SELAHATTİN YILDIZ
Nietzsche'nin Üstinsanı ve İnsan-ı Kâmil
Nietzsche fikir çilesi çeken ve bunun bedelini akıl ve ruh sağlığını kaybederek hayata veda eden ender insanlardan birisidir. Her şeyin çıkış sebebini ihtiraslı bir sorgulamaya tabi tutmuş kimine cevap bulmuş kiminde ise belirsizlik içinde kalmıştır.
"Tanrı öldüğünde" dediğinde aslında Nietzsche insanların yaratmış olup inandığı tanrıdan bahsetmektedir. Helvadan putlar değilse de insanlık sonrasında biraz daha gelişip onların yerine tanrıyı model alarak yeni tanrılar icat etmeleridir. İşte Nietzsche'nin öldü dediği tanrı odur. Yani Hristiyanlığın icat ettiği tanrı.
Bunu sadece Nietzsche düşüncesine bir örnek olsun diye verdim. Şimdi gelelim "üstinsan" modeline. Nietzsche, toplumun ön yargılarının dışına çıkarak önceden kabul edilmiş doğruları kabul etmeyen ve dini bir dayanağa bağlanmadan kişinin kendi yolunu bulmasıyla kendini ulaştırdığı mertebesine. Yani Üstinsana.
Yukarıda yaptığım kısacık açıklamanın devamında Jack London'ın kendi hayatından da kesitler alarak yazdığı yarı otobiyografik romanı olan Martin Elden kişiliğiyle izah etmek istiyorum. Öncelikle Jack London'ın Nietzsche felsefesine olan yakınlığının bilinmesini isterim. Ancak daha sonra bu fikre sanki meydan okur gibi Martin Eden karakteriyle karşı cevap verir.
Martin Eden yani roman karakteri alt sınıftan gelen bir kişidir. Daha önce dünyanın birçok yerini gemilerde çalışması nedeniyle tanır. O yolculuktan geri döndüğü bir dönemde tesadüf sonucu tanıştığı elit tabakadaki bir kıza âşık olmasıyla başlayan ve o sınıfa girmeye çalışan çabasını anlatır. Bir kütüphaneye gider ve önüne ne gelirse okur. Zekidir, hırslıdır ve istediğini elde etmek için bütün gayretini sarfeder. Sonunda yazmaya başlar ve ünlü bir yazar olmak ister. Uzun süren denemeleri sonunda yazdıklarını dergilere gönderir. Dergiler Martin Eden'e hep olumsuz dönüş yapar. Bu sırada açlık ve yoksulluk içinde kıvranır.
Günün sonunda ünlü bir yazar olur ve büyük bir servete ulaşır. Ünlü olmadan önce sağlam bir işe girmesi gerektiğini bütün çevresi söyler. Hatta onu aşağılarlar. Sevgilisi onu bırakır. O ise herkesin ondan ümidini kestiği sırada üne kavuşur. Bu defa herkes ona yaklaşmaya çalışır. Ancak Martin Eden ne kendi sınıfına geri dönebilir ne de elit tabakaya katılmak ister. Aç günlerinde kendini görmezden gelen insanların üne kavuştuktan sonra ona ilgi duymasından dolayı çok rahatsız olur. Çünkü insanlar onun kişiliğine değil kavuşmuş olduğu üne rağbet eder. Sonunda Martin Eden intihar eder ve yaşamına son verir.
Nietzsche insanın cesaretli yaşamasını ve risk almasını söyler. Ancak bu cesaret riskli bir yaşam sürmekten ziyade konfor alanından çıkma cesaretini göstermesidir. Martin Eden işte konfor alanını terk ederek o dereceye ulaşır. Ulaşılan derece ünlü olmak değildir. Hayatın gerçekliğini farkedip kendini bir üst sınıfa ulaştırmasıdır. O sınıfta elitlerin, zenginlerin yeri yoktur. Orası nevi şahsına münhasır bir alandır.
Jack London bunu farkettiğinde yaşamın bir anlamının kalmadığını, insanlarla iletişimin kesildiğinin sonucuna varır. İşte burada o çok sevdiği Nietzsche'ye karşı Martin Eden karakterini "üstinsan" kimliğine sokar ve sonunda öldürür.
Nietzsche'nin üstinsan modelinde hep iyi insanlar değil kötü insanlar da vardır. Mesela Hitler bir Nietzsche hayranıdır. O da üstün ırk peşine düşer ve ikinci dünya savaşında yaşanılanlar ortaya çıkar.
İslam geleneğindeki "üstinsan" sınıfının kişisi "insan-ı kâmil" dir. Kâmil insan toplumun alt üst ilişkisi içinden sıyrılıp kendisine kazandırdığı bir derecedir. Burada hor görme ve aşağılama yoktur. Üstte duran ancak üstten bakmayandır. Onda farkında olmak ve mertebe almak vardır. Kâmil insan hakikat penceresinden bakabilen ve toplumdan farklı bir basirete sahip olandır. Onu oraya taşıyan ilahi yolun öğretileridir. Kâmil insanın sonu ahiret inancına sahip olmasıyla birlikte elde edeceği mükafattır.
Nietzsche'nin üstinsanı zihnini geliştirir, farkındalığını artırır ancak hayata ve sonuna gerçek bir anlam veremediği için sonu intihar ya da buhranla sonuçlanır. İnsan-ı kâmil ise her şeyin varlık sebebini Allah'a bağlayarak kendi makamında sessizce bekleyip ebedi istirahate yönelir.
Nietzsche gibi maksadı inkâr olmayıp ancak hakikati de bulamayıp dünyadan giden insanlara hep üzülmüşümdür. Neticede o Tanrı'yla savaşmadı. O insanların yarattığı tanrıyla savaştı. Elbette bir tanrı inancı yoktu ama, Tanrı'nın evreninde Tanrı'ya rağmen Tanrısız bir dünyada yaşadığını zannetti.
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
