EMİNE CUMA
Onlar ve Biz
“Allah’ım! Bana öğrettiğin ilim ile beni faydalandır, bana fayda verecek ilmi öğret ve benim ilmimi artır. Her hâl üzere Allah’a hamd olsun. Cehennem ehlinin halinden Allah’a sığınırım.” (Tirmizî, Deavât 129)
Peygamber Efendimiz (sav)’in duası ve Hakk Teâlâ’nın ismi ile yazıma başlamak istiyorum. En güzel isimler yalnız O’nundur. Malumunuz gündemi meşgul eden bir konu: cenazenin arkasından söylenenler ve aslında söylenemeyenler. Ve başka bir mesele daha var: Bu ara gündemde olan Ruhi Çenet’in Hasidik Yahudiler ile ilgili belgeseli. Duymuşsunuzdur, izlemişsinizdir. İzlemediyseniz muhakkak izleyiniz. Başka bir durum da Müslümanlar üzerindeki ölü toprağı…
Yahudiler ile ilgili belgeseli izlediğimizde yapılmak istenenin ne olduğunu net bir şekilde anlamaktayız. Belgeselde Yahudilerin İsrail için her gün dua ettiği söylenmekte. Onlar için dua çok önemli. Peki bize ne yapıyorlar? Duayı dillerimizden silmek adına; “karma, devir, iptal iptal veya saçma sapan sayıların telaffuz edildiği” dizileri, filmleri, sosyal medya karakterlerini parlatıyorlar. Biz de zaten bir defa izlemekten bir şey olmayacağını düşünüyoruz ya kolayca alışıveriyoruz.
Bu Yahudiler, teknolojiyi sınırlı kullanıyor. Telefon, sosyal medya vs. uzaklar. Peki bize sunulan ne? Oyalamak ve düşünmekten alıkoymak adına İslam’dan uzaklaşmayı sağlayacak bin bir çeşit yapım…
Onlar en az on çocuk sahibi, çocuk istememe gibi bir kararı kendileri veremiyorlar. Ama bize gelince evde hayvan besleme, hayvan annesi- babası olmayı normalleştirecek reklamlar ile özendirme politikası güdüyorlar. Evliliğin önünü kesmek için yapmadıkları yok.
Kendileri günde en az on saat okuyor. Ancak Müslümana gelince okuyamaması için her türlü oyalayıcıyı icat ederek, teknoloji ve bilimde en ileri olmayı hedefliyorlar. Ama dikkat edin kendileri ve çocukları bunların birçoğunu kullanmıyor.
Sonra kadınları başları kapalı geziyor, denize kapalı kıyafetlerle giriyorlar. Ama sen başını örttüğünde gerici, örümcek kafalı, çağdan uzak vs. görünüyorsun. Hele de sahilde rahatsız verici oluyorsun. Ve kendi tarz başörtüsünü sana dayatmak adına defileler düzenleyebiliyor. Adı ise” moda”… Ve işin sonunda, görüyoruz ki her mecrada aslında iki kutup var: onlar ve biz, hâk ve bâtıl, dost ve düşman, iyi ve kötü…
Peki aslolan durum tespiti yapmak mı? Ne yapsak bu handikaptan çıkarız? Eğitim, uyanık olma, kültürün nesilden nesle aktarılması, onların silahıyla silahlanma gibi gibi bir sürü şey yazılabilir belki. Bilemiyorum. İşin ehli bu konuyu daha tafsilatlı bir şekilde araştırıp sosyolojik, psikolojik sonuçlarıyla irdeleyerek makaleler yazabilir.
Ben ise kendi hâlimi düzeltmekle işe başlamak istiyorum. Yediğime, içtiğime, giydiğime, izlediğime, takip ettiklerime dikkat ederek; dinime aykırı hareket eden her kim varsa onlara karşı durarak ilk adımı atmak istiyorum. Okuyarak, okuduğumu hayatıma yansıtmaya çalışarak, dilim döndüğünce anlatarak… Ve severek… Rabbimi, Peygamberimizi (sav), âlimleri, Müslümanları… Unutmayın, kendimizi düzeltmeden ne bir gönlü fethedebiliriz ne de bir beldeyi…
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
