blank

Kalpler Taş Kesilmesin Diye

blank

MUSTAFA ORAL
Kalpler Taş Kesilmesin Diye
Taşın Kalp Kesildiği Yerdir Kâbe
 
Dünya son yıllarda Tibet’ten Zelanda’ya, Filistin’den Arakan’a kadar nefisleri Firavunlaşmış, ruhları Nemrutlaşmış, yürekleri Yezidleşmiş bahtsızların saldırılarına uğruyor. Beden binaları çöküyor, kalp Kâbeleri yıkılıyor, gönül camileri kana bulanıyor. Hiçbir değer ve kutsal tanımayan bir avuç zalimin pervasızlığı altında kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar, masumlar inim inim inliyor. Dünyanın gözü önünde İsmailler kurban ediliyor, İbrahimlerin gözyaşları yürekleri dağlıyor. Dünya kirlendikçe kirleniyor.
 
Rabbi Hz. İbrahim’den İsmail’i kurban etmesini istemişti. Onlar kurban ile teslimiyet imtihanını kazandıktan sonra kıyamete kadar bütün müminlerin rüyalarını süsleyen Kâbe’yi inşa ederler. O günden sonra Kâbe temiz gönüllerin buluşma yeri olur. İbrahim İsmail’ini tekrar kendine bağışlayan Rabbine böyle teşekkür etmiştir. Şükrünü yeterli görmemiş olmalı ki bir de İshak ile Kudüs’te mabet inşa ederler.
 
Hayatta hiçbir şey için geç değildir. Kâbe’yi inşa ederken İbrahim yüz yaşındadır. İsmail taş taşır, İbrahim duvar örer. “Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur, şüphesiz Sen hem işitir, hem bilirsin. Rabbimiz! İkimizi sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olan bir ümmet ver. Bize nasıl ibadet edeceğimizi göster, tevbemizi kabul buyur; çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan sadece Sen'sin. Rabbimiz! İçlerinden, onlara senin ayetlerini okuyan, Kitab'ı ve Hikmet'i öğreten, onları her kötülükten arıtan bir peygamber gönder. Doğrusu sen Aziz ve Hâkim’sin.”
 
Öd ağacı
 
Rivayet olur ki ‘dünya ateşten bir lokmadır’ diyen Âdem ile Havva cennette yasak meyveyi kopardıktan sonra imtihan için dünyaya gönderilir. Rabbinin azabından korkan ağaçlar Adem’i yanlarına yaklaştırmazlar. Fakat öd ağacının rikkatine dokunur, sinesini açar. Rabbi merak eder. Diğerleri kabul etmediği halde sen neden kabul ettin?, der. Rabbim, der Hz. Âdem’in alnına Habib-i Ekrem’in (sav) nurunu koydun. Cümle mahlûkata o nura saygı duymalarını buyurdun. Hz. Âdem o şanlı nur ile bana sığınınca kabul ettim.
 
Bunun üzerine Rabbi, “Ey öd ağacı,” der,  “sen ki Habibimin (sav) nuruna saygı gösterdin. Onun hürmetine seni diğer ağaçlardan üstün kıldım ve sana pek güzel koku ihsan eyledim. Ancak izinsiz şekilde Âdem’e sahip çıktığın için seni ateşle yakmakla faydalanacaklar. Onlar seni yakmadıkları müddetçe senden o güzel koku çıkmayacak…
 
Dünyaları cehenneme döndürülmüş Âdemler sığınılacak yer ararken sen bağrını açtın. Sen açtın diye seni yakıp yıkıyorlar. Olanda hayır vardır. Bu vesileyle sende kendindeki öd ağacı gibi güzel kokuların, duaların farkına vardın. Öd ağacının ayarı ateşte belli olur. İbrahim’sen öd ağacı oldun demektir.
 
Öd ağacı Kâbe’yi yakıyor
 
İbrahim’den sonra Kâbe İbrahim’in mücadele verdiği putlarla doldurulur. Yetmiş kez yıkılıp, tekrar yapılır. Efendimiz (sav) 25 yaşındayken Kâbe’de bir kadın tütsüyü tutuşturmak isterken yangın çıkar.  İbrahim’i yakmayan ateş İbrahim ruhuna aykırı şeyler yapılan Kâbe’yi yakar. Kâbe tekrar inşa edilir. Sıra Hacer’ül Esved’i gediğine koymaya gelir. Her kabile kendisi koymak isteyince iç savaş ihtimali belirir. Sonunda birisi parlak bir çözüm önerir. Gelin, Benî Şeybe kapısından bize doğru gelen ilk kişiyi hakem tayin edelim, der. Az sonra kalbini Kâbe eylemiş, adaletine güvendikleri Kalplerin Efendisi (sav) kapıda görünür. Herkes rahatlamıştır. Efendimiz (sav) Hacer’ül Esved’i bir bez parçası üzerine koyar. Ardından kabile reislerinin bezin uçlarından tutup kaldırmalarını ister. Nihayet kendisi taşı alıp gediğine koyar. Ah ki o günler çok uzakta kaldı. Kalpler Zümrüd-ü Anka’ydı, yere çalındı. Çağ hakkı ve adaleti tutup kaldıracak, kırılan kalpleri Kâbe’ye koyacak Efendisini arıyor. 
 
Kalpler taş kesilmesin diye taşın kalp kesildiği yerdir Kâbe
 
Abdullah Bin Zübeyir, cennetle müjdelenen Zübeyir Bin Avvam’ın oğludur. Yahudiler, muhacirlerin çocukları olmayacağını, soylarının tükeneceğini iddia ederek kara propaganda yaptıkları bir dönemde Abdullah ilk muhacir olarak dünyaya gelir. Kısa zamanda sahabenin gözdesi olur.  Yezid ile Hz. Hüseyin arasındaki savaşta Hüseyin’in safında yer alır. Sahabe savaşlarında müminlerin gönül Kâbeleri kırılınca Kâbe yine alev alır. Abdullah’ın gönlü razı olmaz, tekrar inşa eder. Çalışmalar sırasında Hz. İbrahim’in eşi Hacer’in kabrine rastlanır. O gün bir daha anlaşılır ki güzel bir iş yapan ardında asırlar sonra bile hatırlanacak izler bırakır.  Abdullah o günün hatırasına Kâbe’ye yüz deveyi kurban bırakır. Abdullah, Yezid’i alt etmiştir ama bu sefer ondan daha zalim birisi karşısındadır: Haccâc.  Haccâc Abdullah’ı şehit etmekle kalmaz, bir de Kâbe’de yaptırdığı bazı yerleri yıktırır.
Kalpler taş kesilmesin, diye taşın kalp kesildiği yerdir Kâbe. Ah Haccâc, taş kesilmiş kalbinle Abdullah’ın başını kestikten, kalp Kâbelerini yıktıktan sonra Kâbe’yi saray gibi yapsan ne fayda. “Bir defa kalp kırmak, Kâbe’yi alt üst etmekten daha kötüdür. Zira Kâbe’yi Hz. İbrahim inşa etmiş, gönlü ise Allah yaratmıştır.” Değil mi ki “Kalp kırmak, 70 kere Kâbe’yi yıkmaktan daha büyük günahtır.”
 
Mazlumun ahı, titretir Arş-ı A'la'yı
 
Hakkın definesi harap gönüldedir. Harap gönül Hakkın nazargâhıdır. Gönül Kâbe’sini inşa etmeye bak. Çünkü mazlumun ahı, titretir Arş-ı A'la'yı. Asırlar sonra Yunus bak ne diyor sana ve zamane Haccaclarına.
 
“Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil
Ben gelmedim davi için, benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim
 
Yunus’un şiirlerine, Mevlana’nın sözleri eşlik ediyor.
 
“Eğer senin gönlün varsa, gönül Kâbe’sini tavaf et.
Topraktan yapılmış sandığın Kâbe’nin manası gönüldür. 
Cenab-ı Hak görünen ve bilinen suret Kâbe’sini tavaf etmeyi, kirliliklerden temizlenmiş gönül Kabe’si elde edesin diye sana farz kılmıştır. 
Şunu iyi bil ki; sen Allah evi olan bir gönlü incitip kırarsan, yaya olarak bin defa Kâbe’ye gitsen de Allah bu ziyaretini kabul etmez. 
Sen varını yoğunu, malını mülkünü ver de, bir gönül al. Al da, o gönül mezarda, o kapkara gecede sana ışık versin, nur versin!
Mekke'deki Kâbe’yi ziyaretten önce çevrendeki gönül Kâbelerini hoşnut et ve bir ahhh alma.
Dünyada haksız yere aldığın veya alacağın ahın altında ezilir kalırsın ve hem dünyanı hem de ahiretini virane edersin…”
 
Kalb Kâbeleri işgal ediliyor
 
Bilirim senin de kalp Kâbe’n zamane Haccacları, Yezidleri ve vefasız dostlar tarafından yıkılmıştır. Üzülme, İsmailler yanında olduktan sonra yine yaparsın. Öyle bir çağdan geçiyoruz ki kalp Kâbelerini putlar basmış. Midesine kul olanın sofra, cebinde pul olanın banka Kâbe’si olmuş. Kalp Kâbeleri işgal ediliyor, Ebabillere sefer kâğıdı çıkarmanın vakti geldi de geçiyor.
 
Bil ki sarayda gözü olanın Kâbe’de gönlü olmaz. Kimi Kâbe’yi tavaf eder, kimini Kâbe tavaf eder. Kimi Kâbe’ye gider, kiminin Kâbe peşinden gider. Kimi yüreğini Kâbe’ye koyar, kimi Kâbe’yi yüreğine koyar. Yürüyen Kâbe olmak, duran Kâbe olmaktan iyidir. Taş Kâbe olmaktansa kalbinin Kâbe olması yeğdir.
 
Yüreğini Kâbe aşkıyla dolduran Hasan Feyzi Yüreğil “Her zerrenin  Kâbe’sidir kalbi” diye inler:
 
Yine göç var diye Mecnuna haber verme sakın!
Yine matem, yine zâri, yine efgan olacak.
Açılan ol gül-ü tevhid, sararıp solsa gerek,
Kapanıp Kâbe-i irfan, yine viran olacak…
 
Sabret, sıkıntılar bitecek, güzel günleri gelecek, sen kalp Kâbeleri inşa etmeye devam et. Varsın defalarca yakılsın, yıkılsın. Kâbe kalbe benzer. Namazda herkes birbirinin kalbine döner. Binlerce yıldır milyarlarca insan Kâbe’ye yönelerek namaza duruyor. Kalbini Kâbe gibi temiz tut. Sen kalbini Kâbe kıldın da dostluk namazına durmayan mı oldu.  
 
İbrahim Peygamber mağarada, zindanda, hicrette kalmasaydı, ateşler içinde yanmayı göze almasaydı Kâbe’yi inşa edebilir miydi?  Asırlardır milyarlarca insan ona namazda selam gönderir miydi? Sen ateşler içinde kalmasaydın bu kadar insan senin için dua eder miydi? Kalp Kâbe’n bu kadar nezih olur muydu?
 
İbrahim (as) varlığını Rabbine adayan tek başına bir ümmetti. Nemrut’un zulmünden dolayı babası tarafından korunmak için götürüldüğü mağarada dünyaya merhaba diyen, ardından hapse mahkûm edilen, susturulamayınca ateşe atılan, bu da yetmeyince hicrete mecbur edilen, arkasından eşi ve evladından uzakta yaşama ve evladını Allah’a kurban etmekle imtihan edilen müstesna insandı. Sabrının karşılığımı aldı,  Kâbe’yi inşa etti. Sen İbrahim olmayagör, bak Rabbin ne güzellikler verecek. Dost istersen Allah, ibret istersen İbrahim (as)  yetecek. Kalplerde Kâbeler inşa edilecek…
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir