Düşlerimden Gerçeğin İçine “Düşünce”

SÜNDÜS ARSLAN AKÇA
Düşlerimden Gerçeğin İçine "Düşünce"
 
Yetmek ve yetmemek arasında sıkışıp kalmanın ruhumda yetinememekle nihayetlenmesi ne hazin bir sonuçtur.
 
Bir zamansızlıktır almış başını gidiyor. Yapmak istediklerim, yapamadıklarım dağ gibi yığılı ve ben hâlâ hangisinden başlayacağımın sancısını çekiyorum. Bu sancı günlerin, günleri kovalaması ile gün be gün artıyor. Bu artış ise günlerin tükenmesi ile ters orantılı. Dönüp ‘’ Bu koşuşturmalarının neresinde Allah’ın rızasını kazanma çaban var?’’ diyorum kendime. Gözlerim çivilenip kalıyor heyhat yokuşlarında…
 
Yastığıma bir damla, bir damla daha düşüyor. Kendimle hesaplaşmanın daha altından kalkamazken, nasıl hesap vereceğimin ürpertisi ile irkiliyorum.
 
Sonra yüreğimi serinletme çabaları başlıyor. Bir şekilde selamete çıkarmalıydım kendimi. İnsanın fıtratında vardır bu. Çaresizliğin kıskacına düştüğün anda tevekkül dokunur gözyaşlarınıza.
 
Bir anne merhameti sarar ağrıyan yanlarınızı. Ve o zaman Rahman’ın rahmetinin bolluğunu düşlersiniz, kulunu darda koymayacağını düşlersiniz. Yüreğinizin yangınına su serper bu düşleriniz. Serinlersiniz bir nebze, dualara sığınır gözlerinizi sımsıkı yumarsınız uyku ile bir an önce tanışmak için. Yoksa düşünceden düşünceye sıçrayan beyniniz, ruhunuzu hırpalamaya devam edecektir.
 
Gözlerinizi sıka sıka uykuyla buluştuğunuz an gelip çatmıştır. Düşüncelerin tam orta yerinde…
Hangi arada daldığımı da anlayamam. Ara ara uyanınca düşlerimden, gerçeğin içine ‘’düşünce’’, ölüyorum sanıyorum yeniden.
 
Kan çanağı gözlerim şahit oluyor, kendime konuşmalarımdan ne denli yorgun düştüğüme.  Gölge gibi dolaşırım gün içinde. Varlık içinde yok oluş basamaklarına doğru yönelirsiniz. Anlamaz, anlaşılmaz bir haldir. Sahnenin arka yüzünden bahsediyorum.

Aranıza gerdiğiniz perdenin diğer yüzünü bilen olmaz ve bilinmekte istemezler. Kimseyi içine almayan bir atmosferde kendinle baş başalığın çilesini doldurursunuz.
 
İkili bir hayatın tek oyuncusu. Bazen mekânlar ve roller çatışsa da oyun devam eder. Soluk sizi terkedene dek…
 
Az ele, çok kendimize konuşmak zamanı gelir, çatar. Ya deli ya da veli eder herhalde. Her ikisi de kıymetli… ki kıymete nail olmak harcımız mı, bilinmez.
Ve bir son bakış atıyorsunuz, perdeyi çekip karışıyorsunuz kalabalıklar arasına.
Yeni güne merhaba!
 
Bugün yine ışıl ışıl şehrin heva caddeleri… Bütün cazibesi üstünde. Üzerinden gelip geçen tenlerin koşuşturmalarını gördükçe acınası bir bakış bırakıyor ardından. Nicelerini gördüm bakışı bu. Aldığınız nefes ve taşıdığınız kalp yaşamın sihirli atmosferinden kendini çekemiyor. Bile bile tutunma telaşı nasıl da çekiyor girdabına.
 
Ah bu kalbimin yükünü hafifleten sözcükler de olmasa…
 
Nicedir günahsız kelimelerin dile gelip gün'ahın içinde kayboluşunu seyrediyorum. Kullanıldığı dilde ne garip hale bürünüyor zavallılar. Kalbin en müstesna köşelerine ağırlanmak için gelmişlerdi. İnce dokunuşlardan mütebessim bakışlar bırakacaklardı. Dilimizde ağırlaştırdığımız ve tükürür gibi kullandığımız kelimeler ne çok çirkin emellerimiz için kullandık. Mahşer günü dilimize dolanır mı haksızlık ettiğimiz bütün kelimeler?
Hani ihmal ettiğimiz… Ya da incitmek için sarf ettiğimiz… Ya da sustuğumuz kelimeler…
 
Yeter bunca baş başalık, hadi davran şimdi. Bak çiçeklerin yapraklarını salıvermiş. Ve belki de senin ihmalinle kopacaklar yaşamdan.
 
Hadi kalk ne kadar vereceğini bir türlü ayarlayamadığın çiçeklerinin suyunu ver. Onların da senin enerjine ihtiyacı var. Sevmeyi ihmal etme.
 
Hani her seferinde tozlu raflarından şiir indiriyorsun ya, bugün de yorgunluklarını rafa kaldır.
Bismillah de üç kere
Ardından; 
"La ilahe illa ente Subhaneke inni küntü minez zalimin"
 

 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir