HAYRETTİN TAYLAN
Uçun Kuşlar
kanadı fonlara takılmamış kuşlar iyidir,
gökyüzü, hiçbir efendinin tapulu mülkü değil
sonradan görmeler için para ve makam kanat değil
altın kafeslerde büyüyenler özgür kuş değil
bütün yiyici kuşlar aynı ağacın gölgesinde
çürümüşlüğün resmini çiziyor ressamlar,
renkler bile utanıyor tuvalden
diriliş, kaldığın yerden devam ediyor ey bülbül,
bir gülün hatırına bile olsa söyle türkünü, söyle!
tüm kargalar aynı leşin etrafında,
bağıran, çalan, biat eden revaçta
herkes kendi çıkar putunu dikmekle meşgul,
herkes maskeli bir baloda
kendi yüzüne yabancı.
kanadı kesik bülbül,
diriliş türküsünü kafesinde unutmuş eski bülbüller
dua gülü, kirli sularla solmakta,
medeniyet, cüzdanla haz arasında tükenmekte
bir avuç vicdan, suskunluğun kıyısında
kendi sesini aramakta
uçun kuşlar, uçun! olurlara
derin sülükler kan ve can emerken
efendilerin takla atan güvercinleri uçmakta
her biri gökyüzüne sadakat yemini bırakmış aciz
her biri kendi gölgesine secde eden müşrik
kimi gagasında altın bir anahtar,
kimi pençesinde başkasının ekmeği,
kimi de bir avuç alkış uğruna
satmış ötüşündeki son hakikati
oysa gökyüzü, eğilen kanatları değil,
kendi rüzgârını bulan kuşları sever
uçun kuşlar, uçun! diriliş çınarına
çürümüşlüğün kokusu sardı bütün ormanı,
yapraklar dökülüyor, kökler suskun,
ormanın aslanı yaşlandı,
palazlandı kurtlar, çakallar.
tilki, adalet kürsüsünde vaaz veriyor,
sırtlanlar bölüşüyor gecenin ganimetini.
baykuş, karanlığın bilgeliğine sığınmış,
sabaha çıkmayan bütün yolları sayıyor
kimse sormuyor artık ormana
hangi suçun gölgesinde çürüdün?
uçun kuşlar, uçun! “milli gülün” dalına
bir gün gelecek, gökyüzü hesap soracak
kanadını kiraya veren bütün kuşlardan
hangi rüzgârın uğruna sustunuz,
hangi sofrada unuttunuz ötüşünüzü?
bir bülbülün kanadından düşen tüy
belki de bir çocuğun düşüne konacak
bir gül, kirli suların içinden
yeniden kendi rengini bulacak
çünkü hiçbir kafes sonsuza dek kalmaz
özgürlüğün hatırlandığı bir ormanda
uçun kuşlar, uçun! “milli gülün” dalına
uçun kuşlar, uçun,
gökyüzü hâlâ maviliğini saklayan gelin
bir avuç hakikat, bir ömürlük vicdan
karanlığın bağrında ışık arıyor
ne makam kalıcı ne saltanat,
ne de leş başında kurulan sofralar
bir gün susacak bütün kargalar,
bir gün kendi sesini bulacak bülbül
diriliş, bir kanadın çırpınışında saklı,
bir gülün yeniden açışında,
uçun kuşlar, uçun!
gökyüzü, özgür kanatların olsun
uçun kuşlar, uçun! “milli gülün” dalına
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
