blank

Kaybetmek Güzeldir Kaybetmekten Korkma!

blank

MUSTAFA ORAL
Kaybetmek Güzeldir Kaybetmekten Korkma!
 
Varlık yokluktan daha ağır imtihandır. Yoksul kaybetmekten korkmaz. Ancak varlıklılar yokluktan korkar. Son yıllarda dünyalığımızı kaybetme korkusuyla, bir avuç toprak için, üç günlük dünya hevesine o kadar çok değerimizi, sevenimizi yitirdik ki. Kendimizi kurtarmak adına o kadar çok meşru olmayan yollara girdik ki.
 
Kaybetmek acıdır. Yenilgiyi kabullenmek zordur. Dünya sürprizler dolu bir oyundur. Yenmek de var yenilmek de. Ne var ki hedefimiz hep galibiyet oluyor. Yenilgiyi hazmedemiyoruz. Oysa kaybetmek sanıldığı kadar acı değildir, hatta güzeldir bile. Bazen kazanırken kaybedersin, bazen de kaybederken kazanırsın. Dünyayı kazanır, ahireti kaybedersin.
 
Kaybederken neler kazandığını bilseydin hep kaybetmek isterdin. Kazanırken neler kaybettiğini bilseydin hiç kazanmak istemezdin. Rabbinin katında sinek kanadı kadar kıymeti olmayan, incir çekirdeğini bile doldurmayan dünya için ahireti kaybetmeyi göze alamazdın.
 
Bazen birileri sinsi bir oyun oynar; aşını, işini, eşini, dostunu, dünyalığını kaybedersin. Ama öyle insanlar, öyle güzel hâller kazanırsın ki bunları kazanacağını, Rabbin katında onlardan daha iyi makamda olacağını bilselerdi kıskançlıklarından çatlarlar, aldıklarını fazlasıyla vermeye çalışırlardı.
 
Mazlumca ölmek zalimce yaşamaktan güzeldir. Kazanan zalim olmaktansa kaybeden mazlum olmak yeğdir. Varsın dünya onların, ahiret bizim olsun. Varsın biz geda olalım, onlar sultan olsun. Yeter ki Rabbimizin katında sultan olalım.  Bil ki dünyayı başkasına cennet yapan ahirette sultan olur, cennette yaşar. Cehennem yapan ahirette geda olur, yaktığı ateşte yanar. 
 
Anne çocuğunu oyalamak için önüne balonlar koyar. Renkli balonlar çocuğun gözünü boyar, başka bir şey görmez. Gün gelir balonlar patlar, etrafındaki mücevherlere değişilmez eşyalar ortaya çıkar.  Dünyalılar önüne handan, hamamdan, makamdan, mevkiden, servetten, saltanattan, köşkten, saraydan balonlar; Rabbin cenneti satın aldıran elmaslar, mücevherler koyuyor. Balonlar patlayınca, oyuncağın elinden alınınca ağlamaya başlıyorsun. Allah balonları alıyor, kendini veriyor, görmüyorsun. Görmüyor musun, aşkta kaybeden sevgililer sevgilisi Rabbini buluyor. 
 
Kaybedenler Kulübü
 
Ahiret dünyanın rövanşıdır. Peygamberler, sahabeler, Allah dostları dünyayı yendiler ama dünyalılara yenildiler.  Nuh suya, Yusuf kuyuya, İbrahim ateşe galip geldi. Değil mi ki su da, kuyu da, ateş de Rabbinin emriyle hareket ederdi. 
 
Nuh (as) dünyalılarla girdiği mücadeleyi kaybetmişti. Bir avuç hasbi müminle küçük dünyasını gemiye sığdırmış, dünyaya sırtını dönüp uzaklara, tertemiz dünyalara açılmıştı. Rabbinin huzur dolu limanına sığınmış, mağlubiyetini itiraf etmiş, “Rabbim ben artık mağlup oldum. Şimdi gel ve bana yardım et.” diyerek inlemişti.
 
Yusuf (as) kendisine âşık olan Züleyha’nın iftirasına maruz kalmış, Züleyha’nın Sultan eşine mağlup olmuş, zindana düşmüştü. Buna rağmen sabırla şükretmiş, gün gelmiş saraya sultan, Züleyha’ya eş olmuştu. Demek ki saraya giden yol kuyudan ve zindandan geçiyor.
 
İbrahim (as) Nemrut’un harını söndürmek istemiş ama başaramamış, ateşlere atılmıştı, İman ve teslimiyetiyle kızıl kıyamet ateşi gül bahçesine çevirmişti.
 
Medine, Mekke’nin rövanşıdır. Mekke’de kaybedenler Medine’de kazanmışlar, daha sonra Mekke’yi de fethetmişlerdi. Efendimiz (asv) kazanmış olanlarda rastlanan rövanşistliğe, gurur, kibir ve zulme girmemişti. Evine el koyan Hz. Ali’nin kardeşi Akil’in yaptıklarına üzülmüş ama geri alma gereği de duymamıştı. Ebedi yurdun yolunun Medine’den geçtiğini hissetmiş, Medine’ye dönmüş, orada vefat etmişti. Görüyorsun ya Peygamber bile olsan doğduğun yerde vefat edemeyebiliyorsun, sen neyin peşinden koşuyorsun.
 
Dünya sırtına yüklenmiş yük. Yeri gelince üzerinden alınıyor. Alana teşekkür, aldırana şükür etmek gerek.
 
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Yezid’e mağlup olmuşlardı. Dünyada kaybetseler de ahirette ezici üstünlük sağladılar. Dünya sultanlığını yitirdiler ama ahiret sultanlığını kazandılar.
 
Onlar velilere sultan olurken Yezidler, Haccaclar azgın topluluklara vali oldular. Kazansalardı belki Yezid’in, Haccac’ın yaptıklarını yapacaklardı.
 
Bu gün kimse Yezid ile anılmak istemiyor, Hasan ve Hüseyin deyince yürekler yerinden çıkacak gibi oluyor. Sen de kazanan taraf olsaydın kazananların yaptığı yanlışları yapacak, istemediğin şeylere imza atacak, gerçek sevenlerini kaybedecek, yalancı, ikiyüzlü insanlarla uğraşmak zorunda kalacaktın.
 
Dünyadan bakılınca birçok Allah dostu zamanın sultanlarına, sultandan çok sultancı kesilenlere mağlup oldular. Ateşler içinde ömür geçirdiler. Sürgün edildiler, zindanlara düştüler, nihayet idam edildiler.
 
Zamanın Bediisi dünyaya tutunmamıştı. Evi, eşi, evladı olmamıştı. Sürgünler, hapisler, ölüm tehditleri, suikastlar, açlıklar, türlü zorluklar üzre çileli bir hayat yaşamıştı. Süslü balon dünyanın karşısına elmas kıymetinde kitaplarla çıkmış, onu her şeyi bilmiş, telifi biter bitmez, kazanan taraf olduğu ilanını duymadan dünyadan ayrılmak istemişti. Dünyada kazanan taraf olmanın insanı sarhoş eden hazzını yaşamak istememişti. Öyle ki kabrinin bile bilinmesini istememişti.
 
Kundağın da, kefenin de cebi yok
 
Hemen herkesin bir zaafı vardır. Kimisi mala, kimisi makama, kimisi öteki cinse karşı zayıftır.  Zaaf gün gelir imtihan olur. İnsanı en zayıf yerinden vurur. Her an kaybetme korkusuyla yaşar. Zaafla mücadele zordur.
 
Kaybetmeyi kabullenmek zorun zorudur. En zoru da aşkta kaybetmektir. Zira aşka kaybetmek benzemez başka şeyleri kaybetmeye. Bir faniye baki duygularla gönül bağladıktan sonra terk edilmek hatta ihanete uğramak kadar acısı var mıdır? Malı kaybedersin, devran döner fazlasıyla kazanırsın. Makamı kaybedersin daha üstüyle ödüllendirilirsin. Üste çıktıktan sonra kimsenin eskisinde gözü olmaz. Ama aşk öyle değildir işte. Birine gönülde kaybettikten sonra bir daha başkasını gönlüne alamazsın. Başka birinin gönlünü kazanmaya çalışamazsın.
 
Makam da, mevki de, sevgili de bir yere kadar. Doğarken ne getirdin ki elinden çıkınca üzülüyorsun. Kundağın da, kefenin de cebi yok. Dünya kimseye kalmıyor. Kalbinden ve Rabbinden başka kimse sığınılmayı hak etmiyor.
 
Hastalık mikroba yenilmektir. Musibet insan suretine girmiş mikroplara yenilmektir. Zamanın Bediisi  hastalara, musibetzedelere acımak yerine hastalığı sağlık, musibeti nimet bilir.
 
Öğrencisi Hulusi’nin kalbi bir ara bir parça dünyaya meyleder. Alkış tufanıyla  kendinden geçer. Kısa süre sonra alkışlar kesilir, hüzün eski bir dost gibi çıkagelir. Üstad acısını hisseder. “Dünyaca bazı müşkilatına” dostu hesabına bir parça müteessir olur.  “Fakat madem dünya bâki değil ve musibetlerinde bir nevi hayır vardır; senin bedeline "Yâ Hû bu da geçer" kalbime geldi… Senin yerine teselli buldum. Cenâb-ı Hak bir abdini (kulunu) severse, dünyayı ona küstürür, çirkin gösterir. İnşaallah sen de o sevgililerin sınıfındansın.”
 
Bedii Kaybedenler Kulübünün gönüllü üyesidir. Senin, benim, bütün kaybedenlerin yerine teselliyi bulmuş. “Madem öyledir; hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma! Dünyayı yutan büyük letaiflerini onda batırma.”
 
Dünyada kaybetmek güzeldir!
 
Kaybetmekten korkma!
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir