Bekleyiş

EMİNE CUMA Bekleyiş

EMİNE CUMA
Bekleyiş
 
Huzurevinin penceresinden dışarıya bakıyordu. Ölümü hatırlatan serviler, düşen sarı yapraklar…
 
Bekliyordu, hep bekledi. Oğlunu, kızını, torunlarını… Hayat hep bir yitiriş ve bekleyiş miydi? Haklı görürdü kendini. Ancak şimdi geç uyanmış bir gaz lambası cılızlığında da olsa fark ettiğine mutluydu. Çünkü asıl konu haklı çıkmak değildi! Sürekli haklı çıkmaya çalışmak yalnızlığın küflü kabuklarını tercih etmekti. Zaten sonuç pek de değişmiyordu. Çünkü asıl sorun insanın insanı anlamamasıydı. Anlayamaması değil, bilakis anlamaması. Israrla, direne direne… Bile bile anlamak istememesi…Anlamaya çalışmak da bir tercihti nihayetinde!
 
Gençken benzer rüzgârların hakimiyetinde o da savrulmamış mıydı? Neden bu denli şaşırıyordu ki?
 
Aslında daha çok üzülmeliydi. Özünden uzaklaşmanın sancısıyla yanan yüreklere… Ve şöyle haykırmak istiyordu: “Sen sadece sen misin? Deden, baban, ninen, annen… Hepsinde senden bir parça var ve hatırlamanı bekliyorlar. Unuttuğun geçmişini, davanı, verdiğin sözü hatırlamanı…”
 
“Gerizler başından hoplayamadım
 
….
 
Düşman galip geldi haklayamadım…”
 
Babamızın, dedemizin, onun dedesinin türküsü… Gençliğimizde kaçmak için uğraştığımız türküye dönüyoruz koşarak… Çünkü kimse özünden bir adım uzağa gidemez aslında. Bir toprakta doğmazsın sadece; orada yetişir, öğrenir ve o toprağa dönüşürsün gitgide…
 
Ve biz…Pencerelerimizde hep çocuklarımızı beklemedik mi?
 
Ey genç! Bekliyoruz… O türküye dönmeni bekliyoruz. Özüne döneceğin günedir hasretimiz… Korkma! Belki de bildiğimizi sandığımız birçok şey sandığımızdan başkacadır. Ve ayrıca geçmiş kaçacağımız bir şey değil, zorda kalınca sığınılacak en güzide limanımızdır… Hele de mevzubahis bu toprağın şanlı geçmişi ise…
 
İşte, pencerelerimizde kollarımızı açtık, seni kucaklamayı bekliyoruz. Sırtlanların dünyasından arkana bakmadan kaçıp kurtulman ve sana şefkatle açılan ata kucağına sığınman içindir bu bekleyiş. Ve biz o zaman düşmanı layıkıyla haklayabileceğiz.
 
Geç olmadan koş, annene, babana, dedene, ninene, atana sarıl… Altı asırlık çınarın gölgesine sığın, son yaprak da düşmeden henüz…
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir