SELAHATTİN YILDIZ
Hayatın Neresini Kaçırdık
Karşınızda bir resim var ve siz onu çözmeye çalışırsınız. Hayat işte. Tıpkı sanat müzelerinde bulunan soyut resimlere bakmak gibi. Sanatçı burada ne anlatmak istemiş acaba. Hayat bize ne söylemek istedi.
Kırgınlıklar, yorgunluklar, aldanışlar, aşklar, acılar ve daha birçok şey. Neydi o kendisinden esirgenmeye çalıştığımız şey. Susmayı ve konuşmayı anlamlandıracak ama anlam bulamadan sırtımıza çöken o ağırlıklar. Neydi bizi bugün meşgul eden ben nerde yanlış yaptım düşüncesi. Neydi o, bir zaman büyük yükleri taşıyan sırtımızın artık bir tüy tanesinde bile büyük bir ağırlık çektiği. Neydi o, ben bir yerde hata yaptım ama nerede serzenişi ve iç geçirmesi.
Aslında her birimiz hayatın bazı noktalarında birçok yanlışa ve yanlış karara imza atmışızdır. Bunlar olası şeylerdi aslında. Çünkü insan böyledir. Yolda öğrenir hayat namına her şeyi. Yol bize hem dost hem düşman hem rehber ve hem de bir kahırdır.
Yürürken hem dikenin hem çiçeğin yanından geçeriz. Hem taşa değer ayağımız hem kum da süzülür gideriz. Hem kuş sesini dinleriz bir musiki gibi hem karganın sesi deler kulağımızı en tiz sesiyle.
Devam etmek bazen öyle zorlaşır ki binlerce adım atmışızdır ama artık yeni bir adım atmaya mecalimiz kalmamıştır. Devam etmek hayatın yorgun anına denk geldiğinde yol büyür ayaklarımız küçülür. O tüy tanesi omzumuza çöker ve ağırlıktan hareket etmek istemeyiz. Onca yük taşımışız, onca yol yürümüşüz artık bir anlamı var mıydı bunların. Varsa bir anlamı neydi o. Peki biz hangi manayı kaçırdık. İçimize oturup kalkmak istemeyen bu duygular da neyin nesi. Anne öz, bana öz, kardeş öz peki neydi bizi bu dünyaya üvey bırakan duygu. Neyin özünü kaçırdık.
Bir taşın kayadan kopup düştüğü gibi miydi bu kopuş. Hiç sanmıyorum. Bir bütünün parçasıyken ne kadar da onurluyduk! Taşlar kayadan ayrılıp düşer çünkü doğanın kanunu böyledir. Kanunu koyandan korkup düşer taşlar. Biz neden kayaya tutunuyoruz düşmek için. Tutunduğumuz kayayı kendimize güven sebebi mi saydık. Taşlar bile Allah korkusundan kopup düşerken biz neden bir kayaya tutunup ona sığınıyoruz.
Yorgunuz oysa. Hem de mecali kalmamış, duyguları karmakarışık şekilde. Doğruyu bilip ona adım atamamanın yorgunluğu. Varılacak yeri bilmekle birlikte yola çıkamamanın verdiği o yılgınca yere çöküp bekleme durgunluğu.
Yaşar Kemal'in sesi kulaklarımda şimdi. Su olsan kimse içmez, yol olsan kimse gitmez, dağ olsan kimse çıkmaz. Günler tekrardan ibarettir artık. Hani eski saatlerdeki tavuktan saniye vardı ya, işte öyle geçiyor hayat. Evet hayat geçiyor ama yediğin buğday tanesi değildir. Gerçek zamanın sahte bir sahnesinde harcanan gerçek hayatlar. İnsan olmanın erdemini devrin sahte heyecanlarına kaptırdık.
Hayatın bu raddesinde, sahte çiçekler kadar parlak, gerçek çiçekler kadar solgun ve kederliyiz.
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
