Başlamak Yok Ya da 1. Sahne

NECATİ SARICA
Başlamak Yok Ya da 1. Sahne
 
Bu kitaplar beni yakıyor, bu bilgiler, bu bilmeler. Bildiklerim bilemediklerim beni yakıyor. Hegel beni yakıyor, yakıyor beni Kierkeqaard. Hegel mi demişti “Hiçlik dolayımsızdır; aşılan ise dolayımlanmıştır; o, hiçlik olmayandır”. Jung rüyasında kendini takip eden dev bir kara figür gördü. T. S Eliot, Katedralde Cinayet adlı oyununda: Rabbinden bağışlanmak diledi ve Rabbine yönelerek, sıradan insanlar olduğumuzu, kapıyı kapatıp ateşin başına çöken kadınlarla erkekler olduğumuzu, korktuğumuzu, Tanrının lütfundan, Tanrıyla gecenin yalnızlığından, istenen teslimiyetten, yoksunluğun ezasından, Tanrının adaletinden çok insanların adaletsizliğinden, penceredeki elden, saman damdaki yangından, meyhanedeki yumruktan, su yolundaki saldırıdan korkmadığımızı, Tanrı sevgisinden korktuğumuz kadar dedi ve gitti.
 
İşte böyle yüce bir durumun daha da çok özelliğin belirmesi bizi allak bullak ediverir.
 
Günlük hayatın genel geçer değerleri ile inandığımız dinin değerleri sürekli çatışır durur. Biz yaşamak isteriz sonsuza kadar din ise ölümü dayatır ve ölmeden dahi ölmeyi. Bu durum sürer gider.
 
İşte bu yüzden var olan ve varlık olarak Tanrı bizi ürkütür. Kötülüğün kökenini araştırır ve sonuç da korkudan Tanrı iyidir deyip kaçıveririz bu araştırmadan. Derine inmek bu konuyu derinliklerde düşünmekten korkar ve kaçarız. Aksi halde çok saçma bir seçim yapmış olurdum. Hem Tanrıya inanıp hem de Tanrı kötüdür demek nasıl olurdu acaba. Korkunç ve kahredici bir yalnızlık… Kötü bir Tanrıya inanmak….
 
Haz peşinden koşmak ve hazzı yakalayamamak… Haz arandığı halde… Sözüm ona haz yok; olmamalı. Gücünden korkan bir adam iktidarı bırakmak istediğinde! Ancak kendini öldürebilir… Bu durum durulması gereken yerde başlamak gerekliliğidir. Durmalısın derler sana ve sen hayır tam da buradan başlamak lazım dersin… Bu bir paradoks gibi görünür akademik unvan sahiplerine. Çünkü onlar durmalarını gerektiren bir hayat yaşamadıkları için başlama anını hiç yaşayamazlar. Onlar hep suç ve ceza derler. Hiçbir zaman suç ve utanç diyemezler. Suç varsa ceza vardır ve her şey o kadardır.
 
Başlamak yok.
 
1.Sahne:
 
Kim gördükleriyle yaşayabilir ki?
Solgun çiçeklere su taşıyan adamın çaresizliği
Yoksa gerçek olmaya çalışan şiirin şairi
Çaresizlik ve şair bana baktığında
Bakmayın bana ve bütün bu olup bitenlerin sırrını aramayın artık bende
Neden
Bir neden söyle
Yorgunum diyorum
Yorgunum aşırı yaşamaktan
Çaresizlik ve bu şiiri yaşamaktan
Yorgunum bu şairi yaşamaktan
Ellerimi yüzümle kapatıp boğuluyorum
Çaresizlik hey hey diye sesleniyor neredeyse gerçeğinde olmak üzere olan şiirin şairine
Bu adam büyük bir kapatılmanın içinde boğulmayı yorgunluk zannediyor
“Bu adama yazık“ diyor şair, “içimde arınma duygusu uyandırıyor“
Bak diyor bak
En yüksek hakikatleri doğuran imkânlar değildir
Çaresizlik her zaman gebedir
Ya küçük bir ölüm ya da büyüdükçe büyüyen bir hakikat
Hakikat bu kadar büyük bir yarılma yaratmamalı
Gerçeğin çok anlamlı bir yüzü olmalı
Ve bir adım atılsa somutlaşacakmış zannedilen bir soyutlamalar dizgesi
 
( Sahne yeniden kurulur
  Bir deli sahnenin ortasından fışkırır ve söner
  Sahne kurgusunu toplayıp kaybolur)
 
 
_______________________________
necatisarca@gmail.com
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir