Zorluklardan inşa edilmiş, devşirme duyguların kanatları altında sabahlayacağım bu gece. Yine uyku ile barışık değiliz. Yalnızlığın sıcak elleri örtüyor üstümü. Kendimle başbaşa kalmanın sarhoşluğu içindeyim ve yine Farid ezgisi seslerin arasına hüzün serpiştiriyor.
Şehrin ışıkları, var olmanın ve nefes almanın şükrünü hatırlatıyor. Bir o kadar da yok olmanın ve aczin parmaklarını geçiriyor ruhuma. Meşakkatten oluşan yalancı baharın geçicililiğinden dem vuruyor. Bana kırık ezgilerden bir zincir bırakarak. Bu gece beklemeyin iyi halimden kalanımı. Bendeki bu hal, bütün hallerimle hemhaldır. Bu yüzdendir ki sözlerim feverandır.
Kızgın güneşin ardından yağmur bastırır. Ah gülüşlerim gök gürültüsüne eş. Gök delinmişçesine ne çok boşalırsınız gözlerimden. Ömrün hatıra defterine yeni bir sayfa daha kattınız kederimden. Yıllar ellerimin arasından ne çabuk gidiyorsunuz siz böyle? Hani severdiniz beni, hani büyüme çocuk derdiniz. Neden sallanan beşiğimi kaldırdınız ömrümden. Kala kaldım işte öylece. Ne büyümek ne küçülmek denir halime. Tutarsızım.
Parmaklarım bile saklanan düşlerimi açığa çıkarmaktan aciz. Özlemlerimin dokunulmazlığı var bu arada. Dokunsanız acısı bulaşır yüreğinize. Bir saklı kentin, saklı seslerinin arasında öyle biçare dolanıyor. İçli bir ezginin yalnızlığıyla mayasını tutmuş. Bihaber şimdi kendinden, kendini unutmuş.
Günü dolu dolu ve sevdikleri ile geçen bir ruhun satırlara yansıması. Beden, mutluluğu ruhuma sindiremeden aldı ellerimden. Belki dinlediğim bir hikâye, belki bir hüzünlü ezgi ve alışkanlığa dönüşen ölüm haberleri aldı götürdü beni benden. Aklımda deli sorular, yüreğimde tuzsu kalıntılar… Kevgirin üstünde kalanlar altına kaçanların akıp gitmesinden yana. Ben ise altta kalanlardan yana.
Gökyüzü bu gece bütün yıldızlarını saklamış benden. Şehrin ışıkları da olmasa kör karanlığa bırakacak yüreğimi. Yüreğimden ‘’karışık bir ben’’ bıraktım yüreğinize. İyi bakın ona, vebali boynunuza…