Mardin Benim Emanetim

NECATİ SARICA
Mardin Benim Emanetim
 
Üryani erik zerdali kiraz dallarda
vişneler gözlerime bakıyor şarap olmuş
akıyor şarabın kahrı gözlerinden
 
Reyhani bir türküyle büyüyor Mardin sözlerimden
sözlerim bu şehirde kanıyor
kelimeleri kadim bu şehirde gözlerim kanıyor
 
İnceldikçe incelen bir zaman içinde
yıldızlar sanki ilahi motifler
kalbimin doğusunda
serin rüzgarlar altında uyumak
gözlerimi kamaştırıyor
 
Taşlarla nakış nakış işlenmişler
duvarları nişler
kaynaşmış gibi duruyor evler
 
Bu yollar
bu yollarda kader
evvelemirden büyülü sokaklarda taş merdivenler
taş merdivenlerin kahrıyla eridiğim
ve benim savunma sanatında ustalaşacağım
burası bir kale
burası sığındığım şehir
imkânsızlığımla benim bu şehre bir aziz gibi geldiğim
güney yollarında kampanalar trenler
 
Mardin istasyonunda garipler neyi bekler
şimdi ben harabeler içinde bir harap gibiyim
şosesinde yangınsı ışıltılar
tevekkül bu şehirde biter bu şehirde başlar
diller karıştıkça kalbimde
kalbimden düşüyor kadim kelimeler
 
Üzümler ve zeytinlerle bir şehir
zamanın akışı içinden ağlayan bir şehir
tenebbütün başladığı bu yerde
belki benimde kalbim taşlarda erir
 
Zeytin ağaçları hüzün bağları içinde avuçlarım güneşi
kan durur belki
bu mahzunluğuma bir yağmur sonrasından
toprağın kokusuna kül boyalarla bir resmim çizilir
bir iklim olur Akdeniz Mardin’e gelir
 
Dicle kıyısında bir gelin teli gibi Cizre’den bir selam
akşam ağır ağır iner gibi suya
sulara bir resmin düşer
bu şehirde mahzun gönlüme soğuk sular serpilir
 
Derik-i Ülya
Derik-i Süfla
biraz Akdeniz biraz Mardin olduğum
mahrumiyet zeytinleri yağmurlar gibi düşerken toprağa
yağmurlar gibi gözyaşım toprağa
erken hasat edilmiş halhalı zeytinlerden bir feryat
toprağın sesinden bir kahır izlenir
güneşinin kızgınlığından kaynayan bir Mezopotamya
ovasından bir serap yükselir
 
Bir salkım üstüne ettiğim yeminler
bu şehirde solar
sözlerimden akan coşkun sularla bir şarap gibi Süryani
ve Matias şarabın bir başka kalbi
çağlar öncesinden çağlar ötesine yükselen bu ezan sesi
mor gömlekli ve Mardin kadar eski
 
Ey Mardin beni alacağın harabeler içinde son harap ben olayım
mukadderatın elinde kırıp döktükleri bir oyuncak gibi
bir de ulu cami dünyası sırdan bir buğu
mihrabın üstünde bir istiridye kabuğu
inci tanesi düşten bir gülüşle
gözlerim alamadığım
ben Mardin’e emanet
Mardin benim emanetim
 
 
 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir