işlenmiş olmakla birlikte mana bütünlüğü açısından burada da aynı kısma yer verilecektir: “Mü’min, Müheymin, Mükevvin, Mülakkin, Mübeyyin, Mühevvin, Müzeyyen, Muazzim, Muavvin, Mülevvin”.  Bu isimler sırasıyla yaklaşık olarak aşağıdaki manaları ihtiva etmektedirler:
 
“Mü’min: Kalplere imanı lütfeden ve   Her türlü tehlikeye karşı emniyet veren” (Esma-ül Hüsna’dandır)
“Müheymin: Bütün varlığı her zaman koruyan ve gözeten mutlak hâkimiyet ve iktidar sahibi” (Esma-ül Hüsna’dandır)
“Mükevvin: Bütün varlıkları “Ol” emriyle yaratan”
“Mülakkin: Kullarına yapmaları gereken görevleri telkin edip, neyin hayır ve şer olduğunu ilham eden”
“Mübeyyin: Kitap ve peygamberleri aracılığıyla her şeyi beyan edip açıklayan”
“Mühevvin: Zorlukları kolaylaştırıp, musibetleri ve sıkıntıları hafifleten”
“Müzeyyin: Bütün varlıkları kendilerine münhasır ve insicamlı meziyetlerle süsleyen”
“Muazzim: Dilediğine dilediği şekillerde büyük makamlar ve yüksek dereceler veren”
“Muavvin: Bütün yarattıklarını birbirinin yardımına koşturan”
“Mülevvin: Yarattığı her şeyi çeşit çeşit renklerle süsleyen”. (Cevşen/ 17)
 
Mümin ism-i şerifinin cilvesiyle ki, varlıklar arası yardımlaşma, varlık içinde emniyet, varlıkların meziyetlerinin tebellürü, tezeyyünü, tebeyyünü, vs. ortaya çıkabilmektedir. İnsan da idraki ve lütfedilen hidayet sayesinde iman ile bu varlık dünyasının halifesi olmaktadır.
 
Bu iman sayesindedir ki, Mümin olan Zatı Bari en güzel isim ve sıfatlarıyla idrak edilmektedir. Allah (cc) Mümin’dir. Emin’dir. Sözünde mutlak sadıktır. Bu itibarla Aziz’dir. Zilletlerden mutlak manada beri’dir. Hılful vaatten münezzehtir. “La…”  ve ” illa…” kalıbı ve manasına muvafık şekilde kendinden başka Aziz olmayandır. Vaadini mutlak surette yerine getiren ve hılful vaatten uzak olandır. Mutlak manada emin olan, vaadini hakkaniyetle yerine getiren, Yegâne Allah (cc) olabilir. Vaat ve tehditlerini mademki Peygamberleri (as) ve kitapları vasıtasıyla bildirmiştir, onlar da Mümin İsminin tecellileriyle irtibatlıdırlar. Her ne kadar Cennet ve Cehennem Adl, Hayy gibi esmasının tecellilerine daha ziyade mazhar iseler de (Doğrusunu Allah (cc) bilir), Mümin ism-i Şerifiyle de ilgilidirler. O kadar ki biz inananlar  henüz görmediğimiz halde Allah’a (cc), Peygamberlerine (as), kitaplarına, meleklerine, ahiret gününe görmüş gibi iman etme nimetine mazhar kılınmışızdır. Diğer yandan, Allah (cc) imanımızı Ahirette mutlak surette korumaktadır.
 
Zata müteveccih bu sıfatların beşeri izdüşümleri ve tecelli nimetleri ayrıca zikredilmelidir. Mümin İsm-i Şerifinin bir diğer manası da kullarının emin olup, sözlerinde sadık olmalarıdır. İsmin bu manası azami mertebede Peygamberimiz’de (sav) tecelli etmiştir. Mekkeli müşrikler bile kendisini “Muhammed-ül Emin” diye çağırmışlardır. Emin sıfatını ve manasını tebellür ettiren diğer mana ise sadık olma manasıdır, sıfatıdır. Bu eğer sıdkın mutlaka kaynağı manasında olursa Allah’a (cc),  nispi kaynağı manasında olursa Peygamberine (sav) eğer Sadık’ın tasdikinde samimiyet ve ihlas manasında olursa Ebu Bekir (ra) başta olmak üzere sahabe-i güzine (ra) raci olmaktadır.
 
Allah (cc) Mümin İsm-i şerifinin tecellilerinden kullarını feyizdar kıldığında onların kalplerine ve akıllarına iman nimetini lütfeder. Sonra bu imanı dünyada iken bizatihi imanın içinde meknuz (Gizli) iman, ihsan, teslim, tevekkül, tasdik, hatta tahkik-i has gibi diğer nimetleriyle insanın kendi içinden gelecek tecavüzlere karşı korur. Yine bu imanı hariçten gelecek saldırı ve tecavüzlere karşı korur. Ebrehe’nin Kâbe’yi yıkmaması için nezdinde ricaya giden Abdülmuttalip’in Hanif imanı ne kadar yalın ve ne kadar yücedir. “Ben develerimin sahibiyim onları senden istiyorum. Kâbe’nin sahibi ise Allah’tır O (cc), koruyacaktır. Yine bizim bilmediğimiz şekillerde iman zevkini ve hayatını tattırır. İman zevkinin nasıl olduğunu tadan bilir. Bizim maddi kelimelerle anlatabileceklerimiz, bu hakikatlerin zihinlere yakınlaştırılmasına matuf olabilir. Bu anlamda, iman zevkinin nasıl ilka edildiğini, doğum sonrası anneye verilen en az çocuğun yaratılması kadar büyük bir nimet olan annelik şefkati ve duygularının yaratılmasını örnek verebiliriz. İman zevkinin içimizde yaratılması bundan çok daha lezzetli, çok daha kıymetli bir hadisedir.
 
Allah’ın (cc) Mümin ismi tecellisiyle yarattıklarını her tür korkulardan emin kılması ayrıca tefekkür edilmelidir. Siz hiç şu veya bu nedenle ürkmüş, korkmuş bir vahşi hayvan gördünüz mü? O vahşi hayvanın korkudan nasıl titrediğini, gözlerinin içinin nasıl korktuğunu gördünüz mü? O dehşetli korkunun izleri ve tezahürü ne kadar da korkutucudur. Ne kadar da acınacak haldedir o vahşi yırtıcı hayvan. Yine psikolojik korkuları, kaygıları olan hasta bir insanla karşılaştınız mı? Ne kadar zavallı hale gelmiştir o insan? Psikiyatri hocaları uçak düşecek korkusuyla uçağa binemeyenleri, her an bir kaza geçirme korkusuyla yaşayanları, zehirleneceği kaygısıyla yoğunlukla kaygı yaşayanları, bu sebeplerle duygularının, aklının ve ruhunun bozulduğu insanları bizden çok daha iyi tanırlar. O insanların nasıl acılar çektiklerini de bizden iyi bilirler.
Pascal gibi bir dehanın evrendeki yıldızların dönüşünün gürültüsünü duyduğunu düşünebiliyor musunuz? Bu gürültünün yarattığı öldürücü e dehşet verici hissin tahribatını tahmin edebilir miyiz? Çevremizdeki ölümlerin, hastalıkların zayıf ve naif ruhumuza daha fazla nüfuz ettiğinde doğacak korkularımızın dehşetini düşünebilir miyiz?  İşte Allah (cc) biz kullarını ve bütün yarattıklarını bu korkulardan korumaktadır. Bu bazen hissi emniyet tarzında olmaktadır. Bazen de belli bir desibel üzerindeki sesleri duymayışımız gibi biyolojik ve somut İlahi tasarımla olmaktadır. Allah (cc) yarattıklarının içine kaynağını somut şartlarda bulamayacağımız tarzda emniyet ve güven duygusunu lütfen halk ederek de bizi korkular dünyasında emin kılmıştır.  Mümin olan Allah’a (cc) sonsuz şükürler olsun!
 
Sadece korkulardan değil, başka ihtiyaç ve yetersizliklerden emin kılınmayı ve mutmain olmayı ifade eden ayeti dikkatlerinize sunmak istiyorum. “Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikri ile mutmain olan kimselerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur” Rad/ 28). Mutmain olma “Mümin” İsm-i Şerifinin tecellilerinden biridir. Zaten dil açısından ikisi de aynı kökten gelmektedir. İman etme daha doğrusu “İman lütfuna nail olma”  öyle büyük bir mazhariyettir ki emniyet, sükûnet ve doygunluk hissi ve tesiri verir. Allah’a (cc) iman ve bundan kaynaklanan Allah’ı (cc) zikir bir iç huzuru verir. Bugün o huzura ne kadar da muhtacız!
 
Diğer bir ayette ise korkulardan emin kılınma ve her tür ihtiyaçların nasıl Allah (cc) tarafından karşılanması meselesi muhatapların bildiği şartlar anlatılarak ifade buyruluyor: “Kendilerini açlıktan kurtarıp doyuran, korkudan emin kılan Rablerine kulluk etsinler” (Kureyş/ 4). Mekke’de önceden yaşanmış açlık belalarına, Surenin başında da ifade edildiği gibi soğuk çöl gecelerindeki ticaret kervanlarının soğuktan, kuraklıktan ve her tür beladan korunduğuna işaret ediliyor. Allah (cc) Mekkelilerin en olağan yaşadıkları sıkıntılar ve korkulardan nasıl emin kılındıklarını anlatıyor. Adeta inanmayanların yüzlerine vuruyor.
 
“İmandaki yakinlerini iyice artırsınlar diye müminlerin kalplerine sekine indiren O’ dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir” (Fetih/ 4). Olağanüstü zaman dilimlerinde inananların kalplerine indirilen hususi “Sekineyi”, korkulardan emin kılma hissini, mutmain oluşu, bu yol ile imanlarındaki yakinlerini artırmalarını ayet e güzel anlatmaktadır. Sekine; sükûn, dinginlik, asudegi, iç rahatlığı, vakar, sessizlik, sükûnet, müsalemet, usluluk, gibi anlamlara gelmektedir. Teknik olarak savaşta veya savaş ciddiyetindeki durumlarda Müslümanların kalplerine indirilen hususi emniyetten doğan iç huzurunu, dinginliğini ifade eder. Bu dinginlik ve iç huzuru, hususi emniyet hissi Bedir’de, Uhut’ta, Hendek’te ve özellikle de Hudeybiye’de Allah (cc) tarafından hususi surette lütfedilmiştir. Zaten ayet de Hudeybiye Muhasarası esnasında nazil olmuştur. Bir avuç ve silahsız Hudeybiye ashabı karşısında Mekke’nin ağır süvari birliği bulunduğu hatta bazı tahriklerin de yapıldığı esnada bu ayet nazil olmuştur. Ashabın kalpleri mutmain olmuş, Allah’ın (cc) lütfu sekine üzerlerine inmiştir. O şanlı ashaba selam olsun!
 
Mümin İsminin de tecellilerinden olan “Sekine” tarihte farklı şekillerde ve zamanlarda hissedilmiştir. Alışıldık olarak sekine bir mutmain oluş, hususi emniyet hissi ve fiziksel olarak da uykunun gelmesi şeklinde lütfedilir. Ancak bu mutlak değildir. Zira Merhum Akif’in Çanakkale Şehitleri şiirinde övdüğü askeri anlatırken kullandığı:
 
“Kahraman orduyu seyret ki, bu tehdide güler” hitabının gizli hali “Sekine duygusu” olsa gerektir. Zira o ordu inanmış ordudur. Kahraman ordu hangi şartlar içinde tehditlere gülmektedir?
 
Öteden saikalar (Yıldırımlar) parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı (Toprağın derinliklerini);
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!”
 
Evet, Kahraman ordu bu tehdide gülmektedir. Niye diye sorulacak olunursa:
 
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â (Kale) mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm (Bağlayacak)?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin (Sağlam) istihkâm.” der Mehmet Akif
 
Kahraman Ordunun göğsündeki kat kat iman Allah tarafından tesis edilmiş bir metin istihkâmdır. Bu imandan kaynaklanan “Gülmenin” Allah’ın lütfu olan “Sekinenin” tezahüründen başkası olmadığı anlaşılmaktadır. Bu anladığımız türden bir gülme olamaz. O kahraman orduya selam ve rahmet olsun!
 
“Mümin” İsm-i Şerifine dair yazdıklarımız ancak deryadan bir damla olabilir. Bu hususta İslam âlimlerinin eserleri, sezgileri ve hayatları ayrı ve nihai yer tutmaktadır. Bunun yanında ve daha da önemlisi Mümin İsm-i Şerifinin kelime kökü olan (Amene) daha ziyade enfüsi bir mana içermektedir. Kelime-i tevhidin ikrarı, fert açısından enfüsi, cemiyet açısından afakî ve objektiftir, hukukidir. İnanmak, tasdik etmek meselesi aslı ve künhü itibarıyla enfüsi mahiyettedir. Ferdin samimiyeti de Allah’ın (cc) iman mazhariyeti de enfüsi manada hissedilebilir. Biz ancak işin zahirine göre verilen hükme uyarız. Ancak, enfüs daha zengin, halis ve lütuf içre lütuftur.
 
Ya Mümin! Bizlere hakkıyla sana inanmayı nasip et! Seni görüyormuş gibi iman etmeye mazhar kıl! İmanımızı koru! Bizleri ve mazlumları bu İsminin tecelli ve tezahürleriyle koru! Bizleri bütün insanlık için emniyet ve huzur temsilcisi kıl! Sana azami derecede inanmış başta Peygamberin (sav) ve ashabı güzininin yolunda gidenlerden eyle. Âmin…
 
 
 
ROTAP- banner-

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir