Kör Kuşlar

SİBEL ORHAN Kör Kuşlar

SİBEL ORHAN
Kör Kuşlar
 
Gıcırdayan öksüzlük sesleri karmaşada,
Ağır ağır ilerleyen günlerin kıyısına vuruyor…
Camlara düşüyor fırtına üşüyerek,
Doymazlığın koyu maviye dönerken göğün altında.
Membadan içtiğim sular şelaleler gibi akardı hani;
-ki hepsi kurgusal bir hafızanın montajı-
Karanfil kokuyor mendilim.
İklimler çilenin hazanın serabı,
Hasret türküsüne çalar sözlerim
Yasta mısın?
Gözlerin neden hep nemli?
Ay ışığı yakar ciğerimi, boydan boya yakar beni…
 
Madra Dağları’na gider yol, varırsın ürkek bir tavşan misali.
Bilirim, ciğerimin köşesi.
Yine hasret çöker kaderime,
Rüzgârın tenine sığınır mor akşam,
Cigaramın yükselen dumanı kaybolur gülüşünde.
Gayri kör kuşlar uçamaz, kanatları kırık.
İğnesi kırık bir plakta dönüp durur gökyüzü;
Yıpranmış bir fotoğrafta çözülür omurgamın dökümü;
Sözcükler boğazda paslı bir çivi;
Toprak küskün tohumuna, maya tutmaz çatlak kolonlar
Gözleri çakmak çakmak, usul usul al yanakları…
Alnına dökülen perçem, kâkül saklı yüzü
Uzun parmakları, hüzünlü gözleri,
Aklın kuruntusunda oyalanır,
Gerçeklik dediğin sinyali kesik, bir frekans.
Sistem hatası veren bir illüzyon.
Çözülen düş bohçası, sökük zamanı teyeller iplik,
Siner gecenin koynuna seval tan yıldızı.
Açılır tomurcuk güller, açılır eller semaya,
Çeltikler yayılmış obaya, boynu bükük.
Şafak sökende nazlı buğu çöker yalnızlığa.
Mahzun gözler dolu dolu, sapına kadar acı!
Sıla başlarında dolanır keklikler…
 
Ve geceye sığınmış firari iki canlı:
Biri sokakta biçare, gebe bir pişik…
Diğeri pencere ardında, üşüyen ben.
Maması mı yok acep?
Karnı açtı vesselam, dolanıp durdu aralarda.
Aynı kadrajda iki yabancı, anlatıcının hüzün sancısı.
Nallıhan bahçelerinden toplanan zambaklar hediye idi oysa…
Bir nemrut dolanmasaydı ardında,
Faka basar mıydı zinhar yürek?
Çaresiz hıyanetine, böğüren kalbimin azabına…
Seher yeli oracıkta ah ettim!
Gayri Allah ‘a havale ettim
Gözlerini yesin çıyanlar,
Zaten çıyan gözlüydü o bakışlar!
 
Rivayet işte…
Paramparça hatıralar,
Kırık kanatlar, kör olmuş göçmen kuşlar…
Sahi, bu masalı kim yazdı, kim sildi izlerimizi?
Sahi, bu mısraları kim yazdı, kim sildi bu sayfadan bizi?
Bir rüzgâr eser Ankara’dan Nallıhan’a doğru,
Kertik takvim sayfasında kapanır perde.
Yazar Selin’den meçhul bir silüet kalır geriye,
Ötelerden kalma hissiz narin bir ayaz…
Soğuk bir frekansta hıçkırık hıçkırık kuşların sesi…
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir