İlham ve İsyan Arasında İnsanın Serüveni

SELAHATTİN YILDIZ İlham ve İsyan Arasında İnsanın Serüveni

SELAHATTİN YILDIZ
İlham ve İsyan Arasında İnsanın Serüveni
 
Başlangıçta her şey doğaldı. Dağlar, denizler, ağaçlar, hayvanlar ve insanlar. İnsanın dünyayı keşfetme arzusuyla birlikte değişim başladı. İnsan neye dokunduysa ondan bir ilham aldı ve başka bir şeye dönüştürdü.
 
Ağacı masaya, taşı duvara, toprağı sıvaya, demiri kılıca, kumu cama, suyu elektriğe…
 
İnsan, doğal olan her şeyi düz yapan bir varlıktır. Neticede yaptı da. İnsanlık bilgisini nesilden nesile aktara döndere bu günlere kadar geldi. Bir yandan doğallığın bozulmasından dem vururken diğer yandan tekniğin sağladığı bütün kolaylık ve imkana yok demedi.
 
Başka bir açıdan bakıldığında Allah’ın Musavvir sıfatıyla ne mükemmel varlıklar yarattığını görüyoruz. İnsan yaratıcısının ona verdiği kodlarla ağaç, taş, demir, su ve toprağı harmanlayıp bugün gördüğümüz teknolojiye ulaştı. Ne mükemmel bir varlık değil mi insan. Belki doğallığı bozdu ama şunu da gördük ki, insan aklının zorladığı sınırları imkân dairesinde bir sanata dönüştürdü. Burada şunu da anlıyoruz, yaratıcı insanı öyle mükemmel bir kodla yaratmış ki; insanın yaptığını gördükçe insanın yaratanına olan hayreti artıyor. İnsan kendi yaptığıyla övünüyorken ona bu özelliği tanımlayan gücü görmezden gelemeyiz. Tabi nasıl bakarsanız öyle görürsünüz bu da ayrı bir mesele.
 
Sadece teknik açıdan değil, sosyal anlamda da büyük atılımlar sağladı insan. Gelenekten kültür, kültürden medeniyet inşa etti. Bugün tartışma konusu olan bütün konular insanın aklıyla kurgulayıp harekete geçmesiyle uygulamaya koyduğu düşüncelerdir.
 
İnsan uzun asırlar sonra ruhun girdaplarındaki aksamaları da farketti. Psikolojik sorunların insanda var olabileceğini keşfetti. Sadece bedensel hastalıklara değil, ruhsal hastalıklara da eğilmeye başladı. Önceleri otlarla derman buldu daha sonra otu ve kimyasalı harmanladı. Bulduğu birçok şey zararlı olsa da faydalı olana ulaşmanın yolunun denemekten geçtiğini gördü.
 
Yürüdü insan. Hiç durmadan yürüdü. Eski adımlar yeni adımların pusulası oldu. İyiler iyi şeyler buldu. Kötüler iyi şeylerden kötü olanı da buldu. Ölüm makinaları ve beyinlerin kontrolü gibi. Hep korktu insan. Kendi neslinden korktu. İnsanı insandan korumak için insanı insana boğdurdu. İnsan bozarak devam etti yoluna. Aslında tam da bir bozguncuydu. Kuşkunun rüyasından korkunun dünyasına uyandı. Her uyuduğunda kâbus, her uyandığında cinayet işledi. Bozdu insan ne varsa. Bozuldukça öfkesi kabardı. Hırsı arttıkça galip gelme telaşı arttı. İnsan ruhunu aklından ayırdı. Önce ilahını sonra kendini reddetti. Geriye ne kaldı. Geriye sadece büyük bir buhran kaldı.
 
Adımlar kirlendi, yol kirlendi, geleceğe bıraktığı miras kirlendi. İnsan içinden sadece insan kalabilmeyi başaranlar cılız sesiyle hakikat diye seslendi. Değil mi ki, insan neslinin içinden çoğu kaybederken pek azı kazanan oldu.
 
İnsan, düşünen, düşündüğünü tasarlayan ve tasarladığını harekete geçiren bir varlık olarak yol ayrımında bir seçimle karşı karşıya gelir. Bencil ya da diğergam olmak. Konu ne olursa olsun insan seçimlerinin öznesi haline gelir.
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir