Seneler Sonrasına Bir Randevu

NECATİ SARICA
Seneler Sonrasına Bir Randevu
 
 
Üzgün ve yorgun uyudun
içten içe uyandın mı ve belki de hepsinde
birbirimize yankısından
her günün her anını gördün mü
kör bir gravürün gözlerinden bir adımının daha ötesine
gümüş balıklardan bir metafor gözlerinin önünden akacaktı
kaç dalga sığarsa bir denize
 
O zaman yorulmazdı gözlerimiz akan ışıklar altında
bir adaya şiirleri değiştirsek
iç denizlerde bir bulut alımlığında
çareler ararken bizi
köpüren salkımların bir sahil köyünde
solgun zeytin dalları yalan değildi
 
Varsa kadere kızmadan
ayaklarımın topuklarına sızan ateş toplarıyla gördüğüm
gördüğüm çok kanatlı kelebekler uçuşuyordu ışıklar altında
seneler sonrasına bir randevudur dediğim
bir rüzgârın şarabın kokusundan getirdiği
sarhoşuydum bildiklerimin
bildiklerimden geçtiğim bir deniz ikliminde
gümüş rengiyle balıklara tutulmuştuk
 
Sözlerimiz tanrının yankısıyla
burçlarımızdan ürperdiğimiz bir sabah gibi
yeni uykulara uyandığımız
kendi gizini kendi defterinde arasın insanlar diye
kalbimin mırıldansa düşeceği ışıkların kıyısında
kalbimin ürperse düşeceği yeni bir dağ yankısında
 
Doksan dokuz adıyla bir konuşanın kıyısı ya da dokunsak yanacağımız
insansız kalana kadar
tapınmasız
tanrısız kalana kadar
borçlanıp durduğumuz ne zaman susmaya başlarsak
en uzun ay gecesi
en uzun yol gecesi
 
Tanrının kıyısından taşırdığı ay ışığıyla
gidersek yanacağımız
kalırsak yanacağımız
evveldi ahirdi dediğimiz bir bahis
cennet ve cehennem bahislerinin ötesinde
iyilik ve kötülüğün arka bahçesinde
 
Bir rüzgâr şarabının kokusundan sarhoşluklar getiriyor
kalmak diye bir şeyin kalmadığı
gitmek diye bir şeyin kalmadığı
üzümlerinin salkımlarından köpüren sarhoşluğun kokusundan
ve benim, al beni bu dünyadan
ve öyle bir rüyaya sal ki beni
cahilin de olayım dediğim
ve benim günahkârı olarak kalmayı seçtiğim
üzgün ve yorgun uykularımın içten içe uyanışıyla…
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir