blank

Kalbe Yazılan Unutulmaz

MUSTAFA ORAL Kalbe Yazılan Unutulmaz

MUSTAFA ORAL
Kalbe Yazılan Unutulmaz
 
Bir Sahabenin Kabrinde Oturup Ağladım
 
Ölümü bilmeyen hayatı da bilemez. Ölülerin diline eremeyen dirilerle geçinemez.  Ölümün dilini bilenlere keşfelkubur denir. Erenliğe ilk adım kabrin dilini öğrenmekle atılır.
 
Ulular hayatın da ölümün de kıymetini bilirdi. Sırlarını çözmek için sık sık kabristana giderdi. 
 
Efendimiz (s.a.v.) böyleydi. Her Cuma kendisi için hayatlarını feda eden Uhud şehitlerini ziyaret eder, hatıraları tazelerdi.
 
Hz. Ali, Efendimizin (s.a.v.) kafasındaydı. Peygamberimiz ve sahabeler hayattan çekilince onun için hayat çekilmez olmuştu. Dost sineler arıyordu. Canlıda bulamayınca ölülere sığınıyor, kendini kabristana vuruyordu. Niye böyle yapıyorsun, denilince ‘Ne söylersem dinliyorlar. Arkamdan da konuşmuyorlar’ diyordu.
 
Zamanın Bediisi de dedesi Hz. Ali’ye çekmişti. Aynı dertten mustaripti. Merdümgiriz dediği yalnızlık hastalığına tutulmuştu. Ölmeden önce ölmenin sırrına ermişti. Yaşayanlardan çok ölülerle ilgiliydi. Herkes yaşayanlardan medet umarken o bir ölüye, Geylani’ye gönül vermişti. Bunun için kabirler uğrak yerleriydi.
 
Kabirdekilerle otura kalka dillerini öğrenmişti. Çocukluktan gençliğe evrildiği dönemde uzun süre Kubbe-i Hasiye türbesini menzil edinmişti. Kendisi mevtaları evleri olan kabirlerinde, onlar da onu tahta kulübeciğinde ziyaret ederdi. Asırlar önce dünyaya boncuk kadar değer vermeyen ama nedense minnacık boncuktan da vazgeçemeyen, boncuğu ipe dizerken vefat eden kadınla Van Kabristanında karşılaşmış, haline çok şaşırmıştı.
 
Son yıllarda sahabe ve Zamanın Bediisinin ruhu hayatımızdan çekildi. Daha celaliyiz, daha çok kırıyoruz, kırılıyoruz.
 
İnsandan dünyaya bir kabir kalıyor
 
Bunlardan rahatsız olduğumdan mıdır ben de bazen Ulular gibi içime çekiliyorum. Kabristana gidiyor, ölüm sessizliğinde hayatı sorguluyorum. Hayatım sinema perdesi oluyor, gözlerimin önünden geçiyor. Ekranda görünüp, kaybolan o kadar çok yüz var ki. Kabir perdeyi çekince aynaların hükmü kalmıyor. Oyun bitiyor, sahne kapanıyor. İnsandan dünyaya bir kabir kalıyor.
 
Geçmiş devasa kabir. Bedenim kabir taşı oluyor, kalbim hatıralarla karınca gibi üzerinde geziyor. Kabir taşını kalple hayatlandırmak gerekiyor. Bazıları ölmeden önce ölüyor, kabir taşını başında taşıyor. Öyle güzel yaşıyorlar ki kalplerini kabir taşı yapasım geliyor.
 
Ben şimdi böyle ruhların mesken tuttuğu Denizli (İlbadi) Kabristanındayım. Burada Uhud şehidi yok ama ihtimal ki onlarla aynı sofraya oturmuş bir sahabe ailesi var. Onlar sahabe ruhunu bırakarak hayatımızdan çekildi. Mirasları asırlarca hayat verdi.
 
İlbadi’nin tarihi çok eskilere gidiyor. Sahabe, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminden bedenlere ev sahipliği yapıyor. Döneme ve vefat edenin kimlik ve kişiliğine göre yapılmış kabir taşları manzarayı süslüyor.
 
1944 yılında Zamanın Bediisi dokuz ay Denizli hapsinde kalır. Bazen kan, bazen de toprak çeker. Bir gün toprağın canı Zamanın Bediisi çeker. Dünya ondan hevesini aldı, sıra bende, der.
 
Zamanın Bediisi toprağa düştü düşecekken Hafız Ali devreye girer. Değil mi ki onun kanı da canı da Bediüzzaman çeker. Pirimin daha yapacak çok şeyi var; onu alma, beni al, der. 
 
Toprak gönülsüzce teklifi kabul eder, Hafız, Piri yerine şehiden vefat eder, İlbadi Kabristanını süsler.
 
Üstadın kalbinde, Hafız’ın kabrinde
 
Pirin talebeleri asrın Uhud Sahabeleridir. Zamanın Bediisi vefalı adamdır. Hapisten çıkar çıkmaz ayağının tozu, kalbinin duasıyla Mehmet Feyzi, Selahattin Çelebi, Çaycı Emin ve Emin Uzun ile kendisi için hayatını feda eden Hafız’ın kabrine koşar. Kur’an’lar okur, hazin hazin dualar eder. Gözyaşları içinde kabir tahtasına kalbini yazar.
 
Şehid-i merhum Hafız Ali rahmetullahi aleyhi ebeden daimen…
 
Elini semaya kaldırır.
 
-Bu şehid bir yıldızdır…
 
O anda talebeleri gayr-i ihtiyarî başlarını kaldırdıklarında gökyüzünde ışıl ışıl bir yıldızın parladığını görürler.
 
Ayaklanır. Hafızın sahabe ruhundaki izlerini takip ederek kabristanın derinliklerine dalar.  İkiyüz metre kadar ilerledikten sonra durur. Yanındakilere seslenir.
 
-Burası sahabe kabridir…
 
Evet, orada Sahabe efendimiz eşi ve iki evladıyla yan yana yatmaktadır. İlginçtir ki o güne kadar burada bir sahabenin varlığından kimsenin haberi yoktur.
 
Hasan Feyzi’nin kabrinde şiirler okunur
 
Hz. Pir yaklaşık iki ay Denizli’de kalır. Her gün onlarca insan ziyaret ettiğinden Hafızın yanına pek gelemez. Fakat Emirdağ’a sürgün edilmeden bir gün önce son defa uğrar. Bu sefer yanında Denizli’nin yanık şairi, istikbalin Hafız Ali’si Hasan Feyzi de vardır. Hafızın yanından ayrıldıktan sonra Sahabe kabrine doğru yürür. Bir fıstık ağacının altında soluklanır. Dualara durur. Hasan Feyzi işte benim kabrim burası olmalı, diye içinden geçirir.
 
Hazreti Ebubekir’in (ra) Efendimizden (sav) ayrı kalamama hastalığı vardır. Ayrılığa ancak iki yıl dayanır; sonunda sevdanın demir kapısına, kabrin eşiğine dayanır. Asırlar sonra Zamanın Bediisi Denizli’ye Efendimizin (s.a.v.) ruhunu getirir. Hz. Ebubekir’in tatlı hastalığı Feyzi’ye de bulaşır, Denizli Ebubekir’i olur.  
 
Feyzi’nin kanı Hz. Piri çeker. Hasretinden kıvranır. Onbeş günde bir rüyalarına Efendimiz (s.a.v.) kadem bassa da gelene geçene ağlaya ağlaya O’nu (s.a.v.) ve Hz. Piri anlatsa da Hz. Pir gittikten sonra dünya Hasan’a zindan olur. Çekilip nuru hidayet yine zindan olacak, diye diye hasret yüklü şiirler yazar.
 
Bir gün toprağın Hz. Piri canını çektiğini hisseder. Menkıbelerini anlata anlata bitiremediği Hafız Ali’ye özenir. Toprağa seslenir.
 
-Onun yerine beni al.
 
Toprak mahzun, kabul eder. Hafızdan sonra Hasan da İlbadi toprağına düşer. Su çatlağını bulur. Meleklerin coşkun alkışları altında Hz. Pirin dualara durduğu, Sahabe efendimizle Hafız arasındaki o yere uzanır.
 
Şen olasın İlbadi!
 
Barla Kabristanını yakalamaya az kaldı! 
 
Kabre yazılan unutulur da
Kalbe yazılan unutulmaz
 
Son aylarda sık sık kabristana gidiyorum. Hafız ve Feyzi’ye uğradıktan sonra sahabe kabrinde demirliyorum.
 
Sahabenin Denizli’ye niçin ve ne zaman geldiği tam bilinmiyor. Denizli üç kez kaybedildikten sonra İslam beldesi olmuş.  Belki fetihlerden birine katılmış olabilir. Sahabe savaşları çıkınca fitneden uzaklaşıp İslam’ı yaymak için buraya gelmiş de olabilir. Her ne olursa olsun bu şehri ruhuyla diriltmiş, hayat vermiş. Bugün dünyanın birçok yerinden ziyaretçileri var. Ne yazık ki Denizlilerin çoğu böyle birinin varlığından habersiz şekilde uçsuz bucaksız uykularda uyuyor. 
 
Buraya gelince dilim çözülüyor, onunla dertleşiyorum. Bazen nefsimin oyununa geliyor, kendimi kral ilan ediyorum. 
 
-Kıymetim bilinmiyor, uyarılarım dikkate alınmıyor, kalpler kırılıyor, kardeşkanı akıyor, insanlar bir lokma ekmeğe muhtaç halde hayata tutunmaya çalışıyor, dünyanın dört bir yanında çocuklar, kadınlar, ihtiyarlar, masumlar Hafız Alilerin zindanların daha ağır manevi zindanlara konuluyor, kimse umursamıyor, koca şehir, koca dünya susuyor…
 
O zaman kabir dile geliyor.
 
-Ben fitnelerin çoğaldığı, suların bulandığı, kardeşkanının akmaya yüz tuttuğu bir zamanda kirlenmekten korktum. Nam-ı Celili Muhammediyi (s.a.v.) yaymak için buraya geldim. Efendimizin (s.a.v.) Mekke’deki yalnızlığını burada yaşadım. İnsanların ne söylediklerine ne düşündüklerine takılmadan Rabbimi anlattım.
 
Biliyordum ki ben tohum olursam bir gün yeşereceğim. Bu nesil unutsa da toprak unutmayacak. Bir gün sahabe ruhuna layık birileri gelecek, beni topraktan çıkaracak. Bizim gibi yaşamaya çalışan Hafız’ın kabir taşına adını kazıdığı gibi bizim sevgimizi de kalplere yazacak.
 
Üzülme, attığın tohumlar yeşerecek. Bugün olmasa da bir gün herkes seni anlayacak. Zamanın Bediisi gibi birisi imdada yetişecek. Kabir taşına kalbiyle ‘ben senden razı oldum’ yazacak.
 
Unutma, kabre yazılan unutulur da kalbe yazılan unutulmaz. Kalbe yazılan da kabre yazılan da seni anlayacak nesiller yetiştirecek. Kabrime dua için gelindiği gibi seninkine de gelinecek.
 
Bazen kazanırsın, bazen kaybedersin.
 
Asıl olan son kazanan olmaktır.
 
Bu şehir üç kez kaybedildikten sonra fethedildi.
 
Geçmişi üç yenilgiye say, dördüncü fethe hazırlan.
 
Ümitvar ol, şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada bizim olacaktır.
 
Kalbe Yazılan Unutulmaz

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir