Darr İsm-i Celili

MEHMET ALİ BAL
Darr İsm-i Celili
 
“Ed- Darr” İsm-i Celili “Hikmeti gereği zarar ve elem verici şeyleri, sıkıntı ve zorlukları yaratan” demektir. Allah (cc) dilediğine güzel ikramlar ve nimetler yarattığı gibi dilediğine de zarar, elem, sıkıntı ve zorluklar veren şeyler yaratır.
 
Bazen sevdiklerine “Li hikmetin” (hikmet gereği) zorluklar ve darlıklar yaşatır; bazen de “Kahhar, Müntekim, Cebbar, Kabıd” İsimlerinin de iktizası ile din düşmanlarını hüsrana uğratıcı bozgunlar, zorluklar yaratır.
“Kabıd” ve “Basıt” isimlerinde de olduğu gibi bazen Allah (cc) sevdiklerinin derecelerini artırmak ya da büyük günahlarına kefaret kılmak için onların kalplerini sıkar, bunaltır, daraltır, onlara dünya dar olur. İmtihan vakti geçince de “Basıt” İsm-i Cemili tecelli eder ve ruhun kapıları açılır, darlıklar genişliklere, yokluklar bolluklara tebdil olunur. Hatta seyyiat hasenata tebdil olunur. “Darr” ve “Kabıd” İsimlerinin hakikatini anlamak için Tebük Seferine mazeretsiz katılmayan üç̧ sahabenin yaşadıklarına bakmamız kâfidir.
 
“Darr” İsm-i Celilinin manası üzerinde biraz dikkatle düşünürken, kâinatta başka zarar veren darlık veren hadiseler ve güçler var da, Allah’ın (cc) bu İsm-i Celilinin tecellileri de bunlardan biridir – Haşa!- şeklinde anlaşılmamalıdır. “Darr” İsm-i Celili “Yegâne darlık, sıkıntı, elem ve zorluk veren” demektir. Bizim eşyada gördüğümüz zarar verici hadiseler, kişiler, güçler, vs. hepsi “Darr” İsm-i Celilinin vesilesi ve tecellisinin gölgeleridir. Dolayısıyla Tevhit cümlesinin mantığıyla ifade edersek Allah’tan (cc) başka zarar verecek yoktur. O (cc) diledikten sonra vereceği zararı önleyecek hiçbir kudret mevcut değildir.
 
Nitekim Allah (cc) Kuranı Kerimde “Şayet Allah sana bir zarar dokundurursa bunu O’ndan başka giderecek yoktur. Fakat sana bir hayır dokunduracak olsa onu da kimse gideremez. Bil ki O her şeye hakkıyla gücü̈ yetendir (Kadir’dir)” (Enam/17) şeklinde buyrulur. Bu yüzden de nimet ve ikram zamanı şükür, darlık ve zorluk zamanı sabırla istemek ve yalvarmak da yalnızca Allah’adır (cc). “Size ulaşan her nimet Allah’tandır. Sonra size bir sıkıntı ve zarar dokunduğu zaman yalnız O’na yalvarır yakarırsınız” (Nahl/53). Bu yüzdendir ki, zenginlik ve zafer zamanı halkın da görmesi için açıktan Allah’ a şükürler edilir, hamd ü senada bulunulur. Zorluk ve mağlubiyet zamanı ise hal ve dert sadece Allah’a (cc) açılır, O’ndan gayrısına hele hele namahreme hiç̧ dert açılmaz. Sabırla imtihanın geçmesi için gayret sarf edilir.
 
Allah (cc) razı olduğu mümin kulları için açık bir şekilde Kuran'da ; “Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden Cennete gireceğinizi mi (Cennete ehil olacağınızı mı) sandınız? Peygamber ve Onunla beraber müminler “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki Allah’ın yardımı pek yakındır” (Bakara/214) buyrulur.
Ayetin nüzul zamanı ile ilgili olarak Ömer Nasuhi Bilmen iki ihtimali zikretmektedir. Birincisi Müslümanlar Medine’ye hicret etmek suretiyle kendi evlerini ve yurtlarını terk etmek zorunda kaldılar ki bu bizatihi ciddi bir travmaydı, ve yine ve farklı bir yere alışmak (Medine havası farklıydı), her şeylerini terk ederek geldikleri için bazı sıkıntılara duçar oldukları zaman İkincisi ise; Medine’nin bütün “Müşrik Hizipler” Ahzap hatta Medine Yahudileri tarafından kuşatıldığı esnada ağır bir durumla karşı karşıya kaldıkları zamandır. Özellikle Hendek Savaşını en dehşetli anları ashabı kiramın büyük bir imtihan ile karşı karşıya kaldıkları andır. Allah (cc) onların bu dehşetli hallerini Kuran'da canlı bir satırla şöyle anlatmıştır: “Allah’ın yardımı ne zaman?”. Sonra Hazreti Peygamberin (s.a.v.) ve Hıristiyanlık ve Yahudilikten geçip de eski dinlerin hadiselerini bilenlerin detaylarını bilebileceği olaylara atıf yapmıştır.
 
Bu olaylar arasında, kuyuya atılan sonra Mısır’da hapse konulan Yusuf (as), testerelerle kesilerek şehit edilen Cercis (as), çile peygamberi İsa (as), Nil’e bir sepet içinde bırakılan Musa (as) ve o dönem zulüm gören kavmi ki erkek çocukları doğar doğmaz öldürülüyordu; ateşe atılan İbrahim (as), fırtına da balığın yuttuğu Yunus (as), kavimlerinin şiddetli gaddarlıklarına duçar olan Hud (as), Yahya (as) gibi nice geçmiş̧ peygamberlerin ve ümmetlerin şiddetli imtihanları bilinmekteydi. Allah (cc) bilenlere bu son derece sıkıntılı imtihanları hatırlatıyor, bilmeyenlere de geçmiş̧ peygamberlerin ve bağlılarının yaşadıkları ağır felaketleri ve zulümleri örnek gösteriyordu. Bu örnekleri verirken bazen sıkıntıyı hazfederek (Yutarak) doğrudan zafer ve fethi müjdeliyordu. “Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik” (Fetih/ 1) ayeti de bu nevidendir. Hudeybiye Musalahası sonrası başta Hazreti Ömer (ra) olmak üzere Ashabı Kiramda oluşan menfi havayı ve itiraz suallerini zikretmeden Allah (cc) doğrudan “Fetih yakındır”, “Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik” buyuruyordu.
 
“Darr” İsm-i Celilinin “Nafi” İsm-i Cemiliyle birlikte zikrinin uygun görülmesi, bazı esmada değindiğimiz gibi müstakim bir akide ve tevhit hakikatinin idrakimizde, dilimizde ve kalbimizde tam tahakkuku içindir. İlk cağlarda ve hatta zamanımızda iyilik ve kötülük için ayrı tanrılara inanılması gibi batıl inançlar kesin bir şekilde ret edilmektedir. Mecusilerde olduğu gibi aydınlığın ve hayrın tanrısı ayrı karanlığın ve şerrin tanrısı ayrı olamaz. Ahuramazda ve Ahriman ayrı olamaz. Tevhit hakikati ulûhiyetin münezzeh ve mukaddes Esma ve Sıfatlar ile tarifini ve kabulünü̈ iktiza eder.
 
O Allah (cc) ki, bütün tabiat olaylarının, hayat ve ölüm gibi evrensel olguların, iyiliklerin ve güzelliklerin, hayırların olduğu kadar şerlerin de yegâne Yaratıcısıdır. Mesela baktığımızda Mecusiliğin coğrafyasında (Ateş̧ Yurdu) petrol ve doğalgazdan dolayı asırlardır yanan ateşlere tapılmıştır. Deniz kavimlerinin ise deniz ve fırtına tanrıları mevcuttur. Çünkü bunlardan zarar ve korku gelmiştir onlara. Hâlbuki yerin içindekiler ve üstündekiler ile göklerde bulunan her şey Allah’ındır (cc). Mahlûkattan hiçbir şeye ilahlık izafe edilemez. Doğu dünyasına geçen Yunan tanrıları da aynı kesret ile maluldürler. Sadece bazılarında ses ve anlam değişiklikleri olmuştur. Hâlbuki Allah (cc) bütün varlığın yaratıcısıdır, Rabbidir. İyiliklerin de kötülüklerin de sahibidir. O (cc) Malik-ül Mülk’tür, her şeyin sahibidir.
 
Allah’ın (cc) esmasına ve sıfatlarına baktığımızda bu tezat isim ve sıfatların, birbirini tamamlayan isimlerin eksiksiz zikredildiği görürüz. İsimleri arasında bulunan Cami isminin de tecellisi olarak bütün güzel isimler en mükemmel seviyede “Etrafını cami ve ağyarını mani” bir tarzda Kuran-ı Kerim’de bize öğretilmişlerdir. Eskilerin ifadesiyle, iman akidemizin ilk cümlesi olan “Allah’tan başka ilah olmaması” vaciptir ve “Şirkin varlığı  mümteni’dir”. İman sarayının hiçbir yerinde bir kusur, bir eksiklik ve tezat yoktur ki, küfür oradan girsin, iman akidesine bir zarar verebilsin.
 
Allah (cc) bazen imtihan dünyasında hikmeti gereği kevni âlemde ilmi iktizası bazıları acı veren bazıları dehşet veren hadiseleri yaratır. Mesela atmosfer içindeki hava hareketlerinin içinde olmak insana büyük bir korku verir. Ancak, yağmurun yağması, karın yağması, rüzgârların esmesinde sayısız hikmetler ve faydalar vardır. Okyanusların derinlikleri, dev dalgalar insan için hayret ve dehşet verici; kutuplardaki buzullar ise bir insanın basit imkânlarla yasayamayacağı kadar olumsuz koşullara sahiptir. Ancak, küresel iklim ve besin dengesi hatta hammadde ihtiyacı için hayati bir etken ve kaynaktırlar. Bu noktada diyebiliriz ki “Darr” ve “Nafi” isimleri adeta silsile seklinde birbirlerini tamamlamakta, izlemektedirler. Özellikle büyük ve dehşet veren tabiat hadiselerinde bu iki isim için irtibat noktaları mevcuttur.
 
Bazen de beşer hayatında zorluk ve darlık zamanları yaşanır. Bu zamanlarda zulümler, kıyımlar, tahakkümler en şiddetli yoğunluğa ulaşırlar. Bu zamanlarda, çocuklar bir günde yaşlanır, saadet hanesi evler emin olmaktan çıkar, insan hayatı ile ölümü arasındaki çizgi inceldikçe incelir. Böyle zamanlarda mazlum olmak zalim olmaktan evladır. Mazlumun da sabır, iman ve tevekkül ile kuşanmış̧ olanı tercih edilir. Zira böylesi zamanlar Allah’ın (cc) “Darr” İsm-i Cemilinin zikri için vaktin geldiğini bize hatırlatırlar. İki sebeple ki, “Ya Darr” diyerek musibet, zulüm, tahakkümler insanların elinden gelse de hakiki güç̧ ve kudret sahibi olan Allah’tır (cc); bu zamanlar Allah’a (cc) sığınma zamanlarıdır, O’na iltica ederiz. İkincisi ise, “Ya Darr” diyerek dehşetli düşmanlar, fitneciler, münafıklar, müşrikler karşısında, hakiki darr ve kadir olan Zatı Darr ve Nafi’ye (cc) tazarruda bulunarak, zalim topluluklara zarar eriştirmesini, kudretlerini hak ile yeksan etmesini, mazlumlara da bu ism-i celilin damlalarından bir damlacık ihsan etmesini talep ederiz.
 
“Ey Darr ve Nafi” olan Allah’ım! Bizlere Esmanın hakikatini özelikle de kudret ve celal ifade eden isimlerinin hakikatini ve hikmetlerini künhüyle idrak ettir. Tecelli silsilesinde “Darr” İsm-i Celilinin tezahürleri içinde olduğumuzda, Yunus Emre gibi;
“Cemalinden gelse vefa
Yahut Celalinden cefa
İkisi de cana safa
Kahrın da hoş Lütfun da hoş̧”
diyebilmeyi nasip eyle.
 
Bizleri tövbe ve istiğfar zamanlarının sabır ve takva sahiplerinden kıl. Ruhumuz daraldığında, kalbimiz sıkıştığında, zulüm ve fitneler yoğunlaştığında eşya ve hadiselerin hakikat ve hikmetini idrak ettir, doğrudan sana yönelmeyi, senden yardım istemeyi, Senin himayende olmayı müyesser kıl. Nasıl ki akidede şirki reddettik himaye ve istianede de şirki reddetmeyi nasip et. Bizleri “Nafi” İsminin tecellileri zamanında şükür ve “Darr” İsminin tecelli zamanlarında da sabır ile mücehhez kıl.
 
Üzerimizdeki hükmün kesinleşinceye kadar, bizleri takvadan, sıratı müstakimden ayırma. Hakikatteki hikmeti idrak ile kabul, zahirdeki musibetine de sabır ve hoşnutluk ile mukabele edebilmeyi nasip eyle. “Darr” İsminin özellikle Senin ve dininin düşmanlarının, münafık ve kâfilerin üzerinde Celalin ile tecelli etmesini mümkün kıl. Onları “Darr” İsm-i Celilinle birlikte “Kahhar, Müntekim, Cebbar, Kabıd” isimlerinin tecellisiyle kahrı perişan eyle. Hicret, Bedir, Uhud, Hudeybiye ve Hendek (Ahzab) kahramanlarının azim, sebat, istiğfar, idrak, istiğna, ihlas ve basiretlerini bize nasip et. Senin ve dininin açık ve gizli düşmanlarına da Übeyy İbn Selüllerin, Ebu Leheplerin, vs. kalplerini nasıl daralttı ve basiretlerini nasıl bağladıysan aynen öyle “Darr, Kabıd, Kahhar, Cebbar, Müntekim” isimlerinin tecellisiyle mağlubiyet eriştir, kalplerine korku sal. Kevni ve beşeri fırtınalar içinde, daralma ve zorluk zamanlarında, her tür korkular ve zulümler karşısında bizi her daim Senin himayen, rızan ve kabulün ile emin ve hoşnut kıl. Âmin.
 
 
ROTAP- banner-

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir