EMİNE CUMA
Çare Sizsiniz
İnsanlar gibi fikirler de doğar, hastalanır ve ölürler. Zamanın kıskacında darala darala yok olur giderler. Bir süre sonra ne fikirler ne de fikrin sahipleri anılır. Zaman insana biçilmiş bir payedir. Her şey aşama aşama ruhumuz bile duymadan gerçekleşir.
Bir bebek mesela, doğar, büyür, yemeyi içmeyi öğrenir, konuşur ve bu şekilde hayatta kalmayı, yaşamayı öğrenir. Bir anda değil belli bir süreç neticesinde gelişir serpilir. Bir ağaç da böyledir, bir civciv de… Sadece canlı varlıklar değil toplum da bu şekilde gelişir, öğrenir, kemâle erer. Ve zeval de kaçınılmazdır bu yüzden. Çünkü bir şey kemâl noktasına ulaşmışsa bundan sonra eklenen ne varsa onu aşağıya çeker. Kaçınılmaz bir sona doğru sürükler. Bu kanunu bilmeyenler düşüşün nedenini büyük büyük sebeplerde arar. Belki de sorun sadece bizim hâlimizdeki değişmeden kaynaklıdır. Bu seçeneğin pek üzerinde durulmaz. Ra’d Suresi 11. Ayette Rabbimiz “…bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez…” buyurmaktadır. O zaman toplumsal olarak geldiğimiz noktayı anlamak için biraz gerilere gitmekte fayda olabilir.
Yazıya giriş yaptığım noktadan başlayalım öncelikle. Doğan ve ölen fikirler üzerine düşünelim. Yakın zamanda okuduğum bir kitapta geçen cümle beni bir hayli rahatsız etti. Kitap şunu anlatmaya çalışıyor: Yüzyıllar öncesinde gelişimini tamamlamış Batı’nın karşısında şansımız yok. Dini bağnazlıktan kurtulmadıkça başımıza gelen her şeyi hak ediyoruz bla bla.. Devam edip gidiyor. Bu cümleler, yüzyıllar öncesinin aşağılık kompleksinin uzantısı bir psikolojinin ürünü değil de nedir? Bence bu konular bırakın bir fikir olmayı artık sağlıklı bir ruh hâlinin olmadığını göstermekte. Bir kere Batı’ya uyumlanmak adına onların benzeri her şeyi yapmadık mı? Yaptık. E hani, neden gelişmiyoruz öyleyse? Maneviyat, tarih, kültür, dil, edeb, terbiye ne varsa kırdık geçirdik. E o zaman biz neden şu an yozlaşmadan bahsediyoruz? Ne manaya işaret edilmişti ayette? Siz kendinizdekini değiştirirseniz akıbetiniz de değişir.
Biz, “Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim… (Maide Suresi,3)” ayeti ile müşerref olmuş bir ümmetiz. Kemâle eren bir şeyde değişiklik yapılmaya çalışılması ve bizde olan hâlin muhafaza edilememesi zaten düşüşün başlangıcı değil mi?
Çözüm ise davranışlarımızı, durumumuzu düzeltmekten geçmektedir. Hangi noktada bozulduysak aksi yönde toparlanırız. Ne tarafa eğildiysek tersi durumda doğruluruz. İşte o zaman kemâlata doğru yol alabilir, yükselişe geçebiliriz. Ve bu da aşama aşama olacaktır şüphesiz. En başta, ölmüş, meyte, kokuşmuş fikirlerin artık temizlenmesi ile işe başlamak gerekir. Öğrenilmiş çaresizliklerimizin, daha doğru tabirle öğretilmiş, bize dayatılmış çaresizliklerin artık nihayete erme zamanı gelip geçmektedir. Oluşturulmaya çalışılan yanlış algıların ve dayatılmaya çalışılan fikirlerin özge bir bakış açısıyla tek tek ayıklanma zamanı gelmiştir. Ama en önemlisi durum tespitidir. Öncelikle hâlimiz nasıl bir hâl ona bakalım, düzeltmeye niyet edelim. Gerisi Allah Kerim, Allah Rahman ve Rahim…
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
