blank

Canözüm

SÜNDÜS ARSLAN AKÇA Canözüm

SÜNDÜS ARSLAN AKÇA
Canözüm
 
Bütün sözlerimi yitirmiş gibiyim. Bulanık düşüncelerin boy verdiği çıkmaz sokakların endişe kokan çiçeklerinde aklım. En çok da sende Canözüm. Titrek parmaklarımın ucundan yüreğim akıyor sanki. Gözlerime bugün laf anlatamıyorum. Ne zaman yüzüm gülse ardı yağış. Sanki kar boran bastırdı ağustos ayında. 
 
Neden her birimiz bir dağın ardına gittik ki böyle. Hüznünden öpemiyorum doyunca. Ellerinden tutamıyorum, bağrıma basamıyorum. Uyku yok sana bu gece biliyorum. Korkma olur mu, seninleyim, senliyim ve seninle şafağı bekleyeceğim. Üzülme, n’olursun, sana iyi gelmez biliyorsun. Yasla başını omzuma. Yaşattıklarını yaşamadan ölmez kimse. Gün gelecek gelincikler boy verecek yüreğimizde. 
Hadi davran Canözüm, göğü kucaklama vakti. Avuçlarımızdan dualar bırakalım kuşlara, çiçeklere, bütün yaratılmışlara.

Hadi davran, gam başımızı yere indirmesin. Zulmün geldiği yer daha çok yakıyor biliyorum. 

Ağlama olur mu, n’olur ağlama, yerine ağlarım ben!
 
Ne de kolay kıvırıyor, ne kolay saf değiştiriyoruz böyle. Anlamış değilim Canözüm. Sustum oldukça, uzun uzun sustum. Kelimelerimle bir mazlumun yüreğini incitmekten çok korktum inan. Kınadığımız yerden kınanacağımızı neden bilmeyiz ki! Neden bu denli sevinebiliyoruz ocağına ateş düşen hanelere? Aynı tabaktan yemek yemiştik, aynı kahkahaları ve aynı hüzünleri paylaşmıştık oysa. Ben bu çarpık düzende artık hiç bir şeye anlam veremiyorum. 

Biliyor musun iyi ve kötü de yok. Bu kavramları sildim beynimde. Herkes her an her şey olabiliyor. Alim zalime dönebiliyor, zalim külli zalim zaten. 
 
Neyse, neden bunları konuşuyoruz ki şimdi. Hadi gel çocukluğumuza koşalım. Annemin diktiği elbiseler geldi aklıma. Hani herkesin bize gıpta ile baktığı elbiselerimiz. Senin lacivert ve üzerinde şemsiye desenleri vardı. Benim bej ve üstünde kahve çiçekler… Hani Kamile teyzem ‘’elbisesi yırtılasıca’’ demişti de kaç gün ağlamıştım. Sonra birlikte geçirdiğimiz zamanlar geçiyor gözümün önünden. Ne çok seviyordun benimle vakit geçirmeyi. Her ne kadar demediysem de ben de seninle olmayı seviyordum.

Sabaha kadar otururduk balkonda. Hani parmaklarımıza bakar ve ne düşündüğümüzü bilir, kahkahayı basardık. Kızardı konu komşu gecenin bir yarısı diye. 
 
Umursamazdık yine çocukluğumuzu yapardık. Ne güzeldik değil mi, neden büyüttüler bizi? Sevmiyorum büyük oynamayı. Ne çok doluyum anılarla. Hepsi gelmek için bu geceyi seçtiler galiba. Ve yakın tarih; Ankara düşüyor aklıma ve de hastaneler… Yağmurun sesini duyuyor musun, yağmur diyorum benimle beraber. Ya sen!

Bu gece en uzun gecemiz, susmayalım biz, konuş benimle. Elimden gelse ah, ağrıyan yanlarını alırım sırtıma. Canın yanıyor ya, ölüyorum ben.
 
Sen ağlama olur mu, n’olur ağlama! Yerine ağlarım ben…
 
Balkondayım Canözüm. Şehrin ışıklarına baktım öyle. Hiç biri gerçek değildi. Bütün binalar, hareket eden şu araçlar ne çok yalancı hepsi. Bir gerçek vardı sadece; karanlık!
 
Karanlığın içine başlarını gömen insanlık!

Birbirimizi yemekten ne zaman vazgeçeriz bilmiyorum. Umut mu dedin, onu da yitirdim galiba. 
 
Hep aynı sloganı duyar gibiyim; Yaşasın kötülük!
 
Geçecek biliyorum ve yine sustuğumuz yerden güleceğiz. Birlikte güleceğiz belki. Şu gece aklımdan çıkacak mı, bu geceyi yaşatanlar silinecek mi belleğimde. Ne mümkün!  Yüreğimdeki yangın bir kıvılcıma bakacak hep.

Biliyor musun Canözüm, sustuğum için kendimden nefret edeceğim. Oysa biliyorum, ne çok ihtiyacın var bana.
 
Ağlama olur mu, n'olur ağlama. Yerine ağlarım ben.
 
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir