Meryem’den Haber Var

FİLİZ SOYDAŞ
Meryem’den Haber Var |ÖYKÜ|
 
Ömründen giden her bir yıl, başına gelen her dert, yüzüne derin bir çizik atmıştı giderken. Kafası önüne eğik yürürdü genelde; belki de oldu olası minnet etmediği insanlığa karşı bir tavırdı kimsenin yüzüne bakmadan yürüyüşü. Bu kederli halinde bile dünyaya meydan okuyan bir tavrı vardı. Sevdiği ile arasına giren yolların sahibi olan dünyadan hıncını almak istiyordu belli ki. Hüznüne karşın böyle duruşu, zamanında nasıl da heybetli nasıl da bıçkın bir delikanlıydı kim bilir, dedirtiyordu.
 
Şemsiyesinin kenarından süzülen yağmur, omuzlarını ıslattı. Üzerindeki ceket nerden bakılsa en aşağı on yıllıktı. Üşüdüğüne değil de ceketin bu zorluklara daha fazla dayanamayacak olmasına yandı. Gençken üzerindeki esvabı atmak için eskimesi değil ondan bıkması yeterli sebepti oysaki. Şemsiyeyi sağ elinden sol eline geçirip cebinden bir anahtar çıkardı. Üşüyen eli anahtarı kilidin içinde zor çevirdi.
 
İçeri girip şemsiyeyi kenara bıraktı. Islak ceketini, tıpkı kendisi gibi ayakta durmakta zorlanan ahşap askılığa astı. Direkt mutfağa gitti. Çıkmadan önce içine su doldurduğu çaydanlığın altını yaktı. Çay suyu kaynayıncaya kadar pencereden dışarıyı seyretti. Pencerenin önünden uzayıp giden sokakta gençliğini gördü. Uzun uzun düşündü. Hayalleri dönüp dolaşıp yine Meryem’e geldi.
 
Çayını ince belli bardağa doldurup ahşap merdivenlerden yukarı çıktı. Çatı katındaki balkonun kapısını açtı. İçeri hücum eden hava onu titretti. Hâlbuki az önce bu soğuk havada yağmurun altında saatlerce yürümüştü.
 
Dışarısı yağmurlu ve soğuktu. Bu hava, dışarıya çıkıp o beklediği haberin gelip gelmediğine bakmaya gitmesine engel olamamıştı. Daha ne zor hava şartlarında gittiği oldu bu hava mı ona mani olacaktı ki. Hatta bir seferinde zatürre olduğu halde gitmişti konsolosluğa da günlerce hastanede yatmıştı bu sebeple.
 
Zaten yıllar önce işten atılma sebebi de devamlı bu beklediği haberin peşine düştüğü için işini aksatmasıydı. Yoksa şimdi kim bilir hangi önemli şirketin mühendisiydi. Öyle başarılıydı ki Meryem ile tanıştığı o iş gezisinden dönünce şirketin en başındaki patronu bizzat yanına gidip tebrik etti onu. Maaşına da yüklüce bir zam geldi beraberinde. Meryem’den sonra asıl işi olan mühendisliği bıraktı. Alelade işlerde çalıştı ve bu işlerde de istikrar sağlayamadı.
 
O bunları yine hayal ederken yağmur çoktan kesildi. Soğuyan çayını tazelemeye gitti mutfağa. Çayını doldurdu. Eli şekerliğe gidince sanki elektrik çarpmış gibi geri çekti. Çayına şeker atmayı bırakalı öyle çok olmuştu ki hatta Meryem bıraktırmıştı. Elini şekerlikten böyle aniden çekmesinin sebebi, yine onu hatırlamış olmasıydı.
 
Sonra birden kendine kızmaya başladı yine. Meryem’i o gün giderken yalnız bırakmaması gerekiyordu. Uzun yıllardır aradığı babasını Almanya da bulduğunu söylediği an nasılda hıçkıra hıçkıra ağlamıştı Meryem, onun bağrına yaslanıp. Onları bırakıp gitmesinin sebebini gidip kendi ağzından dinleyecekti. Remzi’nin “Bende geleyim seninle.” deyip ısrar etmesine rağmen istemedi Meryem. “Bu işi çok zor bulduğunu unutma. Bana defalarca anlattın bunu. Benimle gelirsen patron gözünün yaşına bakmaz atar işten seni.” diye onu geri çevirmişti.
 
Remzi eskiye öyle bir daldı ki önündeki çay yine soğudu. “O gün seni yalnız bırakmamalıydım. İşin canı cehenneme deyip gelmeliydim seninle. Sana ne olduysa bana da yanında aynısı olmalıydı. Öldüysen bende ölmeliydim. Şimdi daha mı iyi oldu sanki? Yıllardır nefes alıp veren bir cesetten öteye gidemedim.” Bunları söylerken elini yumruk yaparak kafasına vurdu defalarca.
 
O esnada telefon çaldı. Açmadı. Sonra yine aradı karşı taraf. Ayaklarını sürükleyerek gitti ahizeyi aldı eline.
 
“Alo.”
 
“Remzi Uçar Beyefendi ile mi görüşüyorum acaba?”
 
Yaşlı adam elini sehpaya dayadı. “Buyrun efendim benim.”
 
“Remzi Bey, ben Almanya Konsolosluğundan Mehmet… Geçen gün ayaküstü sıkıntınızı anlatmıştınız, ben de telefon numaranızı almıştım.”
 
“Evet, hatırladım efendim. Yoksa Meryem’den haber mi var?”
 
“Evet, Remzi Bey, Meryem Hanım’dan haber var.”
 
Yaşlı adamın sesindeki telaşeyi sezen konsolosluk görevlisi, ondan telefonu kapatıp biraz sakinleşmesini hatta varsa tansiyon ve kalp ilaçlarını içmesini rica etti. Az sonra arayacağını söyleyerek telefonu kapattı.
 
Konsolosluk görevlisi az sonra arayacağını söylemişti ama bilemedi ki onun için kısa olan bu süre Remzi Bey için uzun yıllar demekti. Kucağına bir kor bıraktı ve öylece bekle der gibi geldi. Çaresiz yanarak bekledi. Meryem’i aradığı yirmi yıla denk gelen bir yarım saat geçti.
 
Telefon çalar çalmaz açtı.
 
“Mehmet Bey!”
 
“Evet, benim. Remzi Bey dediklerimi yaptınız mı?”
 
“Evet, ilaçlarımı içtim.”
 
“Sesinizden belli, heyecanınız yatışmamış ama.”
 
“Ben iyiyim. Vallahi iyiyim. N’olur söyleyin Meryem nasılmış?”
 
Telefondaki ses derin bir iç çekip bir süre sessiz kaldı. Nice sonra konuşmaya başladı. “Remzi Bey, Meryem Hanım 1970 yılının Eylül ayında Almanya’ya gitmişti doğru mu?”
 
“Evet, doğrudur.”
 
“Remzi Bey…”
 
“Efendim?”
 
Karşı taraf yine sessiz kaldı bir müddet. Ve devam etti. “Meryem Hanım gittiğinin ertesi günü hastanede yaşlı bir adamı ziyarete gitmiş ve o ziyaret esnasında hastanenin penceresinden düşmek sureti ile hayatını kaybetmiş. Kayıtlara da şüpheli ölüm olarak geçmiş. Kendi mi atladı yoksa o an yanında olan o yaşlı adam mı onu itti bilinememiş. Zaten yaşlı adam da uzun yıllar evvel aklı melekelerini yitirmiş ve peşinden gelen ağır hastalıkları sebebiyle hastanede yatıyormuş. Kimi kimsesi yokmuş. Meryem Hanım neden o gün oradaydı ya da o adam onun nesiydi kayıtlarda bununla ilgili herhangi bir bilgi yok.”
 
“Babasıydı…”
 
Görevli bunu duyunca şaşkınlığını gizleyemedi. “Öyle mi! Hayat ne garip. Keşke size böyle kötü bir haber vermeseydim. Remzi Bey, inanın çok üzgünüm.” dedi.
 
“Kendinizi suçlu hissetmeyin lütfen.” deyip, yardımından dolayı ona çok teşekkür ederek telefonu kapattı.
 
Sonra yine eski ceketini giyip sokağa çıktı. Bu sefer şemsiyesini yanına almadı. Oysa yağmur sağanak halinde sabahkinden çok daha şiddetli yağmaya başlamıştı ama o bunun farkında değildi. Evinin önünden uzayan yolda yağmura karışıp gözden kayboldu.
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir