Sadeliğin İhtişamı

SELAHATTİN YILDIZ
Sadeliğin İhtişamı
 
Tarih büyük komutanların büyük hedefleriyle büyük cinayetler işlediğine şahit oldu. İnsanlar hep o büyük hedeflerin yükü altında ezildi. Piramitlere taş taşıyan yarı aç insanlar gibi. Bugün piramitlerden bahsederken muhteşem diye bahsedilir. Siz gelin onu, taşınmaz taşları taşıyan mazlumlara sorun.
 
Geçmiş bize birçok şeyi hatırlatır. Savaşları, ölümleri, sanatı, müziği, adalet ve adaletsizlik gibi daha birçok şeyi. Firavunların saltanat mührü mazlumların avuçlarındaki nasırlardır. Ne kadar hayıflansak da tarih insanlığın tarihidir. İnsanlık nasıl kurtulur gibi ütopik bir sevdayı şöyle bir kenara bırakalım önce. Gelin bizim büyük hedeflerimiz olmasın. Küçüklüğün verdiği o sadelik içinde daha huzurlu kalalım. Mesela bizim hedeflerimizi başkaları belirlemesin. Piramitlere taş taşıyan köleler gibi olmayalım.
 
Boş verin tarih bizden beceriksiz diye bahsetsin. İhtiraslı ve kazanmak için her türlü yolu mubah gördü demesinden iyidir.
 
Biraz sanata, biraz doğaya, biraz insaniliğe dokunsun ellerimiz. Azıcık edebiyat mesela. Ayda bir iki şiir okumaktan ne çıkar. Sayfalarca kitap okumaya gerek yok. İki ayda bir kitap oku. Hadi üç ayda bir kitap olsun. Yılda dört kitap, on yılda kırk kitap. Kitap kurdu olmadan da hayata dair birçok şey öğrenebiliriz. Her ay bir sanat eserini incele. Çok zaman ayıralım demiyorum. Azıcık azıcık yapalım hem yormaz hem de bıktırmaz. Yani küçük hedeflerimiz olsun. Ama bizim olsun.
 
Dünyayı değiştirmek isteyen insanlarla ilginizi koparın. Çünkü onların asıl değiştirmek istedikleri bizlerin hayatı. Dünya umurlarında bile değil. Siz kendi dünyanızı değiştirin. İnsanlar çok şeye sahip olduğunuz için sizi sevmesin. Güzel bir hayatınız ve gönlünüz olduğu için sevsin. Kişisel gelişim kitaplarındaki yalanlara da pek inanmayın. Ben birçoğunu okudum, birçoğu insanı nemrutlaştırıyor. Kazanmak zorundasın diyor. Sürekli koşturuyor. Seni en yakın dostunla aynı kulvarda koşturuyor. Ve sen, yorgunluktan yığılıp kalıyorsun.
 
Boş ver mi diyorum. Asla demiyorum. Kendine ve ailene yeteceğin kadar olsun yeter. Çocukların annesi ya da babası ol. Sakın onların ilahı olmaya çalışma. Ne mi diyorum ben. Saçmalıyor muyum? Hayır, demek istiyorum ki senin çocuğunun kaderi senin elinde değil. Onları iyi yetiştirmenin dışında bir görevin yok. Yani mal mülk yapma çocuklarına, bırak onlar kendi hikayelerini kendileri oluştursun. Siz kendi maddi ve manevi mirasınızı onlara bir yön tabelası olarak bırakın. Onlar da birey olabilmeyi başarabilsinler.
 
Çalış ama çalışmaktan delirme. Nasıl bir insan olunacağını göster ama gösteriş yapma. Bak önünde seni bekleyen gelecek, geçmişin uğultularıyla oyalanıyor. Çok mu tecrübem var da bunları söylüyorum. Hayır yaşım henüz kırk iki. (Not: Bu yazıyı yazdığımda kırk iki yaşındaymışım. Şimdi kırk dokuz. Çok ilginç bu yazıyı bir kenarda unutmuşum şimdi önüme çıktı. Zaman ne çabuk geçiyormuş gerçekten.) Sadece iyi bir gözlemci olmaya çalışıyorum. Çünkü insan ömrü, hayatı bütünüyle tecrübe edecek kadar uzun değil. Söylediklerim doğru mu. Belki yanılıyorum. Mesele haklı olmak ya da haklı çıkmak değil. Haklı çıkmanın bir önemi de yok aslında. Zaten haklı çıkmak için verilen gayret hakkı teslim etmek için veriliyor maalesef.
 
Sadece şunu söylemek istiyorum. Büyük gördüğümüz insanların bizim için koyduğu hedefleri onlara teslim edelim. Küçük de olsa kendi hedeflerimizle yaşamanın hazzını yakalayalım. Çünkü biz olmak güzeldir.
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir