MEHMET ÇOBAN
Pusula ve İç Ölçü
Toplumsal çözülme ve bireyin hakikat arayışı üzerine
Bir yapının çöküşü her zaman dışarıdan gelen sert bir darbeyle başlamaz; çoğu zaman ahşabın nemle, içten içe kemirilmesi gibi sessizce ilerler.
Toplumların ve bireylerin çözülmesi de böyledir. Gürültülü felaketlerden ziyade, ahlaki ölçeklerin yavaş yavaş kayması, değer yargılarının esnemesi ve hakikatin yerini görünüşün almasıyla şekillenir.
İnsan, yönünü kaybettiğinde önce etrafındaki pusulalara bakar. Ya o pusulaların iğnesi çoktan bozulmuşsa?
Kalabalıkların alkışladığı her şeyin doğru, sükûnetle savunulan ilkelerin ise geçersiz sayıldığı bir vasatta bireyin en büyük imtihanı, kendi iç ölçüsünü koruyabilmesidir. Dışarıdaki gürültü ne kadar artarsa artsın, insanın kendi vicdanıyla baş başa kaldığı o sessiz anda sorduğu soru değişmez: Yönümü belirleyen şey nedir?
Toplumsal yozlaşma, standartların düşürülmesiyle başlar. Yanlış, yeterince tekrar edildiğinde norm hâline gelir; eğrilik, çoğunluk tarafından benimsendiğinde doğruluk görüntüsüne bürünür. Oysa hakikat, çoğunluğun oylamasına bağlı bir mesele değildir. Bir çizginin düzlüğü, onu çizenlerin sayısıyla değil, gönyenin doğruluğuyla ölçülür.
Kendi iç ölçüsünü yitiren bir zihin, rüzgârda savrulan bir yapraktan farksızdır. Oysa ihtiyaç duyulan şey, fırtınaya rağmen köklerine tutunabilmek, sapmayla yüzleştiğinde dahi yönü sabit tutabilmektir. Hayatın karmaşası içinde ayakta kalabilmek, pusulanın iğnesini dışarıdaki sapmalara göre değil, sarsılmaz bir hakikat merkezine göre sabitlemekten geçer.
Belki de insanın en büyük sınavı, kalabalığın yönünü takip etmek yerine kendi içinde taşıdığı ölçüyü kaybetmemektir. Zira zaman, neyin alkışlandığını unutturur; geriye insanın kendi vicdanıyla baş başa kaldığı o sessiz an kalır. O anda pusulalar susar, kalabalıklar dağılır ve insan, hangi yöne yürüdüğünden önce kim olarak yürüdüğüyle yüzleşir.
Hakikatin yolu bazen ıssız, bazen ağır ve sessizdir; fakat iç ölçüsünü koruyan insan için yön, dışarıda aranan bir işaret olmaktan çıkar, içeride taşınan bir istikamete dönüşür.
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
