Şeffaf Plastikte Şevval Uykusu

SİBEL ORHAN Şeffaf Plastikte Şevval Uykusu

SİBEL ORHAN
Şeffaf Plastikte Şevval Uykusu
 
Kuvözün içerisinde kayan minicik parmakların,
Şevval ayının son gününe teyellenmiş tebessümün…
Avucum kadardı boyun,
Elim ise sana dokunmaya kıyamayacak kadar acemi ve ürkek.
Bırakmadılar ki kara gözlerini hemencecik göğsüme basayım,
Seni cam kutunun zemheri yalnızlığına bıraktılar.
Üstüne bir de sarılık dadandı,
Mor ışıkların altında, camın gerisinde garip teslimiyetti minik bedenin.
Ödemini söküp aldıkça mor ışıklar senden,
Günü geldi tanıyamaz oldum kendi doğurduğumu…
"Bu benim bebeğim mi?" diye bakarken,
Yanağındaki ufacık ben çekip çıkardı beni zulmetten;
İşte benim kızım, işte benim Şevval’im!
Şevval ayının vedasına yetiştiğin için,
Mübarek günlerin evimize bıraktığı en güzel hediye oldun.
Geceleri seninle koyun koyuna uyumak,
Dünyanın bütün alacaklılarını kapının dışında bırakmaktı.
O zamanlar başımızda dağ gibi borçlar…
Eşya borcu, düğün taksitleri, ne idiği belirsiz senetler, faturalar.
Hatırlamıyorum bile hangi birine koşturduğumuzu.
Bir de birinin okulunu bitirmesi için ödevlerini yapardım,
Geceler boyu dirsek çürütüp notlarını tek tek takip ederdim de
Sana şöyle süslü bir beşik alacak parayı denk getiremedik ilk etapta.
Heves edip bir bebek köşesi düzmüştük oysa;
Görsen öyle güzel, öyle nazlı bir bebek ki…
Odadaki her şey çok kocamandı ki,
Sen içlerinde toplu iğne başı kadar minicik kaldın.
"Şimdi ne yapacağız?" diye çaresizce bakınırken,
Okusa güzel mevkilere erecek pratik zekâlı kadın,
Benim akıllı, canım ananemiz yetişti imdada.
Seni yıkamak için aldığımız şeffaf plastik küvet var ya,
İşte tuttu, hop diye senin ilk beşiğin yaptı!
İçine yumuşacık minderler, battaniyeler serdik,
Sen plastik teknenin içinde süt kokan ağzınla mışıl mışıl uyudun.
Süt kokan ağzınla,
Dünyadaki bütün fırtınalardan korumaya ant içtim o gün.
Hala saklıyorum tekneyi biliyor musun?
Kıyamam ki atmaya, senin ilk evindi…
Sonrası… Ah sonrası tam bir hüsran,
Geçip giden onca çileli, yorgun sene.
Gündüzün yükünü gecenin sessizliğinde silerdim ben,
Ev halkı uyurken camları ovardım karanlıkta.
Karşı evin balkonundan beni gözetleyen o teyze,
Bir gün iş çıkışı yolumu kesti durup dururken.
Çekip kolumdan, "Gecenin bir yarısı niye cam silersin sen guzum?
Düşeceksin diye yüreğim ağzıma geliyor" dedi.
Sadece güldüm geçtim teyzeye…
O zamandan yüklenmişim meğer dünyanın bütün yükünü sırtıma;
Gece yarılarında neyi yıkamaya çalıştığımı nereden bilsindi ki…
Geçenlerde evi silip süpürürken
Yine elime geldi o ilk yuvandan kalan parça.
Gözlerim doldu, bir hayal kurdum kendi kendime:
Bir gün bahçeli evim olursa eğer,
Onu bahçenin en güzel köşesine koyacağım.
İçine sular doldurup ördekler salacağım yüzsünler diye.
Bahçemde kazlar paytak paytak yürüyecek,
Minik bir körpecik koşuşturacak, tavşanlar havuç kemirecek.
Kedilerden korkarım bilirsin, onlar uzaktan baksın ama
Kuşlar gelsin her gün koyduğum kaplardan su içsin,
Hatta bazı cüretkâr olanları gelsin de
Avcumun içinden yudumlasın suyunu…
Gözümün nuru, büyüdün sen.
Sağ bakışın sağ ciğerime dokundu, sol bakışın sol ciğerime;
O iki çekik gözünün haresinde nefes buldu hayatım.
Japon’um benim, annelik ne güzel yakıştı senin sayende bana.
Daha 4.5 yaşındaydın, okuma yazmayı bile bilmiyordun henüz,
Evde oyuncaklarınla oynarken tencerelere, kutulara bir ritim tutardın ki…
Şahit oldum o an, Allah sana ne güzel hususiyetler lütuflar bahşetmişti!
Sonra gittin, piyano çalmayı da öğrendin zarif parmakların arasında.
Neler yaşadık seninle tek tek, birer birer…
Dedene sarılışın, boynuna kokunu bırakışın,
Kollarını boynuna dolayıp yaşlı çınarı koklayışın
Hiç gitmiyor gözümün önünden.
Sana yetebilmek için ne çok ağlardım ta küçücükken…
"Annelik yapabiliyor muyum, yetebiliyor muyum?" diye
Kaç gece gözyaşı döktüm tavanlara bakıp.
Ha bir de sorumsuzluğu yüzünden elektrik faturasını ödemediği var ya…
Elektriği kestiler bir kış gecesi.
Oda buz gibi, dışarıda ayaz…
Seni korumak için çıldırmış gibi koşturdum mutfağa.
Tüpe kocaman bir tencere su koyup kaynattım,
Odanın kapısının altına havlular sıkıştırdım buhar dışarı kaçmasın diye.
Cama devasa bir battaniye çiviledim ayaz içeri girmesin diye.
Tüpte kaynayan suyun buharıyla,
Küçücük odayı sana sıcak bir sığınak yapmaya çalıştım.
Çünkü sen buz tutmuş dünyadaki tek sıcaklığımdın…
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir