İnsanın Zindanı

SELAHATTİN YILDIZ İnsanın Zindanı

SELAHATTİN YILDIZ
İnsanın Zindanı
 
Bu yazıyı yazmaya niyetlendiğim zaman kafamda bir süre toparlamaya çalıştım. Biraz zaman aldı. Taslağı henüz oluşturamadığım için hemen yazamadım. Taslak oluşturmak bazen yazmaktan daha uzun sürebiliyor. Şimdi taslağın oluştuğunu düşünüyorum ve sözü kalemin esirliğinden kurtarmaya emanet ediyorum.
 
Tıpkı insanın zindandan kurtuluşu gibi. İnsan zindanından çıktığında kendi kimliğini bulur. Kim olduğunu, nerde olduğunu, ne yapması gerektiğini işte o zaman fark eder. Bunu fark edince de kendisi için yeni bir yolun yürünmesi gerektiğini anlar. Yeter ki zindandan kurtulsun bir kere. Ama zindandan kurtulmak için zindanda olduğunu fark etmek gerekir. Zindanda olduğunu fark etmeyen kişiyi hiçbir güç oradan çıkaramaz. Zindanın içindeki yaşamı gerçek yaşam gibi görür ve o minvalde yaşamaya devam eder. Platon'un mağara alegorisi gibi.
 
Kimsin sorusunun cevabıyla başlar zindanı fark eden kişi. Ben kimim, burası neresi ve buraya nasıl geldim. Bunun için hem biyolojik hem de zihinsel bir varoluş anlamında sorguya tabi olması gerekir. Kişi bir canlı olarak dünyaya geldiğinde belli bir çevrenin içinde doğar. Her kişi seçme hakkı olmadığı şartlarda dünyaya gelir. Kişi ebeveynini, doğduğu coğrafyayı, kültürel ve dini inanışını seçme hakkı olmadan kendini meydanda bulur.
 
Her bir kişi muhakkak ki hayatın doğru veya yanlış belli bir noktasındadır. Doğru yerde mi yanlış yerde mi olduğunu bilmek açısından bu önemlidir. Ancak doğru ve yanlışlar toplumda kişilere göre değiştiği için bu o kadar da kolay bir iş olmayacaktır. Çünkü doğrular ve yanlışlar toplumun parsellenmiş alanlarıdır. Alanı çevirenler size orada yaşama hakkı tanır. Herkes kendi gecekondusunu o alana inşa eder. Kişi muhakkak o parsellerden birinin içindedir. Kişi artık o mahallenin insanıdır.
 
Artık bir yere aitsinizdir. Bir partiye, bir gruba, bir cemiyete, bir kişiye. Siz bunlara dahil olmak istemeseniz de toplum baskısı sizi bir yerde olmaya zorlar. Kişi istekli ya da isteksiz günün sonunda kendini bir yerde bulur. İşte o bulunduğunuz yer zindan mı yoksa özgür yaşam alanı mı bunu sorgulamak gerekir.
 
İşte burada kişi iki seçenek arasında bir karar verir. Ya bulunduğu yeri mutlak doğru yer olarak kabul eder ya da bulunduğu yere acaba mı diye sorgulayıcı nazarla bakar. Kişi sorgulama gereği duymadığı anda zindanında kalır ve hayatına orada devam eder.
 
Öncelikle zindanda kalmayı tercih eden kişi için konuşmaya devam edelim. Hayatın mutlaka bir noktasında o zindana her insan kişisi dahil olmuştur. Ben olmadım diyen varsa hala orada ikamet etmektedir. Peki kişi neden orada kalmakta ısrar eder. İşte gelmek istediğimiz yer burası.
 
Çünkü orası korunaklıdır. Bir çevreye dahil olmuştur. Bir kitlenin binlerce parçasından biridir. Bir yapbozun parçası olmak kişiyi rahatsız etmez. Bütünü elinde tutan güç onu istediği yere koyar ve kişi de oradan memnundur. Bütünün içinde olunca yapbozun içinde olduğunu da fark edemez hale gelir nice sonra. Fark etse de çok önemli değildir. Neticede doğru yerdedir ve o alan kişiyi korur. Ben şu cenahtanım demek üzerine zırh giymek gibidir. Sıkıyorsa gel bana dokun, benim dahil olduğum yer beni korur der. Zaten kimse de ona ilişmez. Bilir ki dokunursa karşı mahallenin bütünü tarafından darp edilir. İşte bu bütünsel güven öz güveni gerekli kılmaz. Öz güvene ihtiyaç da yoktur zaten. Çünkü "öz" bütünün içinde kaybolmuştur. Güveni özünden değil de bağlı olduğu yerden alır. Kim böyle bir alanı terk etmek ister ki.
 
Kimim sorusunun cevabı falan cenahtanım, neredeyim sorusunun cevabı da şu gruptanım olur. Ne yapmalıyım sorusunun cevabı da mensup olduğu grup tarafından kulağına hep üflenir zaten. Kişi bu zindanı gerçek bir hayat olarak kabul edip hayatına devam eder. Onun için yaşar, onun için emek verir ve gerekirse onun için savaşır.
 
Peki insan neden bunu kabul eder. Çünkü düşünmek zahmetli iştir. Düşündüğü zaman sorular sorar. Sorunun cevabını kendi verdiğinde sonuçlarına katlanmak zorunda kalır. Bu nedenle macera aramaya ne gerek var der. Mensup olduğu grup onun her ihtiyacını görür. Bir kere düşünmesine gerek kalmaz. İnançsal ve sosyal meseleler zaten halledilmiştir. Bir konu hakkında karar vermesine gerek yok, o karar zaten verilmiştir artık. Gönül rahatlığıyla zindanında yaşamaya devam eder. Oranın zindan olduğunu söyleyen de zaten ahmaktan başkası değildir.
 
Gelelim şimdi zindandan kurtulmak isteyen kişiye. Zindandan kurtulmak isteyen öncelikle dışarıda kalmayı göze almak zorundadır. Hava soğuktur. Üşümek kaçınılmazdır. En belalı tarafı yalnızlıktır. Belki bir yoldaş bulur kendine ama ne kadar yol yürüdükten sonra bulacak o da meçhuldür. Zaten ilk adım meçhule atılır. Bu bir devrimdir. Üşüyorsun ve seni koruyacak bir ceketin yok. Kendine bir ceket almak istersin ama hangisinin seni koruyacağını bilemezsin. Giydiğin ceket seni başka bir zindana götürebilir. Gelişi güzel giyilen ceketler değil mi zaten aynı ceketi giyen kişileri bir arada toplayan. O zaman zindandan çıkmanın ne anlamı kalır. Üşümek pahasına düşmek zorundadır yollara. İradesi sağlamsa devam eder, değilse geri döner ve o korunaklı zindana tekrar girer.
 
Toplum adına bilinen ve belirlenen bütün doğruları reddetmekle başlamak zorundadır. Bu o kadar kolay bir durum olmayacaktır. Çünkü taraf olmayanı toplum bertaraf eder. Ezer geçerler seni. Bunu kabul edeceksin evvela. Çevren daralacak. Başlarda yalnız yürümek zorunda kalacaksın. Düşersen kaldıranın olmadığını bileceksin. Görüyoruz ki zindandan çıkmak öyle görkemli bir başkaldırı değil, sonuçları insanı gerçek anlamda zahmete sokacak bir haldir. İnsanı halden hale sokarlar ve hiç acıyanın da olmaz.
 
İnanç ve toplumsal değer normlarını kendin belirleyeceksin. İnanç anlamında bir dine aitsen o dinin bugüne kadar kabul edilmiş fraksiyonlarına bir reddiye yapacaksın. O fraksiyonlar tarafından en ağır şekilde eleştirilmeye açık olacaksın. Bir ilaha, bir kitaba, bir peygambere inanmış olmana rağmen seni mürted ilan edecekler. İnanışına göre hesabı Allah'a vermen gerekirken seni onlar önce hesaba çekecekler. Cehennem kuyularında gezeceksin. Çünkü senin yerin orasıdır artık. Sen kim, kendi aklına göre inanmak kim. Alemin akıllısı sen misin. Bunca insan hep yanlış gidiyor bir sen doğru gidiyorsun öyle mi. Al sana kırbaç, al sana dikenli yol.
 
Zindandan çıkmak cesaret ister. O güne değin fraksiyonlar tarafından kutsanmış her şeye bir soru işareti koymak demektir. Kişileri, bilgileri ve uydurulmuş nasları yok sayacaksın. Zindandan çıkmak bedel ister. İnsanı iki dakkalık ederler. Bir yere aitsen ne söylersen söyle sana dokunamazlar. Ama bir yere ait değilsen hakikati söylesen dahi seni lime lime ederler. Bunu kabul etmek gerekir. Çünkü artık kendi aklının gösterdiği yola girmişsindir. Zindandan uzaklaşıyorsun. Özgürlüğe adım attıkça üşümen daha da artıyor. Yalnızlık ne bela bir şeydir yaşıyor ve görüyorsun artık. Senin dışında herkes kendi meşrebince doğru yol üzeredir. Sen ise sürüden ayrılmış kurdun ağzına koşan kara bir kuzu.
 
Zindandan çıkmak böyledir. Bir hakikat için bin adım gerek. Önce yargılayacaksın her şeyi sonra haklı olanın hakkını yeniden teslim edeceksin. Ama bunu sen yapacaksın. Peşinen kabul edilmiş doğruların olmayacak. Elbette zindan içindekilerin de hakikate göz kırpan doğruları vardır. Bunca insan o kadar da aptal değildir. Zindandan çıkıp içerde kalan herkesi cahillikle suçlamak da kendine ördüğün yeni bir zindan olur. Ancak onları akıl ve vicdan süzgecinden geçirdikten sonra irfan kalıbında şekillendirebilirsin.
 
Zindandan çıkmak kâr zarar ilişkisinde de seni yoracaktır. Çünkü kâr elde etmek için toplum tarafından ortak kabul edilen yanlışlara karşı da tavır alman gerekecek. Toplumun bir inancı vardır. Herkes böyle yapıyor "dindir" bunun adı. Herkes yapıyorsa mubahtır artık o. Ticaret de, siyaset de, makam elde etmek de ve ahlaki değerler de. Bunların hepsi için toplumun kabul ettiği ortak yanlışların ortak doğru kabul edildiği alandan çıkman gerekecek. İşte bunlara rest çekip her bir yanlışa karşı geleceksin. Bu gücü kendinde görmüyorsan o güce erişmek için kendini güçlü hissedene kadar kendini gizlice inşa edeceksin.
 
Şayet zindan da kalırsan taraf olduğun yer seni koruyup kollar. Sana kapılar açar. Sana kendi tarafının menfaati için senin dışında kalan her şeyi ezme hakkı tanır. Gözüne kestirdiğin makamın elde edilmesi için yaptığın her hamle ahlaksızlık değil başarıya dönüşür. Çünkü sen ortak yanlışların ortak doğru kabul edildiği mahallenin insanısındır.
 
Şimdi seç bakalım. Zindan da mı kalmak, yoksa oradan kurtulup özgür ve yalnız mı yaşamak istersin. Başkasının sana tahsis ettiği gecekonduda mı yoksa kendi kırsalında kendi çadırında mı yaşayacaksın. Herkesin kendi tarafını doğru saydığı yerde başka bir yol vardır demek kişiliğini bulmuş öz güveni yüksek olanların işidir. Şimdi ben kendime soruyorum, siz de kendinize sorun. Biz hangi zindanın mahkumuyuz?
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir