Gönül Törpüsü ve Altın Çizgiler

MEHMET ÇOBAN Gönül Törpüsü ve Altın Çizgiler

MEHMET ÇOBAN
Gönül Törpüsü ve Altın Çizgiler
(İnsanın Yaralarıyla Olgunlaşması Hikmeti)
 
İnsan, hayatın bir yerinde mutlaka kırılır. Bazen bir söz incitir onu, bazen beklediği bir vefayı görememek… Bazen de en güvendiği insanın sessizce uzaklaşmasıdır yüreğinde iz bırakan. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünür; oysa insanın içinde kimsenin görmediği kırıklar vardır.
 
Hayat biraz da böyle değil midir? Herkes kendi hikâyesini yaşar. Kimi yaşadıklarını anlatır, kimi içine atar. Kimi yarasını saklar, kimi de zamanla o yarayla yaşamayı öğrenir. Fakat insanın başına gelen her şey onu olgunlaştırmaz. Bazı yaşanmışlıklar yorar, bazıları güvenini sarsar, bazıları da hayata bakışını değiştirir.
 
Japonların Kintsugi sanatı, bu konuda üzerinde düşünmeye değer bir örnektir. Kırılan seramik ve porselen eşyalar, özel bir cila ve altın, gümüş ya da platin tozuyla yeniden birleştirilir. Burada amaç kırığı gizlemek değildir. Tam tersine, kırılan yerler görünür bırakılır; eşyanın geçmişi, yeni hâlinin bir parçası olur.
 
Bu anlayış bana insan hayatını hatırlatıyor. İnsan da yaşadıklarından bütünüyle ayrı düşünülemez. Geçmişte yaşadığı bir hayal kırıklığı, gördüğü bir vefasızlık ya da verdiği bir mücadele, zamanla onun düşüncelerine ve davranışlarına yansır. Bazı şeyleri eskisi gibi karşılayamaz artık. Daha dikkatli olur, daha çok düşünür. Belki de en önemlisi, başkasının acısını anlamaya başlar.
 
Ancak burada bir ayrımı unutmamak gerekir: Her yara insanı güzelleştirmez. Her acıdan bir hikmet çıkmaz. Haksızlığa uğramayı kabullenmek, incinmeyi erdem saymak ya da sürekli susmak olgunluk değildir. İnsan gerektiğinde mesafe koymayı, hakkını aramayı ve kendisini korumayı da bilmelidir. Affetmek başka, aynı kapıyı yeniden açmak başkadır.
 
Bence insanı asıl olgunlaştıran, yaşadığı acının ardından nasıl bir insan olarak kalabildiğidir. Kırıldığı hâlde merhametini kaybetmemek, haksızlığa uğradığında adalet duygusundan vazgeçmemek, hayal kırıklığı yaşasa da herkesi aynı kefeye koymamak… Bunlar kolay değildir. Fakat insanın kendi iç dünyasında verdiği en önemli mücadelelerden biridir.
 
Bu nokta da Hz. Ali'ye atfedilen bir sözü hatırlatmak isterim. “Düşmanına karşı bile adaletten ayrılma; adalet takvanın özüdür.”
Bazen bir gönlü onarmak için büyük sözlere de gerek yoktur. Zamanında söylenmiş içten bir özür, samimi bir teşekkür, karşılık beklemeden uzatılan bir el ya da insanı gerçekten dinleyen bir dost yeter. İnsan, böyle anlarda yalnızca dinlendiğini değil, anlaşıldığını da hisseder. Güven de bir günde kurulmaz; küçük ama tutarlı davranışlarla zaman içinde oluşur.
 
Hayatın bize öğrettiği şeylerden biri de şudur: Geçmişi değiştiremeyiz ama geçmişin bugünkü hayatımızı yönetmesine izin vermek zorunda değiliz. Yaşadıklarımızı inkâr etmeden, onlardan ders çıkararak yolumuza devam edebiliriz. Bunun için bazen zamana, bazen bir dosta, bazen de kendi içimizde vereceğimiz sessiz bir karara ihtiyaç duyarız.
Kintsugi’nin bana düşündürdüğü asıl mesele de burada başlıyor.
 
Kırılan bir eşya, onarıldığında geçmişini kaybetmez. İnsan da yaşadıklarını silerek değil, onlarla yüzleşerek yol alır. Elbette her şey eskisi gibi olmaz. Belki bazı ilişkiler biter, bazı beklentiler geride kalır. Yine de insan bütün bunlara rağmen yeniden sevebilir, güvenmeyi yeniden öğrenebilir ve hayata başka bir pencereden bakabilir.
Gönül dediğimiz şey de biraz böyledir. Kırılır, yorulur, incinir; ama samimiyetle, sabırla ve zamanla yeniden güç bulabilir. Yeter ki insan yaşadıklarının kendisini bütünüyle değiştirmesine, merhametini ve vicdanını elinden almasına izin vermesin.
 
Belki de insanın gerçek olgunluğu, hiç kırılmamış olmasında değil; kırıldığı yerden hayata nasıl baktığında saklıdır. Yaşadıkları onu sertleştirebilir, içine kapatabilir. Ama insan bütün bunların içinden geçerken vicdanını, merhametini ve iyilik duygusunu koruyabiliyorsa, işte o zaman kendisini yeniden kurmuş demektir.
 
Kintsugi bize kırığın da bir hikâyesi olabileceğini gösteriyor. İnsan da kendi hikâyesini saklamadan, geçmişinden utanmadan yoluna devam edebilir. Yeter ki yaraları, kalbinde iyiliğe ayrılan yeri daraltmasın.
Belki de hayatın en güzel tarafı budur: İnsan, yaşadığı kırgınlıklara rağmen iyi kalmayı başarabiliyorsa, hâlâ kendisiyle barışıktır. Her izin bir hikâyesi vardır; önemli olan, o hikâyenin bizi nasıl bir insana dönüştürdüğüdür.
 
Çünkü insanı değerli kılan, hiç kırılmamış olması değil; kırıldığı hâlde gönlündeki iyiliği koruyabilmesidir.
 
İnsan bazen altınla değil; vefayla, samimiyetle, sabırla ve zamanla onarılır.
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir