blank

Zıtların Çekim Gücü

SELAHATTİN YILDIZ Zıtların Çekim Gücü

SELAHATTİN YILDIZ
Zıtların Çekim Gücü
 
Aşk ve mantık aynı düzlemde durmuyor. Dünyanın genel sistemini çözmeye çalışan felsefeciler aşkı fazla tartışmadı. Sadece beynin içindeki kara deliklerde gezinip durdu. Çünkü aşkın burnunu soktuğu her alan motivasyonu bozar.
 
Kim olduğunuz önemli değil. İsterseniz dünyanın en önemli işini yapın gelip orada bile çat diye karşınıza çıkar. Sizi bir duyguya sürükler ve kararları size bilinç altındaki odalarda gizlenen komutlarla verir. Karar kendini vermiştir aslında ama onu sizin verdiğinizi sandırır. Bilinçaltı biraz üçkağıtçı çalışır. Yapacak bir şey yok onun yöntemi de böyle.
 
Eş seçiminde insan kendinde olmayanı karşısındakinde arar. Karşısındakinde aradığını bulursa bir yakınlaşma kurmaya çalışır. Bu en çok birini seçerken belirgin hale gelir. Sizin eksik yanlarınızı bilinçaltı bilir ve ona göre yönlendirir. Bizim toplumumuzdaki eski geleneklerde kişilerin rızası alınmadan yapılan evlilikler hariç, aşk ve görücü usulü evliliklerde zıtların yaklaştığını görebiliyoruz.
 
Her ne kadar felsefeciler pek ilgilenmemiş desek de Schopenhauer bu konuyla biraz ilgilenmiş. Yani insanın neden o kişiye aşık olduğunu sorgulamış. Başkası değil de neden o. Schopenhauer bu konuda araştırmalar yapar ve der ki; “eksikleri olan kişiler o eksiği çocuğunda istemediği için aynı hatalara sahip olmayan bir eşi bilinçaltında ister. Belki istediği çocuk dünyaya gelir ama mutlu olamaz.” Mutlu olamaz kısmında düğümlenme var. O halde burada biraz duygusal emeğin etkisel faktörü ortaya çıkıyor.
 
Ya da birini seversiniz ama onun sizi sevmediğini zannedersiniz. Hayır öyle değil. O kişi siz sevilmeyecek kişi olduğunuz için değil, idealindeki çocuğa sizinle sahip olamayacağını bilinç altında düşündüğü için. Bu nedenle evliliklerin çoğu mantık evliliğidir. Siz aşk sanırsınız ama aşk denilen şey istediğiniz özellikte bir çocuğa sahibi olmakta gizlenir.
 
Peki neden aşkla meşk eden, dünya bir yana sen bir yana diyen bu iki kişi yolun bir yerinde ayrılır. Çünkü başlarda tahammül sınırı çok esnektir. Eksiklerini tamamladığı kişiyle bir yol yürünecekse elbette bazı kusurlar görmezden gelinebilir. Demiştik ya insan kendinde eksik gördüğünü çocuğunda görmek istemez ve bu nedenle o eksikleri kapatacak özellikte bir eş ister. Çocuklar olup biraz süre geçtikten sonra o tahammül sınırları biraz sertleşmeye başlar. İlkel benlik artık aradığını bulmuştur. Bu nedenle de tahammül etmek için önemli bir neden kalmaz. Peki devam eden evliliklerin sebebi nedir? Saygı, sevgi, hoşgörü, olgunlaşmış bir ruh ve değer bilme kavramlarını içselleştirmek.
 
Bundan hareket ederek eşinizi bilinç altında sevdiğiniz nedenlere bir daha ulaşmaya çalışın. Bu hayatta kimse mükemmel değil. Mükemmel olduğunu düşündüğümüz insanların öyle zaafları vardır ki, bunu bilsek onlara olan saygımız dahi azala bilir. Herkesin birbirini tamamladığı yanları vardır. Eşlerinize bu gözle bakın ve eksiklerinizi, onların fazlalıklarıyla keşfedin. Tıpkı o iki ruhun birbirini tamamlayarak dünyaya getirdiği mükemmel çocuklar gibi.
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir