blank

Yoksun

SÜNDÜS ARSLAN AKÇA 2

SÜNDÜS ARSLAN AKÇA 
Yoksun
 
Yine sükûtun melal çizgileri çehremi kaplıyor. Yine gözlerim boşluğun koynunda sabahlayacak. Ve yine yüreğimde ayrılığın son sözleri yarasını tazeliyor.

‘’Bir evlat pir olsa da anaya muhtaç imiş’’ Muhtaçlık neden yokluklarında bu derece keskinleşiyor bilmem ki. Neden yanımızdayken uzağında nefes almak cazip gözüküyordu? Neden acımasızdım bir ana yüreğini incitecek kadar?

İncittim, yaraladım kimi zaman dik çıkışlarımla. Nasihatler batıyordu o yaşlarda. Başına buyrukluk varken sınırlandırmak hangi deli tayın hoşuna giderdi?

Yaşın verdiği cahillik mi desem, düşüncesizlik mi, bilmem ki.

Annelik duygusunu tattığım zaman her şey bıçak kesiği gibi farklılaştı. Demek ki bir anneyi anlayabilmek için anne olmak lazımmış. Hayat tekerrürden ibaret… Dönüp aynı şeyleri yaşıyorsun. Evladın karşı gelmesinin zorluğunu gördüm, uyuyamayışı gördüm. Endişeyi, korkuyu, stresi tattım. Yaşattıklarımı yaşadım kısacası.

Yokluğunun üzerinden 8 yıl geçti. Yıllar ne de çabuk akıp gidiyor. Yaşayamam dersin yaşarsın, gülersin, eğlenirsin hatta. Giden gitmiştir artık. Bir ömür nihayetlenmiştir. Ve anlarsın muhtaçlığını. Sevincini paylaşmak için tuşlara koşarsın boş dönersin, hüznüne ortak etmek istersin yine boş dönersin.

Bulamadıkça etrafına duvar örersin. Yüksek duvarlar arasında ve o izbe yerde kendinle yaşarsın.

Ben öyle yaptım galiba annem. Çoğu zaman duvarlarımın içine saklanırım. Küçük bir çocuk olurum orda. Hani toz kondurmadığın, incitmediğin neredeyse her dediğini yaptığın o küçük çocuk. Bazen karanlığa kalırım, bazen gök gürültüsüne, sağanak yağışa. Korku bürür gözlerimi, koşarım sağa sola. Bir çift kol ararım sığınacağım, bir omuz ararım yaslanacak, bir diz başı okşanacak. Çırpınışım boşuna… Yoksun!

Yıllar nasıl geçiyor bilmiyorum. Bıraktım kendimi dünya telaşlarına, oyalayıp duruyor beni. Yorgun düştüğüm zaman sükûnetim o ahşap evimiz oluyor. Gidince duvarların koynuna sokuluyorum. Bol bol soluyorum, bol bol doluklaşıyorum. Evden dışarı çıkasım olmuyor. Duvarların dili olsa da konuşsa diyorum yaşanmışlıkları. Hatıralar kapı aralığından çıkıp gelse. Sen seslensen diyorum. Gelişime sevinsen. Yine sevdiğim yemekler ocağa konsa. Bir olup Fırat’a doğru yürüsek… Türküler söylesem ve sen dinlesen. Yürek sesimi, çırpınışımı kendim duyuyorum. Bakınıyorum iyiden iyiye ama yoksun!

Bir hayalden öteye gidemiyorum artık. Özlemin filiz verdikçe içimde duaya sığınıyorum. Gözlerini kapatıp dinliyorsun. Ölüm nasıl durdu yüzünde göremedim. Son perdeden evvel bir görebilseydim dedim hep.

Yine bir veda vakti… Biraz daha uzatsam gözlerime sözüm geçmeyecek biliyorum.  Tuzdan izler kaldı yanaklarımızda. Dalgın bakışlarını alıp ve gittin. ‘’Bir daha görebilir miyim?’’diyerek.

 ‘’Bir evlat pir olsa da anaya muhtaç imiş’’

 Muhtaçlığımlayım.

Ruhun şad, mekânın cennet olsun Annem!

 

 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir