Necati Sarıca’ya Mektuplar 2

SELAHATTİN YILDIZ
Necati Sarıca’ya Mektuplar 2
 
Merhaba Üstadım. Mektubunuzda “kalbiyle düşünmek” demişsiniz. Ne güzel bir ifade. Kalbiyle düşünmenin insanlığa katacağı değerin fazlasıyla kaybettiğimiz insanlığımızı bize hatırlatacağını inanıyorum. Nefislerin kölesi olmuş bu dünyanın, güç için neler yapabildiğini bu günlerde daha iyi görebiliyoruz.
 
Kalbiyle düşünenler umarım kalp haydutlarının katline uğramaz. Onu kan pompalayan et parçası dışında kullanmayanlar atmosferimizi yeterince tehdit altına almışken, sizin gibi cesaret göstererek kalp keşfine çıkanların sayısı umarım çoğalır.
 
Dücane Cündioğlu’nun “Hakikatten yana olacaksan, yalnız kalmayı göze alacaksın” bakışıyla yaşamak, taraf olmuş süvari atlarının toynakları altında ezilmeyi peşinen kabul etmek demektir. Hakikat arayıcıları tarafsızdır ve bertaraf edilmeyi bir onur rozeti olarak kılcal damarlarında taşırlar.
 
Hakikatin öyle bir yanı vardır ki, ne kendini gösterir, ne de unutturur. Peki, iğneyle kuyu kazar gibi peşine düştüğümüz gizli hazinelerden daha kıymetli olan hakikat nedir?
 
Sevgili üstadım, Musa ile Hızır’ın yolculuğunda Musa realiteden, Hızır ise hakikatten yanadır. Realite günü ve şartları kurtarır, hakikat ise geleceğe matuftur. Günümüzde doğruların yanlışlara karıştığı kargaşa içinde bunu elekten geçirmeye bizim gücümüz yeter mi bilmiyorum. Kalbiyle düşünen insanlar hakikate ne kadar yaklaşabilir. Kalbin hakikate gücü yetmesi için, zekânın her gün ağırlık kaldıran sporcu gibi düşünce dambıllarıyla kuvvetlendirilmiş olması gerekir.
 
Tanrı insanı yarattı ve sonrasında yaşamda karşılaşacağı şeylere karşı kararları insanın iradesine bıraktı. Doğrular ve yanlışlar ilahi kitaplarda hep anlatılageldi. Tarihten aldığımız bilgilere göre Tanrı peygamberlerine ve iyi insanlara melekeleriyle destek oldu. Tanrı doğru ve zayıf olanın yanındadır bilgisini öğrendik. Peki, bugün binlerce insan zalimin zulmü altında kalırken neden melekler inmiyor yeryüzüne. Tanrı’yı mı, melekleri mi küstürdük. Kalbimizin zekatını vermeyerek zekasını mı kaybettik?
 
Kötülerin hüküm sürdüğü bu dünyada iyilerin yaptığı iyilikler ve gayretler nedense hep sonuçsuz kalıyor. Her iyiliğin ve kötülüğün karşılığı olduğunu ilahi kitaplar bize müjdeliyor. Bundan şüphe etmek imanımızı zedeler. Ki ben bu soruları sorarken Yaradan’ımı sorguluyorum diye çok korkuyorum. Bana bu soruları aklım mı sorduruyor, yoksa şeytan mı kulağıma fısıldıyor. “Hiç düşünmez misiniz, hiç akletmez misiniz” uyarısı kitapta çoğu yerde karşımıza çıkıyor. Bazen sorduğum sorularla saf inanışları zedeleyeceğim diye o kadar çok korkuyorum ki, Allah ile aram açılacak diye endişe ediyorum. Bu soruları sormazsam realiteye teslim olup, hakikati ötelemem gerekir. Ama daha sonra o beni biliyor ve bu soruları hakikati arayan kulu olarak beni bildiğini bildiğim içim rahatlıyorum.
 
Bazı sorular bizi endişelendirip korkutuyor olsa bile gerçeği görme adına perdeyi sıyırmaya ihtiyacımız var. Aliya İzzet Begoviç savaş sırasında kenti keşfe çıktığı sırada yakınlarına bomba atılır. Bir kadın Aliya’ya “korkmuyor musun başkanım” der. O ise “korkuyorum ama yürümem gerekiyor” der. Sanırım bazen korkularımız yanımızdayken yürümek zorundayız. Tıpkı sizin hastalığınız gibi. Yürümek zorundasınız ama topuk dikenleri canınızı acıtıyor.
 
Burada şu noktaya değinmem gerekiyor. İnsan yaşamını incelediğimizde büyük bir rekabetin olduğunu görüyoruz. Daha güçlü olmak adına bir başkasının yaşam alanına müdahale etmeyi kendine hak görenlerle birlikte yaşıyoruz. Tıpkı dünyayı sadece kendi yaşam alanı olarak görüp hayvanların yaşam haklarını görmezden gelindiği gibi. Makyavelist yaklaşım tarzıyla kendi dışında bulunan her bireyi sivrisinek kovucusuyla  kendinden uzaklaştırmayı doğal bir seleksiyon olarak görmektedir. Her birimiz yarış atına dönüşmüşüz. Ne yazık ki üzerimize bahis oynayan kapitalizmin tüketim çarkı içinde birbirimize acımasızca kamçı vurduruyor.
 
Sevgili üstadım, bizi yoldan çıkaranda yola sokacak olan da nefsimizdir. Yoldan çıkmadan yeni bir yola girilmez. Bilinen yolları takip etmek ezberin tekrarıdır. Bugün yürüdüğümüz yollarda o kadar çok tabela hatası var ki. Kahir ekseriyetin doğru saydığı yanlışları doğrularımız olarak ezbere ön kabulle kabullenmek hangi aklın eseri olabilir ki? Yakmayan kefenlerin pazarlandığı günümüzde bizlerle alay edenler, aklımızı ipotek altına alarak inanmamızı öneriyor. Bunun gibi kusurlu yol tabelalarıyla nasıl hakikate ulaşılabilir.
 
Tolstoy “şayet dinler olmasaydı insanlar doğruları vicdanlarıyla bulabilirlerdi” der. Peki dinler ve kitaplar varken hatta vicdan da onu onaylatacak bir durumdayken neden hala hakikat pespaye ellerin altında gizlenmeye devam ediyor.
 
Kötülük dedik. Kötülük nedir ve neden talibi hiç eksilmez. Her insanla teke tek konuştuğumuzda hepsi ne kadar iyi olduklarını anlatmaya gayret eder. Peki bu kötülükler dünyamıza uzaydan mı geliyor. Nefis şeytan ilişkisinde insanla şeytan arasındaki düşmanlık sonucu şeytan gerçekten galip gelen taraf mı oluyor. Şeytan zaten kaybetmiş olarak yola çıktı. Kaybedeceği bir şey kalmamış olanın elinden gelen kötülüğü yapmayı kendine görev edinme ameliyesi. İnsan ise yaratılışı gereği karşı cinsine, mala, şöhrete, övünmeye yatkın bir şekilde yaratılmış. Ve bunları elde etmek için karşısında gördüğü herkesi potansiyel rakip görmekte. İnsanın şeytan karşısındaki bu müsabakası insan için gerçekten zor bir yolculuk. Çünkü şeytan yola kaybederek, insan ise kazanmak için çıkıyor.
 
Bir zamanlar dünyadaki kanlı oyunu gördüğümde insanları Tanrı’nın oyuncakları gibi düşünürdüm. Bu oyunda ödülü büyük olan cennet için doğru tarafta olmak gerekiyor.
 
Dünkü sohbetimizde Nasrettin Hoca’nın anahtarı samanlıkta kaybedip onu dışarda aramasını konuştuk. Samanlıkta kaybedilen anahtarı neden dışarda arıyorsun dediklerinde hoca; çünkü orası karanlık cevabını veriyor. Anahtara gerçekten ihtiyacımız varsa, samanlığı ışığa getiremeyeceğimize göre ışığı samanlığa götürmeliyiz.
 
Sevgili üstadım, mektubuma burada son verirken, sağlığınıza bir an önce kavuşmanızı temenni ediyor ve sizi Şafi olan Allah’a emanet ediyorum.
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir