Sevgili Bediş

SÜNDÜS ARSLAN AKÇA
Sevgili Bediş | MEKTUP |
 
Sevgili Bediş
 
Vakit gece yarısını vurdu az önce. Hatta yedi dakika bile geçmiş. Çok sevdiğim bir ezgi çalıyor. Jaubran Masar ‘’ Le Trio’’.  Hiç dinlemekten usanmadığım…
 
Ancak ortalık sessizleşti. Günün yoğunluğu çekildi ve geriye bıraktığı yorgunluğuyla baş başayım şimdi. Onca işin içinde sancılı bir mutluluğa sürükleyen, ruhuma dinginlik veren yazma eylemi biliyorsun.
 
Masamın üstünde bugün gelen mektubun… Ve diğerleri… Bu zamanda hala mektup alan kaç kişidir acaba? Çok şanslıyım hem de çok. O sayılı insanların arasındayım şükür.
 
Bugün gelen mektubunu bir çırpıda okudum okulda. Şimdi dönüp tekrar dokunuyorum her bir sayfaya. Renkli renkli kâğıtlar hem de. Mavisi, pembesi, turuncusu, yeşili, sarısı… Gözlerim de yüreğimle birlikte bayram ediyor bilsen.
 
15 Martta başlanan satırlara Nisanın sonunda nokta koyulmuş. Ve ardından postaya… Öncekiler de böyle aşağı yukarı. Daima bir arada tutmuş satırlar bizi. Aramızdaki mesafeleri sıfırlamış. Gönüllerin mesafesi yoktu değil mi?  Satırlarla sanki aynı yolculuğa bir daha çıkıyorum. Aralara serpiştirilmiş mısralar kimisi benden, kimisi başka bir yürekten dökülmüş muhteşem dizeler…
 
Sayfalara gömülüyorum, kayıyorum zamanın içinden. Müzik devam ediyor, gece derinleşiyor. Gözlerim ara ara dalıp gidiyor. İlk karşılaştığımız yer Salihli’de kalıyorum.
 
Heyecanlıydım. İlk defa il dışı bir etkinliğe katılacaktım. Benimle aynı lisanı konuşan insanlarla şiir soluyacaktım.
 
Geceyi hiç uyumadan geçirdiğim bir yolculuk sonunda terminalden alınıyorum. Şiir yolculuğumda çok emeği olan ve hep yanımda hissettiğim can ağabeyim Ahmet Otman tarafından. Güzel bir insanla birlikte geliyoruz Kurşunlu Kaplıcalarına. Boş da gelmiyoruz tabiî ki. Ahmet ağabeyim çaya olan düşkünlüğümü bildiğinden bütün hazırlığı yapmış sağolsun. Bir de börek alıyoruz yanımıza.
 
Bizi sabırsızlıkla bekleyen biri vardı kaplıcada. Kalacağım eve yerleştikten sonra hemen bitişik komşuma geçiyoruz.  İki tarafta birbirini merak ediyordu epeydir. Sanalı gerçeğe çevirme anı muhteşemdi. Karşımda gözleri sevgiyle ışıl ışıl bakan, yüreği yüzüne yansımış Bediş.
 
İsmini Bediş olarak söylemek çok hoşuma gidiyor. Çünkü her ne kadar teni yaş alsa da yüreği çocuk bir anne. Kızı da ona çekmiş galiba.
 
Aramızdaki bağı ölümsüz kılan bu ilk izlenimler. Sanki Rabbim arayışlarımız sonucunda bizi bizle ödüllendirmişti.
 
Ben de anne yoktu sen de evlat.
Devamını ve sonraki yılları her ikimiz de çok iyi biliyoruz yaşayarak…
 
Öyle bir sevgi ve bağdı ki, yeri geldi bütün dünyamız oldu. Yeri geldi paylaşamama sıkıntısı yaşadık bir başkasıyla.
 
Öyle bir sevgi ve bağdı ki, öz annemi sorgulattı. Acaba hangisi daha fazla sevgimde diye. Öyle bir sevgi ki, merkezinde şiir olan… Susarak da anlaşılan…
 
Söylenecek o kadar çok şey var ki, bize kalsın çoğu. Ben az’a dokunayım sadece.
 
Sayfanda gezinirken karşıma çıkan bir söz; ‘’ Çay içerken dinlediğiniz şarkılar var. Bir de özlediğimiz fakat sarılamadığımız insanlar’’
 
İşte çayı paha biçilmez kılan da bu değil midir?  Elimde yine çayım elbette. Dalıp gidiyorum özlemlerimin içinde. Ezgiler çaya eşlik ediyor.
 
An itibarı ile Farid’le birlikteyiz. Çok sevdiğim Robabeh Jan çalıyor. Ve renkli sayfaları karıştırıyorum.  
 
Mektuba yazdığın kızına ait dizeler de tam ortama uygun. Mevzu yine çay…
 
‘’çayım
gözlerim ve sözün
demlenmiş yalnızlıkta hayal meyal izin
ne geçmez yarasın sen
vakit geçkin
ben kırık
ahvalimi bir bilsen
saa ’’ 
 
Sayfamda seni tanımayan çok azdır sanırım. Bazen yakın bir dost soruyor aramızdaki bağı. Ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Anlatılamıyor ki, sadece sizin bütün şiirlerinizi el yazısıyla kayıt altına alan ve hangi şiirde ne değişiklik yaptığınızı bilen, hüznünüzü anında hisseden, başarınız ve sağlığız için hiçbir karşılık beklemeden dualarında yer veren, her gece ve her sabah mesaj kutunuza iyi dilekler bırakan, yola çıktığınızda sizinle sabahlayan, hayatınızın merkezinde yeri olana ne denir ki? İlk anne geliyor akla elbette. Fakat kendisinden doğmadığım bir anne.
 
Anne olabilmek için kan bağı gerekmiyormuş meğer ve doğurmak da…
 
Mektubunda kitap hazırlıklarını soruyorsun. Çok istiyorsun biliyorum.
 
Yoğunluğumu bir daha tekrar etmeye gerek yok herhalde. Öğrenciler zamanımın büyük kısmını alıyor. Belki hastalıklar ya da yaşımızın yorgunluk sınırına dayanmasındandır bilemiyorum. Bildiğim yetişemiyorum Bediş’im. Ama şunu bil ki, kendimden ziyade sırf senin için toparlamaya çalışacağım. Kaygını biliyorum, gözlerim görmez diyorsun. Bir yere gitmek yok.  Bu sefer o sevinci birlikte yaşamak istiyorum. Bütün yüreğiyle yanımda olanla…
 
Çayın dibini bulduk sonunda. Artık uyumaya çalışsam iyi olur. Yarın kan çanağı gözlerle çocukların karşısına çıkmayayım.
 
Bu sene gelmek için fırsat kolluyorum. Canı gönülden istersek olur değil mi? Sana hiç söylememiştim ama İstanbul’a geldiğimde planım günübirlik ya da 1 gece kalarak gelip seni görmekti. Sana söylemedim çünkü yetiştiremezsem üzülecektin. Ve nihayetinde öyle de oldu.
 
En yakın zamanda birlikte olabilmek dileğiyle Bediş’im.
 
Sağlık, mutluluk ve afiyetle kal.
 
Zeytin Gözlün…
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.