YAŞAR BEDRİ
Gül ve Atlas
gördü yüzünü ayna,
dağıldı gümüş kumpas
tanyerinde gülsuyu ve müşkül şem
‘göl’dü unutulan simyâ…
yoldan geçenleri kapalı gözle seyretsem!
tutuşur sözler.
söz suya kanar,
ateş dökülür gözlerimizden.
ateşin yolcusu yanar.
çık. unut dünyayı! beni güle sar desen.
sürtünen buzdağına aşk ilham edilmeden,
çeyizimde kaç yaralı şiir beni bekler
şairler erken yaşlanır, erken ölür babalar!..
bu bakış, bu hüzün, bu akşam
çıldırtıyor odaları gül’lerin sessizliği.
ne yazlar bilmeden geçti senden.
kıyıda bir gemi asılmış yelken direğine
kimse akşam olduğunu bilmiyor burada.
hani birden!..
kampanaların bıraktığı yolcular iner gülodasına
yüzlerde kaybolma korkusu,
tespih kuşları,
gözyaşı,
tenha sitem!..
hep gam! Ferhat’a sığınmış yolcudan
kalan yongalar. saklandığımız fazıla
her gece korsanlar aleme çıkardı
mumdan ve buğudan yontucu her gece
yeni bir tanrı yontardı güz yapraklarından.
düşen her yaprak yanlış atılan zardı
gül güle kavuştu, bulutlar ahârlandı
eylüldü kırgın bir aktara benziyorduk
o gül, heykellerin gölgesinde uyandı.
nasıldır aynaya bakmak
yani sana,
arkası yok boşluğa?
puslu camlardaki imlâ… o gül, o kayıp yüzler
hayâllerini güç belâ taşıyan yorgun katarım
gövdemde dal veren dünya ha(yâ)li,
ten/hâ’da kaybettiğim sen
sin
fırtınayı içinde sakla, martıyla sabahı bekle
yüreğinde küller!..
mangalda uçuşan zerre değil
âh, bilsen!..
odalar aynı kalır. yanıltır bizi eşyalar. çöl
de yeşerttiğimiz vâha, münzevî bahçevan olsan
“gülümüzü kopar(maz)dılar gülden”.
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
