Hayhayan’ın Konya Çıkartması

SÜNDÜS ARSLAN AKÇA
Hayhayan’ın Konya Çıkartması
 
Bir dönüş yolculuğu daha… Sevdiklerimden sevdiklerime uzanan… Fakat bir türlü bir araya gelmeyen ve hep çaba gerektiren…
 
Belki de kıymetli kılan da çaba gerektirmesiydi, öz veriydi. Yürekten bir çağrıya bütün engelleri aşıp yüreğinle koşmaktı. Anladım fakat ne yazık ki geç anladım. Yürek çağrılarına asla geç kalınmamalıydı.
 
Bir an sonraya senedi olmayan hayatımızı neden gönlümüzü hoş tutan ve aynı dili konuştuğumuz insanlarla geçirmeyelim ki.
 
Mesafelerin insafsızlığından yakınırdım. Dedim ya geç olsa da mesafelerle başa çıkmayı da başarabildim.
 
Kilometreleri sıfırlamak elimizdeydi yeter ki gönülden isteyelim. Yaratıcı, gönlümüzün sesini en iyi duyandı. Ve O asla gönlün hevesini kursağında bırakmıyordu.
 
Herkesin sosyal medyaya karşı farklı bir bakışı, bir değerlendirmesi vardır. Olumlu ve olumsuz tarafları tartışılıp duruyor. Kimisi vakit öldürüyor, kimisi dört duvarları arasında bir yaşamının dışa açılan bir penceresi olarak görüyor, kimisi yaşadığı küçük şehirlerde sanatsal etkinliklerini, çalışmalarını bu yolla duyurmaya, tanıtmaya çalışıyor.
 
Bunu çoğaltmak elbette ki mümkün, olumlu ve olumsuz olarak.
 
Biz güzel taraflarına bakalım.
 
Sosyal medya öncelikli benim ve birçok benim gibi yazan kalemdaşlarımın dünyaya açıldığı yegâne kapı. Sosyal medya ve öncelikli sayfalarımız bir nevi atölyelerimiz gibi. İnteraktif öykü gibi interaktif şiir de var. Paylaştığınız şiirinize yorumları, eleştirileri anında alabiliyorsunuz ve bu size yol gösterici de oluyor. Güçlü kalemleri okuyorsunuz, düşüncelerini alabiliyorsunuz.
 
Sanal olarak baktığımız bu mecra hayatımıza nice güzel insanlar kattı. Ülkenin dört bir yanında dostlarımız, kardeşlerimiz oldu. Öyle ki, birbirimize gider gelir olduk.
 
İsmini Hayhayan koyduğumuz grubumuz da tam bu noktadan giriyor hayatımıza.
 
Hayhayan nasıl oluştu?
 
Elbetteki kısa sürede bu kadar çoğalmadı. Dost dosta vesile oldu.
 
''Nasıl geldim buraya?'' sorusu grubun her üyesinin kendine sorduğu bir soruydu. Devamı ''İyi ki buradayım.'' oluyordu tabi ki.
 
Aralarına makam, mevki, unvanı almıyorlardı. Onlardan soyunup bütün sadeliği ve yüreğiyle bu topluluğun içinde olabiliyordu. Farklı düşüncelerin ortak paydasında buluşabiliyorlardı.
 
Ve anlamıştık ki farklılıklarımız zenginliğimiz, anlamıştık ki, farklı oluşumuz birbirimizin kazancıydı.
 
Yeter ki saygıyı, sevgiyi yitirmeyelim.
 
Bu grubun en önemli özelliği hiçbiri aklını kiraya vermemişti. Akleden, düşünen ve bunun yanı sıra gönül incitmemek için de titizlik gösteren insanlardı.
Herkese kapısı açıktı, o kapıdan girmesini bilmekse kişinin kendi elindeydi.
 
Bu oluşumun öncüleri üç güzel insan, kişilikleri, fikirleri ve bir o kadar mütevazı duruşları ile Hasan Boynukara, Mustafa Everdi ve Vehbi Başer hocalarımızdı.
 
Daha önce de birkaç kere bir araya gelen grup üyeleri bu sefer de Konya'da toplanmayı planladı.
 
Önceki toplantılarına katılmak nasip olmamıştı. 27- 28 Nisan buluşması da nasip olmayacak gibiydi.
 
Hasan hocamızın " küstüm " demesi bende ''gitmeliyim'in'' doğumunu gerçekleştirdi.
 
Mutluluğum tarifsizdi.
 
İstanbul, Rize, Tokat, Kırıkkale, Ankara, Tekirdağ, Adana, Antalya, Bingöl, Eskişehir, Adıyaman, Kayseri ve Mersin'den benim gibi ülkenin dört bir yanından gelen otuz ve belki daha fazla insan.
 
Hiç bir tedirginliğimiz yoktu, kırk yıldır birbirimizi tanıyor gibiydik. Güveni yerle yeksan kıldığımız şu günlerde güven tazeledik, samimi, içten bir gözle buluştu gözlerimiz.
 
Kalbime dokunuşlarını hissettim. Bu tarifsiz bir duyguydu.
 
Dertlerimizle birlikte dertlendik, birlikte dalga geçtik kendimizle, birlikte şiirler okuduk, birlikte türküler mırıldandık.
 
Eleştirdik, eleştirildik. Kimse gocunmadı ve bilakis mutlu olundu.
 
Birlikte yedik içtik, çayı çayla bağladık. Muhabbetin biteceği yoktu.
 
Hocalarımızın hayat tecrübelerinden, bilgi birikimlerinden nasiplendik.
Kimse bu saatlerin tükenmesini istemiyordu. Fakat her güzellik muhakkak nihayetleniyordu.
 
Biz nihayetlendirmeden, bir sonraki buluşma için iyi dilekler bıraktık birbirimize.
 
Konya'daki mihmandarımızdan bahsetmeden geçemeyeceğim. Nazlı Akdağ hanımefendi muhteşem bir ev sahipliği yaptı. Hanesini sonuna kadar misafirlerine açtı. Yoruldu oldukça biliyorum ama yüreklerimizde taht kurdu. Kolay bir organizasyon değildi ve bunu başarmak da her yiğidin harcı değildi. Allah kendisinden razı olsun.
 
Yenigün Gazetesi'ne ve Mustafa Arslan'a da gösterdikleri misafirperverlikten dolayı minnettarız.
 
Bu buluşmaya katılan Hayhayan grubunun güzel insanlarına ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizlerle yüz yüze görüşmeyi nasip eden Rabbime hamdolsun.
 
Yolda başladığım yazıya evime vardıktan sonra devam edebildim. Gözlerim kan çanağı ama duygularım zaman aşımına uğramadan ve daha yoğunken yazıyı tamamlamalıydım.
 
İşin özeti; orada olmaktan mutlu muydum?
 
Çok hem de, ayrılırken ağlamamak için kendimi zor tuttum, bak yine doldu gözlerim. İnsanın sevdikleri için gözlerinin dolması da güzel.
 
İyi ki varsınız ve iyi ki yollarımız kesişti.
 
Sağlıcakla Kalın…
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir