Mevila

FİLİZ SOYDAŞ
Mevila |ÖYKÜ|
 
 “Şu bizim karşı tepenin zirvesine hiç kimse çıkamamış diye duydum bugün. Doğru mu dede?” diye sordu.
 
Tatillerde sırt çantasını alıp kendini dağa tepeye vurup gezmeye bayılıyordu. Hem dedesini ziyaret ediyor hem de ruhunu dinlendiriyordu doğanın dingin kucağında.
 
Çocukluğunda kardeşi ile ne çok beklemişti köyün ufak tepelerinde babasının yolunu. Tam beş sene babası izin günlerinde gelebildi ancak; o da yılda ancak iki hafta. Beş senenin sonunda babası onları da alıp götürdü büyük şehre. Belki de ondandı doğada hele ki tepelerde gezinmeyi sevişi.
 
Dedesi çayından bir yudum aldı. “Herkes böyle bilir işte” dedi.
 
“Nasıl yani dede?”
 
 “O zirveye kimsenin çıkmadığını zannediyorlar.”
 
 “Yani oraya çıkan oldu mu?” diye sorarken pencerenin tam karşısına düşen tepenin zirvesini işaret etti.
 
 “Orası çıkılması imkânsız bir yer değil aslında. Üzerinde bulunan dikenli otlar ve koca koca kayalar yüzünden zirvenin cazibesinden mahrum kalıyor insanlar. Hâlbuki dikenlerin, kayaların ardındaki güzelliği bir bilseler…”
 
 “Peki, kim çıktı o zirveye dede?”
 
 “Ben…”
   
Dedesinin o tepeye çıkıp tekrardan çıkmamaya neden yemin ettiğini ve o çıkışını neden bir sır olarak sakladığını merak etti.
 
“Bak oğlum senin dağ tepe gezmeyi ne kadar sevdiğini bilirim. Olur da bir gün buraya da çıkmayı aklıma koyarsan sakın geri kalma. Çık mutlaka oraya. Çıkınca da etrafta Mevila’dan bir iz ara. Benim yerime Mevila’nın ayak bastığı yerleri gör.”
 
“Mevila kim dede?”
 
“Gün gelir de oraya çıkar ve ondan bir iz bulursan anlatırım sana.”
 
Dedesinden bunları duyduktan sonra odasına kapanıp saatlerce düşündü. En sonunda ertesi sabah gün doğarken yola çıkmaya karar verdi. Bu niyetini de dedesinden sakladı. Olur da Mevila’ya ait bir işaret bulamazsa onu üzmek istemedi. Gece yatmadan önce sırt çantasını hazırladı.
 
Planladığı gibi sabah gün doğarken yola çıktı. Zirveye tırmanırken tahmininden daha çok zorluklar yaşadı. Dikenler yüzünden eli yüzü sızı veren çizikler içinde kaldı.  Birkaç sefer düşüp yuvarlandı da tırmandığı tepe çok fazla dik olmadığı için Allah'a şükretti.
 
Yara bere içinde vardı tepenin zirvesine. Etrafa şöyle bir göz gezdirdi. Geliş yoluna nispeten yemyeşil, renk renk kır çiçeklerinin rüzgârda bir o yana bir bu yana salındığı çok güzel bir zirveydi.
 
Evvela oturup zirveden görünen harika manzarayı seyretti. Yanında getirdiği nevaleyi, önüne serdiği örtünün üzerine koyup bir güzel yedi. Şimdi sıra Mevila’dan bir iz bulmaktaydı. Belki de bizzat kendisini bulurdu. Acaba avazı çıktığı kadar ‘Mevila!’ diye bağırmalı mıydı? Ne etmeli nasıl etmeli de ulaşmalıydı Mevila’ya?
 
Zirveye çıktığında artık oturulamaz halde olan ahşap kulübe görüp, içine göz gezdirmişti ama kimsecikler yoktu, hatta bir yaşam belirtisi bile… Kulübenin önüne bir umut tekrar geldi. İçeride ve o çevrede bir iz aradı. Tam umutları tükenmiş halde oradan ayrılacaktı ki kulübenin yanındaki ağacın dalında asılı duran ufacık bir çanta dikkatini çekti. Çantayı daldan alıp içine baktı. İçindeki zarfın üzerinde, “Mevila’dan Ali Kerem’e” yazıyordu. Şaşkına döndü; Ali Kerem dedesiydi.
 
İçinde, mektubun, bir alyansın ve oyalı bir yemeninin olduğu çantayı yanına aldı. Tırmanırken ki kadar zorlanmadı tepeden inerken. Ya da kafasının içini dolduran soru işaretleri sebebiyle anlamadı yaşadığı güçlüğü.
 
Eve döndüğünde dedesini bahçedeki çardakta buldu. Onu görünce elindeki çay bardağını bırakıp torununa gülümsedi.
 
“Sabah seni göremeyince o tepenin zirvesine tırmanmaya gittiğini anladım.”
 
“Dede, Mevila’yı buldum.”
 
Yaşlı adam olduğu yerden ani bir hareketle doğruldu.   “Nasıl yani, Mevila orada mıydı?”
 
“Hayır dede. Kendisini yoktu. Eski bir kulübe gördüm. İçini gezdim. Birkaç eski püskü eşya vardı. Bu eşyalar buram buram hatıra kokuyordu. Kulübenin önündeki ağacın dalında bu ufak çanta asılıydı. İçinde sana yazılmış bir pusula ve bir alyans ve bir de oyalı yemeni var. Bu arada Mevila kimdi dede?”
 
“Mevila, ah benim çilekeş sevdiğim. Tekrar oraya dönmez sanıyordum. Oradan beraber ayrıldık. O gün hem yollarımız hem ellerimiz ayrılmıştı. Mevila’m benden sonra geri dönmüş demek.”
 
Yaşlı adam ellerini yüzüne kapayıp sarsılarak ağlamaya başladı.
 
Az sonra biraz sakinleşti. Baktı ki torunu meraklı gözlerle onu izliyor. “Oğlum, Mevila, yüreğimi yerinden söküp ellerine bıraktığım kadın. Biz birbirimizi çok sevdik. Gel gör ki Mevila’yı başkasına verdiler. Bende aldım kaçırdım o gördüğün kulübeye. Ama olmadı; duyduk ki Mevila’nın babası abimi vurmuş. Ailelerimiz can düşmanı oldu. Daha bir sürü kötü olay birbiri ardına geldi. Biz de ailelerimize geri dönmeye karar verdik. Kulübeden çıkıp köye gelene kadar ellerimiz kenetliydi birbirine. Sonra Mevila’yı da alıp buralardan göçtü ailesi. O gün köye girene kadar alyanslarımızı çıkarmamıştık.”
 
Elindeki kâğıdı açtı. Yazılanları okuyup tekrar ağlamaya başladı hem de hıçkıra hıçkıra.  Sonra kâğıdı torununa uzattı. Delikanlı kağıdı alıp içinde yazılı olan mektubu okumaya başladı:
 
“Ali Kerem, senin hasretine dayanamayan kalbim beni yine buraya getirdi. Sen gelinceye kadar bekleyecek gerekirse burada ölecektim. Sonra duydum ki evlenmiş hatta baba olmuşsun. Bu yüzüğü ve ayrıldığımız gün avuçlarıma bıraktığın yüreğini buraya saklıyorum. Benim yüreğim ise tam bu ağacın altındaki toprakta gömülü; senden sonra yaşamasına imkân yoktu. Onu burada kaybettim ve tam bu ağacın dibine gömdüm.” Mevila
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir